19 Ağustos 2009 Çarşamba

Bosphorus prensesi

Ekşi sözlük çıktı,mertlik bozuldu. Herbirşeyi eleştirme yerin dibine sokma taraftarıyız. Klavyesini eline alan konuşuyor,eziyor,bitiriyor ancak bu arada da çok kişi hor görülüyor. Bunlardan bir tanesi de Ayşe Özyılmazel. Gencecik bir kız,Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinde köşe yazarlığı yapıyor,şirin bir yüzü, sivri bir dili var. Ama yoook ünlü birinin kızı ya illa torpillidir bu. Kimse de bu yaşta başarıdır aferin falan demez zaten.

Hakkında en çok yapılan yorum Sex and the City’i çok izlemiş,Carrie çakmasıymış,yazamıyormuş,basitmiş falanmış filanmış.

Yüksel Aytuğ hayranlığım had safhada,gazete alma üşengeçliğim de bir o kadar olunca her gün Sabah gazetesinin sitesine girip okumaya başladım ben de. Sonra geçerim ordan Ayşe’nin sayfasına,çok da severim kendisini. Hoşuma gidiyor yazma şekli. Tamam bir tiki havası yok değil,yazılar da böyle kabul ama bunu çok şirin yapıyor kesinlikle.

Yazıları biraz bakış açısına bağlı. Siz okurken şunu yedik,bunu giydik,oraya gittik,burada eğlendik tarzı birşey görebilirsiniz ama ben altında ince ayrıntılar görüyorum

Kadın erkek ilişkilerine yaptığı yorumları da çok seviyorum. En arkasında durduğu ve sık sık dile getirdiği tezi; “Erkekler düzdür,kadınlar labirent gibidir.” ee bu yalnış değil ki hepimizin artık kabul ettiği birşey ama bu tezde atlamamamız gereken bir durum daha var; erkeğin düzlüğü odunluğundan değil,kadının karmaşıklığından.

Yazıları falan güzel,o da benim gibi şarkı sözü ve müzik hastası bu yüzden aralara serpiştirdiği şarkı sözlerini de ayrı bir seviyorum. Zaten müzik ona baba yadigarı. Aynı zamanda müzikle de uğraşıyormuş ben sadece Gecce için yaptığı şarkıyı dinledim,beğendim de

Albüm de yapacakmış yakın bir zamanda hem de Avrupa Müzik etiketiyle. Son zamanlarda en sevdiğim albümler bu firmadan çıkıyor valla iyi yeri kapmış kızımız.

Son olarak bu kadar övdük,sevgimizi belirttik ama bir noktayı geçmeyelim. Kendisinin yazılarında artk sinir eder boyutta bir Yalın hayranlığı var. İki lafından biri Yalın olmuş durumda. Benim Cenk Han Alkaya sendromumun aynısı Ben de sonra farkettim iki üç kere adının geçtiğini işte dışardan bakınca nasıl durduğunu gördüm kendisinden

Her neyse yazının ana fikrinden uzaklaştım gene. Şimdi benim aslında bu yazıya başlama sebebim “İyi kızdır,okuyun” falan mesajı vermek değil, Ayşe’nin üzerinden genel bir kanıya varıp o kanıya sıçmak.

Şimdi bu kız Türkiye’nin en önemli sanatçılarından birinin kızı.Aile dostları hep yazarlar,sanatçılar falan di mi? Öyle. Peki bunlar var diye yani bunlara sahip diye birine yekten yeteneksiz,özenti demenin mantığı ne? “Babası şarkıcı ya çıkarır tabi albüm” “Hıncal aile dostları ya kapar tabi köşeyi” gibi salak salak lafların körlükten başka açıklaması olamaz.

Hiç mi okuyanı yok,hiç mi dinleyeni yok. Koskoca gazete babasının hayrına mı maaş veriyor,köşe veriyor,itibar veriyor bu kıza? Ya da her tarzdan en büyük sanatçıları bünyesinde barındıran Avrupa Müzik babası şarkıcı diye mi kıza albüm teklifi yaptı?

Tanıdıkları,hayat tarzı,çevresi kızın sadece artılarından bir kaçıdır,bu artıları onun eksisi yapmak da eline klavye alıp her şeye bok atan kitlenin(sadece ekşi sözlük için demiyorum,ekşi sözlüğe hastayım o ayrı) işidir sadece. Birini yazdıklarıyla ne kadar tanıyabilirsiniz bilmem ama bu kız çok içten,samimi ve dürüst yazıyor,hissettiklerini ve kendini çok güzel anlatıyor. Yazdıklarından anladığım kadarıyla da zaten bu kitleyi pek umursamaz,kafasına estiği gibi yaşamaya devam eder ki zaten de doğru olan,herkesin yapması gereken de budur.

Gizem’le konuşurken de aynı şeyi dedim zaten. Başka bir arkadaşla ilgili konuşuyorduk,artık görüşmediğim bir ortak arkadaşımızla ilgili. O da böyle herkesin hayatına müdahale eden,vaaz veren,ahlak polisi/namus bekçisi kesilen bir tipti. O arkadaştan yola çıkarak söylediğim tek laf da;”Zaten herkes kimin nasıl yaşayacağı kararını başkasına bıraksa sorun kalmayacakı” demiştim işte bu yorumlar falan da bunun kanıtı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder