31 Aralık 2013 Salı

2013 (Kişisel)

Her sene olduğu gibi geçmiş seneye geçirip yeni seneye umut bağlayan insanların aksine ben baya baya değerlendirme derdindeyim 2013'ü. Kişisel olarak komple bakalım 2013 benim için nasıl geçmiş :)



Ocak

2012 kadar sikik geçen bir yıl olmamıştı hayatım boyunca. Dolayısıyla Ocak ayı da hala aynı karmaşanın kafamda sürdüğü bir aydı. Kalbimle beynim birbirini debeleyip duruyor, bir anlaşmaya varmışlıkları yok. Biri Tayyipçi biri Kılıçdaroğlu'cu halk gibi birbirine girmişler ben arada garibim kim o an baskın gelmişse ona kayıyorum yazık. Bir Derilla bir Eşref derken Ocak ayına beraber girebilmişiz Eşref'le en azından, beyin o kadar baskın gelebilmiş. Miraç, Begüm, Doğan, İnanç, Eşref, Yadigar, Fahri Annem, Sinan falan derken güzel güzel girdik biz yeni yıla. Ocak ayında hala evim,yerim,yurdum yok orda burda kalmalara devam. 17 Ocak'ta Eşref'le ayrılmışız, o kadar çok ayrılıp barıştık ki hatırlamıyorum bile artık. Facebook zaman tüneli sağolsun.

Şubat

12 Şubat'ta şu an uğramaya tenezzül etmediğim evi tutmuşum. Anahtarı elime aldığım anı hatırlıyorum mesela, Begüm ve Doğan'la temizliğimizi, o soğukta dona dona yediğimiz lahmacunu. O eve çok anlam yükledim ben. Bir evle hayatının dönüm noktası olmaz. Aslında hiçbir zaman da sevemedim o evi sadece birileri gelip giderken güzel geliyordu o kadar. 12 Şubat'ta evi tuttum ama tabi hemen taşınmadık. 2 tane tek kişilik koltuğu vardı. 14 Şubat'ta Eşref'le ikisini birleştirip dona dona yatmıştık o evde, demek barışmışız o arada burdan bunu anladım. 16'sında annemden gelen eşyalarla ev, ev oldu gibi oldu. Bence hiçbir zaman olmadı tekrarlıyorum. Her neyse 22 Şubat'ta Aslı'nın Hayal Kahvesi gösterisinde Naz ile karşılaştık. Tanışıyoruz ediyoruz ama sık görüşemiyoruz baktığında baya da iyi anlaşıyoruz aslında. Bu konser karşılaşması ile ilişkiler kuvvetlendi. Aylar geçti, yıl bitti, herkes gitti Naz kaldı. (Madamsın laaan) 

Mart

Annemle barışıp çalışmaya başladığım ay. 9 Mart'da Begüm, Doğan, Eşref, Rıza falan beraber evi donatmışız. Eşref'in arkadaşının arkadaşı mıydı neydi birinden baya baya evi döşemiştim baya da ucuza. Taşınması da İmece. Mart'ta spora başladım kısa sürdü ama olsun fena bir deneyim değildi. Mart ayı müzik için efsane bir aydı benim için. Önce Melis Danişmend sonra Aylin Aslım sonra Aydilge falan derken gitti ve bence 2013'ün en mükemmel aylarından biriydi. Niyeeee? Çünkü doğum günüm lan mart! Yıl kaç olursa olsun o yılın en efsane ayı Mart olmalı çünkü ben o ay doğdum amk! Bu Mart ayında Doğan ve Begüm'le kavga ettim, ikisini de hayatımdan çıkarttım ve bir başka boyuta gittim. Doğum günüm de efsane bir kutlama oldu. Canan, Fatih, Kaan, Barış, Büşra, Naz, Sedat, Eşref, Ozan, Mehmet, Rıza derken güzel bir kutlama oldu. Bu ayı da öyle atlattık ama sorun şu; Benim olmayan beynini siktiğimin kalbim hala Derillaaaa Derilaaaa diye atmakta.

Nisan

Nisan ayının güzelliği şuydu ki Malt girdi hayatıma. Rosa'dan sonra aynı model bir yavşak bir kedim oldu çok da iyi oldu. Malt bana baya bi iyi geldi. Nisan ayı da bomboş öyle gitti.

Mayıs
2 Mayıs'da Eşref'le tekrar ayrıldık. Bir maç günüydü. Esat ve Ozan'la maçı izlemeye gitmiştik, onlar evdeydi. İçtim... içtim... içtim... içtim saat 4de eve döndüm, yanına uzandım. Kafamda ayrılmak net ama duymak istediğim ve beni vazgeçirecek tek bir şey var; "Seni seviyorum". "Beni seviyor musun?" dedim "Yaa zıbar yat" dedi ki o saat ve durum için en mantıklı cümle bence de oydu. Sonuçta bitti. 12 Mayıs'da aklımda zerre yeri olmayan, bir kere bile aklımdan geçmemiş bir adamla, sırf o sevgilisinden ayrılmış ben ayrılmışım birleşelim kafaları dağıtalım diye buluştuk ve iş çok farklı bir noktaya taşındı. Şimdi gizlilik yüzünden bu adamın adını söyleyemiycem bu adama ÖKÜZ diyelim biz kısaca çünkü kendisi harbiden su katılmamış bir öküz.Eşref 10 gün sonra birinin bulunacağına ikna olmayınca bu ÖKÜZ'ün biz beraberken olan biri olduğuna kendini inandırdı, beraberken bile etmediğimiz şiddetli bir kavgayı ayrıldığımızda ettik ve iş "Anahtarını bırak siktir git"e bağlandı ve her şey bitti. Ayrılsak da beraberiz mantığını da yitirdiğimiz ilk kopma burada yaşandı. Mayıs böyle boş boş geçerken bir anda tarihin seyri değişti ve tam 31 Mayıs'da Gezi Parkı Olayları ceryan verdi. 

Haziran&Temmuz

31 Mayıs'ı 1 Haziran'a bağlayan gecede ben hala sokaklardayım. Toplana toplana gitmişiz ordan burdan derken 4 saat sonra Taksim'e çıkmışız. Galatasaray Lisesi'nin oradayız ama ne yapacağımıza dair en ufak bir fikrimiz yok. Şarj bitmek üzere. Telefonu kapatıp kapatıp açıyorum. Telefonu açığımda Begüm'den gelen bir mesaj, numarasını silsem de tanıyorum. Mesajı anlamayıp "Ara" diye mesaj atıyorum. Özeti; "İnanç sizin eski evin sokağındaydı en son, ulaşamıyorum." hesaplaşılmamış konular şu an gündem dışı benim için, önemli olan İnanç. Bizim eski ev dediğimiz de bu Hala Mantı'nın falan olduğu sokak, Fransız Lisesi'nin karşısı. Polislerin görev değişim saati olduğu için rahatım. Hızlı hızlı oraya gitmeye çalışırken İpek sokak civarında bir gaz yiyoruz ama ne gaz. komple gezi olayları boyunca ben öyle gaz yemedim. Kendimi kaybedip bir duvarın dibinde kusmaya çalışırken hayal meyal bir görüntü gördüm yüzüme ağzıma bir şeyler sıktı gitti. Bir kaç kişi var başımda duran. 1 dakika sonra kadar kendime geldiğimde toparlanmıştım. Evin oraya doğru koştum da o kalabalıkta İnanç nasıl buluna be gardaş? Bir kaç gaz daha yiyip Alman Hastahanesi'ne çıkan sokağın otoparkının kaldırımında oturuken İnanç'ı gördüm hemen durdurdum. Öpüştük, sarıldık, oturduk derken Begüm bize haberler vermekte. "Gerçek mermi kullanma izni çıktı" dedikodusu da ilk o gün yayıldı. İnternet falan yok hiçbirimizde, bazı anlar hasbel kader çekiyor da o zamana kadar atılan mesajlar geliyor. Türkiye tarihindeki ilk halk direnişi olduğundan ve AKP hükümetini tanıdığımızdan bu "Gerçek mermi" işi bize hiç "Yok abi yaaa yalandır" gelmiyor. Hani hayatın gözlerinin önünden film şeridi gibi geçer muhabbeti var ya işte onu o an anladım lan ama hayatın falan geçmiyor, pişmanlık geçiyor sadece. Bütün "Keşke"lerin vuruyor yüzüne. En büyük pişmanlığımın öyle bir kavgayla Eşref'den ayrılmak olduğunu anladım o an da bir yandan canımızın derdindeyiz İnanç'la. Cihangir'e doğru gidiyoruz tam "Şu aşağıdan bir taksiye biner kaçarız" derken Tophane'de toplanan palalıların haberi geliyor. Sokağın başı polisler, sonu palalılar. Polisi seçtik tabii ki mantıklı olarak. Bir şekilde çıktık o gün Taksim'den. 1 Haziran'da polisin Taksim'den çekildiği haberi televizyonlarda, polis şiddetinin yayıldığı da sosyal medyadan geldi.Herkes Beşiktaş'taki polis şiddetini tweetliyor. Ben de işten çıkıp Beşiktaş'a doğru gittim. En ultra direndiğim gecelerden biriydi o. Ayrıntılara girmem şu yazıda be dostum. Ertesi gün Ozan, Asmin falan buluştuk beraber direnicez. Taksim güya boşaltılmış da güven yok ki pezevenklere. Barikatlara katıldığım gecedir o da. Gümüşsuyu'nda 4 önce 2 babalar barikatı kurduk. Ben artık işi öğrenmişim çantada limonlar, talcidler, tuvalet kağıtları, ıslak mendiller falan ne ararsan var. Bizim Taksim ve Gümüşsuyu'nda keyfimiz çok yerindeyken Beşiktaş Dolmabahçe civarından sinyaller geldi, oraya gittik.POMA'nın gelişini gördük. Daha sonra "İçki içilen, grup yapılan cami" olarak tarihe geçecek olan caminin sağlık ekibinden siparişleri alıp Taksim'deki revirleri, insanları gezip ihtiyaçlarını ulaştırmayı görev edindik kendimize. Ozan Ç. olaylarda yaralanmadı da durdu yolda kırılan şişeye basıp Taksim İlkyardım'a gitti, biz peşinden onun yanına gittik. Kaptan Dolmabahçe ile tanıştık. 5 Haziran'da olaylar Taksim'de sakinleşmişken bir iki gün öncesinden Hilal'in geleceğini bildiğim için çıktım Taksim'e. Hilal'in yanına gittiğimde bir kaç aydır kavgalı olduğum Begüm ve Doğan bir yanda, Eşref bir yanda. Ben nereye düştüm lan derken kaldım öyle ve hayatımda ne kadar rahat olursam olayım uyduğum 2 kuraldan birini kırdım, hayatımın en büyük kevaşeliğini yaptım. Bundan sonrasını Gezi'den bağımsız anlatıcam. ÖKÜZ'ün facebook gönderilerinde "Polisimizin yanındayız"ı görünce altına o güne kadar ne kadar polis şiddeti görüntüsü varsa ekleyip iletişimimi kopardım. Herif kör beyler dedim ve yoluma devam ettim ama şu var adam her ne kadar Gezi'yi BDP&CHP eylemi olarak görse de, inanmasa da her çıktığımda beni merak etti, nasılsın napıyorsun dedi, iyi olup olmadığımı hep bilmek istedi. Amk ben babadan boşluklu insanım bana bunlarla gelirseniz ben size aşık olurum lan. Olmadım ama o da bir şey. Tuttum kendimi, dedim "Direnmeyenle olmaz." o herifle de hiç olmaz. Bir şekilde direnişin aktif hali bitti, pasif direniş full time devam. Bu arada amelyat ihitmali çıktığı için benim meydanlara çıkmam sekteye uğradı ben de çıkanlara haber yayma görevini alarak evden devam ettim direnmeye.

Ağustos

Ağustos ayında da hayatıma Emre girdi, eskiden de tanışıyorduk da öyle sadece tanışıyorduk sadece. Ayrıca Malt'ın aşırı haylazlığı sebebiyle Anise de hayatıma katıldı. 2 adet dövme yaptırıldı. Bu ay artık direnişin ardından hafif hafif depresyona girdiğim zamanlar. Hala bir yerlerden ölüm haberleri geliyor, devletin durumu daha da sert kendimi hiç düşmediğim kadar büyük bir boşlukta hissettim. Ağustos ve kendisini takip eden bir kaç ayda bunalımın dibine vurdum. Buna bulduğum çözüm ise hayatımın Aşk-Meşk departmanını işten çıkartmak oldu. ÖKÜZ de bu alandaki tek çalışan olduğu için kendisine mesaj attım ve dedim ki "Bebeğim ben bu aralar iyi değilim bir süre görüşmeyelim." ÖKÜZ öküz falan ama anlayışlı hatta baktığında bazen duygusal bir herif. "Tamam yavrum iyi ol yeter" dedi geçti. Karar en azından 1 ay kimse olmadan bir kafayı dinlemek ama mümkün mü? Değil. Ertesi gün kaç aydır arayıp sormamış Derilla benim bu kararı aldığımı hissetmiş gibi aradı. Geldi bizim şirkette çalışmaya başladı. Amk seviyorum işte siktir git bi değil mi? Gitmedi, gitmez. Ben ne zaman böyle bir karar alsam ya da biriyle olmaya karar versem bu pezevenk test gibi çıkar gelir ve ben o testi hiç geçemem. Biz bu herifle check-in yapınca da ÖKÜZ "Bana git desen giderdim lan niye yalan söyledin?" diye bir mesaj attı. Nasıl açıklayacaksın şimdi bunu adama, Derilla'yı biliyor herif. Açıkladım bir şekilde, çok da tatmin olmadı. Sonra Derilla klasik Derilla'lığını yaptı, ben de sikerim kafa dinlemesini diyip ÖKÜZ'le devam ettim. Bir de bu ay içinde Haziran ayında olan "En büyü kevaşelik" dediğim olayı Naz'a anlattım, o zamana kadarki mesajlaşmaları falan gösterdim.

Eylül&Ekim
Eylül ayında farkettim ki benim kafamı dinlemeye değil beni o ana kadarki her şeyden uzaklaştırabilecek, unutturabilecek bir şeye ihtiyacım var.7 Eylül'de Eşref, ben, Naz, Mehmet, Rıza, Zeynep buluştuk. Arka masada bir tane taş gibi çocuk, hemen önünde Eşref. Bir yandan da Eşref'le barışma çabam var çünkü kafa hala kimse onun gibi sevmez, kimseyle öyle olmaz kafasında. (Bunu aklında tut ileriki aylarda lazım olur.) Çocuğu kesiyorum, Zeynep sağolsun numarasını falan da aldı, mesajlaşıyoruz ama önde bir duvar var arkadaş. Çocuklar kalkı gitti, arkasından da biz kalktık amaç çocuklarla buluşmakken bir anda mesajla çok sevdiğim birinin ölüm haberi geldi. Ben hayatımda o kadar boşluğa düştüğümü hatırlamıyorum. Bir anda bütün her şey o kadar sıradan göründü ki bütün hayatın ancak o kadar boş görünebilirdi. Geldi mi yine bana bir depresyon. Depresyon da değil de bende oldum olası olan bir intihara meil var. Yanımda Naz var, baş edemeyeceğini anlayınca destek kuvvet olarak Eşref kozunu oynamış, o anlar halinden diye. O günü atlattık bir şekilde de benim aklımdan baya baya siktirip gitmek var. Sonra bir Kadıköy direnişi ceryan etti. Sonra bir süre konuştuğum biriyle bir tanışma buluşması, olmadı daha önce gözüme kestiğim bebeyle buluşma derken o da olmayınca farkettim ki hala hallolmayan bir şeyler var, önce bir onlar hallolsun da onun ne olduğuna dair en ufak bir fikrim yok. Ben yine bu içimdeki boşluğu çok başka bir şeye yorup, biraz da herifin hayatına bakmasına kıllanıp Eşref'le barışma çabasına girdim ki sanırım bu yıl boyunca yaptığım en büyük hataydı bu. Bu arada çok saçma sapan bir şekilde yine Derilla'yla konuşmaya başladık. Ben bizde çalıştığı zamanın parası için mesaj atmışken bir anda konu değişti ve Derilla'ya göre değişen tek şey konu değildi. Değiştim, düzelttim, sen ol mesajları geliyor amk bu Derilla'yla iş şöyle ben hep "Tamam lan artık arama sorma bitti" diyorum, o arada aklıma bile gelmiyor ama herifin en ufak bir sinyalinde ben yine aptal aşık. Şans veresim yok çünkü hep aynı son, ona da diyorum "Aynı sonları yaşayasım yok." ve ısrarla "Aynı olmayacak." geliyor. Seviyorsun abi, baştan beyin fonksiyonları kapanmış zaten adama. Tamam, Hadi şu gün buluşalım! konuşuyoruz ediyoruz o gün Galatasaray'ın maçı var, herif de koyu Galatasaray'lı. Eeee napalım? Şuraya gidelim maçtan önce konuşuruz sonra da maçı izleriz konuşmaya devam ederiz. Mantıklı mı? Mantıklı. Çünkü o konuşma yapılacak arkadaş içim dolmuş taşmış ve artık en azından "Onsuz olmaz" yok bende çünkü kaç aydır biliyorum ki onsuz oluyor. Tek derdim içimde ne varsa dökmek hatta biraz da içini acıtmak. Eğer bunlara katlanırsa biz de biz oluruz, katlanamazsa da ben içimi dökmüş olurum. Güne karar verdik, o gün ben işten erken çıktım ve eve geçtim. Uyuyorum falan bir uyandım Naz aramış. Geri aradım "Hadi Taksim'e gel fal falan baktıralım." ooooo böyle bir günün öncesinde fal baktırmak <3 ben amk tabii ki atlarım da akşam herifle buluşucaz. Bir iki oyalama lafıyla Naz'la olan telefon görüşmemi sonlandırdım. Telefona gelen diğer mesajlardan biri Derilla'dan gelmiş; "Arkadaşlar da maçı izlemeye gelecek" tabi amk biz zaten maçı izlemek için buluşmayı planladık çok mantıklı. Hayır Naz da herifi günahı kadar sevmiyor, tanışmadılar da birincisi Naz'a her şeyi anlattım, ikincisi Naz zaten aşka meşke gelen bir hatun değil her türlü ofsayt pozisyon. Benim zaten bu herifi bi deneyesim, bi sınırını ölçesim, bi bunaltasım var ya önce Naz'la buluştuk falcı, dedikodu ordan da Derilla ve tayfası'yla buluşmaya geçtik ve Naz beni hiç yanıltmadı. Bir kere şöyle bir şey var ben içince çenemin bağı çözülür. Kim nereye yönlendirirse ben o konulara giderim. Sonuçta o gece o konuşmalar o kadar enteresan yerlere gitti ki Derilla'nın artık gözü mü korktu, kendisi mi uğraşmaya değer görmedi ayakları kıçına vura vura kaçtı. Bu iş de benim için böyle bitmiş oldu. Naz'a teşekkür ediyoruz. İş böyle 2012'nin sonları gibi Eşref-Derilla arası gelgitle giderken arada bir de ÖKÜZ varken ben hayatımın en radikal kararını aldım ve 29 Ekim'de Eşref'i hayatımdan komple çıkardım. Öyle bir çıkarttım ki artık ben istesem de dönüşü yok. Çünkü oturdum düşündüm dedim ki bu herif beni sevdiği sürece bende bir ihtimal olarak aklımda olacak. Sonra dedim onun gibisi olmaz, onun gibi kimse sevmez. Ondan sonra da "Onun gibisiyle/Onun gibi sevenle olsaydı zaten onla olurdu yık,geç" harbiden de yıktım geçtim. Kıyamadığım her şeye kıydım bir nevi tarladaki hasatların hepsinin üstüne sürdüm. Önce üzüldüm ettim sonra bir baktım nefes almaya başlamışım. 
Kasım&Aralık


Emre'den bahsetmek istiyorum bu aşamada biraz. Emre bence benim hayatımın aşkı ama biz beraber olamayız :( Herkes bizi sevgili sanarken, biz de bu kadar ultrasyon anlaşırken neden olamıyoruz şöyle özetleyeyim; Emre'yle biz geçen sene Vatan'da çalışırken tanıştık ve o bir iki enteresan olayda aynı kafadan olduğumuzu anladım. Bende de ideal ilişki aynı kafada olmaktır. Öyle aşk meşk benim çok sikimde değil beraber olabilmek önemli. Emre'yle müzik zevkimizden tutun hayat görüşüne kadar pek çok şey aynı hatta o kadar aynıyız ki erkek tipimiz bile aynı diyim siz neden beraber olamayacağımızı anlayın :) Bence Emre bana bir ceza, tamamen istediğim erkek ama kulvarlarımız aynı :) Ama yine de hayatımda "İyi ki var" dediğim iki kişiden biri ki diğeri de Naz zaten. Emre'yi niye bu kadar ayrıntılı açıkladım derseniz hemen anlatayım. Kasım ayının içinde ÖKÜZ Aralık ayında kız istemeye gideceğini beyan etti, beyan esastır. Bende de bir başladı mı "ben bu herifi yedirmem"cilik. Adam evleniyorum diyor, ben bir şeyler hissediyorum ama ne olduğuna daha ben bile karar verebilmiş değilim çünkü ben en azından dünya görüşü olarak yakın birini istemekteyim bu herif ise tam tersi ama kaptırasım da yok be. Ben o dönem bunu aşk ile karıştırdım ama nasıl içiyoruz Emre'yle, bir gaza getirdi bir gaza getirdi söyle diye. Ya söylesem ne olacak adı üstünde "ÖKÜZ" ama bu herifi öküz yapan da benim be arkadaş. Herif sevgilisinden yeni ayrılmıştı, ben yeni ayrılmıştım takılıyorduk öyle bir şekilde ikimizinde 3-3.5 yıllık ilişkileri yeni bitmiş ve bazı alışkanlıkları var ve biz bunu kendi ilişkimize adapte ettik yani ilişkilerin sevdiğimiz yönlerini aldık kendimize çevirdik, sorumluluk yüklemedik adına fuckbuddy dedik geçtik. Bir ara bu arkadaş "Yaaa o kadar yatıyoruz kalkıyoruz da şu ilişkimize bir isim koyalım" dediğinde "Mahmut" demeyedim belki farklı olabilirdi de ben bu herifi hiç sevgili olarak düşünmedim ama düşünen biri illa ki var. Bu arada Derilla'dan da geldi mi bir evlenme haberi, Eşref zaten playboya bağlamış falan derken Emre'nin gazıyla ben bu ÖKÜZ'e "Seni seviyorum" mesajı attım ki onu da tam atamadım çünkü mesajı yolladığımda mesaj "Ben seviyorum"du. Haliyle "Kimi?" diye bir cevap geldi, ben de "Seni" dedim ve bundan sonrası benim neden senaryo yazmayı sevdiğimin kanıtıydı;
-Ben seviyorum
-Kimi
-Seni
-Yok ebesinin amı
-Ya evlencen edicen bari içimde kalmasın dedim
-Keşke herkes senin gibi içinden geleni söylese
-Yani?
-Yani derken bir şey beklemiyorsun umarım
-Yok lan ne bekliycem
-Çok delikanlı bir insansın
Bak adama "Seni seviyorum" demişim karşılığı "Çok delikanlı bir insansın" sonra neden benim adım ÖKÜZ olmasın yani :) 
Sevme mevzusuna gelince aslında ben aşamalardan şikayetçiyim çünkü aslında iş sevmekse orda ben sadece bir kişiyi sevdim, aşık olmaksa o da tek bir kişi ama bu ÖKÜZ'e duyduğum şeyin bir tarifi yok. Hoşlanma değil, sevme değil, aşık olmak değil. Ben de en yakın tabir olarak sevmeyi seçtim adam evleniyor lan hoşlanıyorum mu diyeyim amk. 
Sonra konuşma bitti biz Emre'yle muhabbetimize döndük ve Emre'den kritik soru geldi;
-Derilla'ya aşıksın o evleniyor ama sen ÖKÜZ'ün derdinde misin?
-Abi ÖKÜZ'ü aktif olarak hala kullanıyorum, Derilla gideli aylar oldu.

Sonra devreye Naz girdi ve hayatımın tokatını attı, fiziksel değil de duymam gereken ne varsa söyledi ve işin güzel tarafı şu ki hatun beni değiştirmedi, özüme döndürdü. 4 yıldır mutlu olmak için kendime seçtiğim yolun beni mutlu etmediği zaten ortadayken ben niye bu kadar ısrar ettiysem o yolda artık, o onu yıktı. Önce basit başladı iş, 4 yılda aldığım efsane kilolardan kurtulmaktı hedef ki ben diyet konusunda baya şanslı bir insanım çünkü tatlıdan nefret ederim, sebze ve et yemeklerine bayılırım, ekmek sevmem,abur cubur sevmem ama 3 olay benim kilo almama sebep; 1)Makarnaya aşığım 2)Saat 2-3-4 farketmez yemek yerim 3)Bira forever Önce 7'den sonra yemek yememeyi oturttuk, makarnayı azalttık, gece hayatını düzenledik. Naz bu işe Kıvılcım Project olarak bakıyor baya hayatını koydu ortaya, ısrarlı :) Bense değişimi biraz daha ilerlettim işe ruhtan başladım. Eşref'in hayatımdan çıkmış olması benim üstümden zaten 4 ton atmıştı, bunu biraz daha ilerlettim ve ruhumu diyete aldım. Kimle ne hesaplaşmam kaldıysa hallettim kafamda. İki tane beceremeyeceğim görüşme var, o kadarından da kimseye zarar gelmez. Sonra işe "Kendini iyi hissetme" maddesini devreye sokarak devam ettim. Önce hayatımda ilk kez makyaj yaparak başladım. Gittim ne kadar temel malzeme varsa aldım fondoten, pudra, rimel vs... Sonra makyaj yaparken farkettim ki tirikotilomani azalmış baya bu da demek oluyor ki kendimi aslında iyi hissediyorum. Makyaja başladım gelen tepkiler efsane. Sonra işi bir adım daha arttırdım ve yıl boyunca kızıl, mavi, mor yaptığım saçlarımı sarıya boyattım gelen tepkiler çok çok daha efsane. Uzun zamandır ilk kez birilerinin beni iyi hissettirmesine gerek olmadan kendimi iyi hissettim çünkü 5 yıldır yani Burak'tan başlayarak Eşref'e kadar uzanan düzenek birinin bana kendimi iyi hissettirmesiydi. Özüme döndüm, kendimi buldum derken Derilla gittiği Ukrayna'dan kısa bir süreliğine döndü. Hani dedim ya Derilla hep testtir diye, öyle bir şey ve ben bu sefer bu testi geçicem dedim Derilla'yla görüştüm belki Naz gördüğünde "Napıyor lan bu" demiştir de o olması gereken bir aşamaydı. Derilla'yla kendimi İki Zavallı Kuş olarak kabul ettim. Derilla iyi çocuktur, özünde iyidir, aslında sonuçlarına baktığımda da bana bir zararı olmadı aksine baya bir hayrı dokundu. 2012 içinde hayatıma girmeseydi ve kafamı karıştırmasaydı ben Eşref diye devam eder belki de şu an olduğum bu bağımsız konumdan ziyade Eşref'in verdiği mutluluğa bağlı bir hal alırdım. Sonuçta onu da kafamda hallettim.

Özetleyecek olursak 2013 olaylar itibariyle sanki kötü geçmiş gibi olsa da bende bir uyanış ve yüklerinden kurtulma yılıydı. Gördüğüm kadarıyla tüm dünyada da bu böyle. Eylem yılı olarak anılan bir yıl. Netice itibariyle şahane bir yıl olduğunu, bana çok şey kattığını ve bu kattığı şeyleri 2014'de devam ettirerek hayatıma daha da muhteşem bir yol çizeceğimi söylemek isterim. 

2013 içinde var oldukları için sevindiğim herkesi de tek tek anmak isterim;
Emre ve Naz: İyi ki varsınız, hep olun. Yoldan çıktığımda siz tutun.
Tuğçe Çapa: İçimdekileri sana dökmedikten sonra içimde olmasının bir anlamı yok
Aysel: Arada ara sor be kadın. Neyse arayabileceğimi bilmek bile yeter.
Canan Boran: Beni anlamaktan en uzak görünen insanken en iyi anlayan nasıl sen olursun lan? Aklım almıyor. Varlığın ömre bedel.
ÖKÜZ: Kriterim olmadığını gösterdiğin için teşekkürler.
Derilla: Kim olduğumu hatırlattığın için teşekkürler.
Eşref: Kim olmadığımı gösterdiğin için teşekkürler.
Erdi, Mehmet ve Tuğrul: Siz olmasanız da ben tanıştığıma memnun oldum, adamsınız. Her şey için teşekkürler.
Hilal: "Bir insan ne kadar güçlü olabilir?" sorusunun cevabısın ama sen farkında değilsin. 2014'ü senin bunu farkına varmanla geçirmezsem ben de Kıvılcım değilim.
Begüm: Artık şekillerin değişmesi lazım.
Doğan: En iyi arkadaşımı aldın, ona iyi bakmak bundan sonraki yükümlüğün çünkü çok iyi biliyorsun ki en ufak bir hatanda sikerim.
Miraç: Bir insan bu kadar mı karşılıksız sever, bu kadar mı yanında olur. Bu kadar mı aradaki süreye takmadan devam eder, bu kadar mı saf kalır. Birtanesin.
İnanç: Dostluğunu olmasa da hissettirebilen tek insansın sen.
Yasemin: Yumruğunu sıksan kalp bilimsel olarak, onun beş katı kalbin var ve benim çok büyük yerim var, biliyorum ve sen cansın!
Gökhan: Yanında her sorundan sıyrıldığım insan, seviyorum seni.
Harun: Seni uzaktan izlerken duyduğum gururu tahmin bile edemezsin. Devaaaam!
Atilla: Ayda yılda bir görsem de seni, yerin bende baki.
Esat: İnsanları hala tanıyamadığımı gösterdiğin için teşekkürler. Çalışmalarımız devam ediyor.
Ozan Deniz: Bir şey söylemeye gerek yok ki; Kardeşimsin!
Tüm Gezi Partisi Üyeleri: Çalıştay tayfası, Beyoğlu teşkilatı, yüzünü bile görmediğim her gün görüştüğüm binlercesi; Hepiniz tek tek, ayrı ayrı çok önemlisiniz benim için. Umudun sözlük karşılığısınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder