24 Şubat 2011 Perşembe

Sinema: Sektör ve Endüstri

Bugün Sinemaya Giriş dersimize Amerika'da çalışan bir Türk yapımcı katıldı. Oradaki sektörle Türkiye'nin yapısını karşılaştırdık. Aslında durum sandığımız kadar berbat değil onun gözünde. Aksine müthiş bir ilerleme olduğunu düşünüyor Türk sinemasında. Bugün konuşulanları daha çok onun gözünden yazayım dedim ben de.

Türk sineması artık eğlenceden sıyrılıp sanata ilerlemiş durumda, dünyaca ünlü festivallerde yerli yapımlarımız yarışıyor, ödüller kazanıyor hoş bu bizde kibrit kutusu kadar bir gazete haberiyle yer buluyor ancak dünya sineması artık Türk sinemasını es geçmiyor, söz sahibi olmuşuz.

Kanada'da okuyup, bir süre çalışıp sektör şartları gereği New York'a geçmiş konuşmacımız. Burada hiç çalışmadığı için sadece arkadaşlarının anlattıkları ve kendi takip ettiği kadarını biliyor. Sektörümüzde en çok şaşırdığı konu dizi süreleri. Bunun yanı sıra daha pişmemiş bir sektör olarak tanımlıyor Türkiye pazarını. Çalışma koşullarının kötülüğü henüz sistemin oturmamış olması. New York şu anki sistemine 1930'lu yıllarda geçmiş, öncesinde bir tiyatro ve sessiz film kültürü olduğundan sistem kolay oturmuş. Yani onların sektörü bir bina inşaa etmeden önce temellendirilip projelendirilirken bizim sektör gecekondu misali yerleştirilip bir duvarı bir gün, bir duvarı iki ay sonra yapılan evler gibi, hala da inşaatı sürmekte.

En ses getiren eylem Yerli Dizi Yersiz Uzun eylemiydi ancak sonuç verdi mi tartışılır. Hala dizi süreleri aynı, sebebini oyuncuların aldıkları paralara bağlayan RTÜK ve reklam gelirinin azalacağını düşünen kanal sahipleri bir türlü orta yol bulamıyor demek ki.

Senaryolara gelince artık daha cesur ve farklı olduğumuz düşünülüyor. İşlenmeyen konuların, irdelenmeyen olayların dizi ya da sinema filmi olarak karşımıza çıktığını düşünüyor. Her ne kadar verdiği örnekler 50 yıllık kitaplardan uyarlanan işler olsa da kitap ve sinemanın/televizyonun konu bakımından işleyiş farkı olması, bir kitapta bahsedilecek bir konunun televizyon için cesaret işi olması bunları yenilik olarak gösterebilir tabii ki.

Türkiye'deki işlerin "Ne versen yerler" işler olduğunu da düşünüyor aynı zamanda. - ki bu konuda zaten hemfikiriz -  Özellikle televizyon sektöründe var olan bu yaygın düşünce kalitesiz işlerin başlıca sebebi. Çalıştığı ülkede sıfır hata felsefesiyle çalışıldığı için sinemada ya da televizyonda bizdeki kadar pis işler görmek zor. Ancak şu da var; bizim kötülediğimiz, "Böyle iş mi olur" dediğimiz pek çok program oralarda da yayınlanıyor ancak azınlıkta olmalarından mıdır yoksa bizim her şeyin suyunu çıkarmamızdan mıdır bilemiyorum illa ki bir kalite farkı oluyor.

Bugün konuşmadığımız ama sektöre dair kafamı karıştıran bir diğer konu da ülkemizde iki ayrı uçurum denilecek kadar keskin bir çizgiyle ayrılan Sanat filmi ve Ticari film kavramı. Şimdi baktığınızda bizde Recep İvedik varsa onlarda da Mr. Bean var ve bana kalırsa pek bir farkı da yok. Aslında o da bu tarz filmlerin zaten sanat kaygısı taşımadığını, eğlence amaçlı olduğunu belirtti. Sonuçta yabancı yapımların hepsi de birer şaheser değil ve aslında sayıca en az bizdeki kadar çerezlik film yapılıyor ancak kaliteli yapımların da sayıca fazla olması belki de teraziyi dengeleyen unsur. Belki de biz teraziye fazla çerez koyduğumuzdan diğer kesede duran filmleri görmüyoruz bile. Ancak bizde varolan "Herkes gitmişse ticaridir." düşüncesi onlarda hiç yok, aynı zamanda "Bu kadar izlendiyse mükemmeldir." düşüncesi de yok ki bu iki düşünce zaten konu sinema olunca beni çıldırtan düşünceler (Bkz: Yerli Film Yersiz Eleştiriliyor) Onlar, kaliteyi gişeye odaklamayıp gişe başarısını ve film başarısını ayrı ele alıyorlar ki bence bizde sektör değişimine dair atılması gereken ilk adım bu. En güzel kanıtı da klasikler arasına girmiş, kült denilen yapımların aynı zamanda da gişede tozu dumana katan filmler olması.

Dışarıdan bir gözle sektörümüz tabiri caizse bebek, ancak yapılan işler şartların çok üstünde. Sadece sektör olarak değil izleyici gözünde de değişmesi gereken şeyler var. İzleyicinin kalite arzusunun artması, daha bilinçli yaklaşması ve özellikle televizyon izleyicilerinin her önüne geleni yememesi zaten sektörü değişmeye zorlayacak koşullar yaratacaktır. Sektör izleyici değişmeden değişmez, her zaman yapımcının, senaristin, yönetmenin ve kanal sahibinin sığındığı tek bahanesinin elinden alınması lazım değişim için; HALK BUNU İSTİYOR.

3 yorum:

  1. Öncelikle şunu diyim hemfikiriz ve ben şunu düşünüyorum Amerika'ya göre daha ''bebek'' bir yapıda ya sinemalarımız,dizilerimiz vs. açıkcası onların 5-10 sene önceki olayları konuları,öyküleri,dizileri biz daha yeni gündemlerimize alıyoruz gerçekten bazen düşünüyorum ''Bollywood'' dışarıda bizim ''Türk Sinema''mızdan daha çok mu ses getiriyor...(Serhat Savaş)

    YanıtlaSil
  2. Bollywood bir dönem dünya sinemasında gerçekten çok ilgi çekmişti hatta Hollywood oyuncuları bile yönelmişti ancak bu slumdog millionaire 'in etkisiydi biraz da. Dönemsel olduğunu düşünüyorum mesela bir dönem büyük bütçeli filmler revaçtaydı şimdi daha çok hikaye odaklı olmaya başladı dünyada bizde de tam tersi sanki büyük prodüksiyonlar yapılmaya çalışılıyor yeni yeni.

    YanıtlaSil
  3. Ama işte biz daha bunun temelini yeni yeni atıyoruz ben açıkcası üzülerek söylüyorum gerideyiz çok ünlü oyuncularımız, ünlü prodüksiyonlarımız var diyoruz ama ya bunlar ''Ya abi harbiden sinemamımıza katkımız olsun'' diye birşeyler yapmıyorlar ya da yapılanlar adım attırmıyor sanırım bir iki oyuncularımızın Hollywood'da bir iki ufak rol aldı diye ''Aa biz geliştik'' havalarına girilmemesi lazım diye düşünüyorum bilmem yanılıyormuyum? (Serhat Savaş)

    YanıtlaSil