30 Mayıs 2011 Pazartesi

Siyaset özel hayata ne kadar karışabilir?


Kaset skandalları, açıklamalar, yasaklar, filtreler… Son zamanlarda gündemi en çok meşgul eden konular bunlar, hepsinin temelinde aynı soru; Siyaset özel hayata ne kadar karışabilir?
TÜSİAD ve Bülent Arınç’ın karşı karşıya gelmesiyde daha da önce çıkan bu problemden anlıyoruz ki baştaki zihniyete göre özgürlük porno izlemek, alkol almak ve sevişmekten ibaret çünkü biz filtrelemeye karşı çıktıkça koskoca filtre uygulamasını iki porno sitesine bağlayıp “Bunlar porno izleyemedikleri için karşılar” diyebiliyorlar.
Öncelikle şu porno mevzusu hakkında iki laf etmek isterim. Bir kere gelişmiş ülkelerde “Porno izlememe hakkı” konuşulurken biz hala izleme hakkımızı elde edebilmiş değiliz. Porno düzenlemelerinde yapılması gereken sadece çocuk pornosu, tecavüz, şiddet, gizli kayıt gibi kategorileri engellemektir. Bunun dışındakilerin hepsi kişisel hak ve özgürlüktür hiçbir devlet de buna dokunamaz, isterse %100 oy almış olsun, buna hakkı olamaz.
Bir kere saydığım kategoriler dışındaki pornonun kime ne zararı var? Çocukları korumak için ebeveynler bilgisayarlarına filtre kurabilir, çocuklarını eğitebilirler. 18 yaşından büyük herkes oy kullanabiliyorsa porno da izleyebilir, alkol de alabilir, sigara da içebilir. Bir insanın oy kullanma gibi ülke geleceğini etkileyen bir sorumluluğu varsa ve bunun altından kalkabileceği düşünülüyorsa alkolün şunun bunun sorumluluğunu hayli hayli kaldırır.
Bülent Arınç’ın dilinden düşürmediği porno, seks, alkol ona göre ters olabilir, o kendisi bunlardan uzak durabilir, ailesini uzak tutabilir ancak kalkıp tüm Türkiye için kendisine ters gelen şeyleri kesinlikle yasaklayamaz. (Bülent Arınç sana söylüyorum Recep Tayyip sen anla.)
Bir de “Onlar gibiler başa geldiğinde porno serbest olur.” gibi bir lafı var, bu çok daha korkunç. Yani diyor ki kendileri açıkça; “Biz baştayken bizim borumuz öter, kim gelirse o istediğini yapar, kimse de buna karışamaz.” Bir kere böyle bir şey yok. Geçmiş oy oranlarıyla ya da gelecek seçimde alacakları oy oranlarıyla da ilgilenmiyorum bu konuda. Kim gelirse gelsin, ne kadar oy alırsa alsın devletin de bir yetki sınırı olmalı.
MHP’nin kasetlerinde ben kesinlikle MHP’yi haklı buluyorum ve bu konuda AKP’nin izlemesi gereken yol mitinglerde bu kasetleri hatırlatıp, kasetler üzerinden siyaset yapıp, meydanlarda ahlak dersi vermek değil;bu komployu yapanları bulmaktır. O kaset bir AKP vekiline ait olsaydı basında bu kadar yer almaz, yapan anında bulunur ve hakettiğinden daha fazla ceza alırdı. (Evet yargı bağımsız) Bence o kasetteki vekiller değil, bu skandalı siyasete alet edip evirip çevirip bunlar üzerinden oy toplamaya çalışanlardır esas ahlaksızlar.
Alkol yasağının danıştaydan dönmesiyle hala biraz umut doğdu içime. Beyoğlu’ndaki (Beyoğlu AKP’nin belediyesidir.) çift kişilik koltukların kaldırılmasında durum nedir onu takip edemiyorum, haberler çıkmıyor. Danıştay şu filtreyi de reddederse (ki daha çıkmadı,seçimden sonra) adalete olan güvenim perçinlenecektir.
Danıştay tamam da bu kanunları çıkarma cesareti nerden geliyor? Bir siyasi parti ülkenin bütün sorunları bitmişçesine nasıl milletin sevişmesiyle, içmesiyle, 31 çekmesiyle uğraşabiliyor? Bu hakkı kendilerinde nasıl bulabiliyorlar bunu anlamış değilim.
Yakında eski kanuna dönüp evlilik dışı cinsel ilişkiyi komple yasaklarlarsa, alkolün kullanımını engellerlerse, kadın ve erkeğin bırakın yan yana oturmasını aynı masada oturmalarını yasaklarlarsa ben o zaman hiç şaşırmam, bugün bunlara zemin hazırlandığını gayet iyi biliyorum çünkü.
Bir de bir RTE açıklaması var; “367 milletvekilinin üzerine çıkarsak anayasayı tek başımıza değiştirebiliriz.” dediği şey doğru, şu anki kanunlara uygun çünkü bir değişim için gereken oy sayısı belli. AKP’nin 2007’de çıkarttığı milletvekili sayısı 341 yani ellerindeki vekilleri korur, 26 vekil daha çıkarırlarsa istedikleri kanunu çıkarabilirler. İstekleri de yaptıkları da ortada olduğuna göre sözüm şu ki; Bizi çok sikik günler bekliyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder