6 Nisan 2011 Çarşamba

Anına koyayım

Hani böyle sittin sene sürecekmişçesine başladığın ilişkiler vardır, ilişki diyince illa aşk, meşk, sevişmek gelmesin aklınıza lütfen her türlü ilişkiden bahsetmekteyim.


Benim bir aralar enteresan bir huyum vardı. Böyle boğulmuş, daralmış, sıkılmış hissettiğim zaman sevdiğim, kızdığım, sinir olduğum kişilere mektuplar yazardım.Geçen o defterlerden birini buldum çünkü sabit bir defterim yoktu bu iş için nereye gelirse oraya yazıyordum, her neyse. Bir kaç ay öncesine kadar "Dostum" dediğim ve sonradan "Liseden bir arkadaş" olan hatuna "Dostum" dediğim zamanlarda yazdığım mektubu buldum. 31 Mart'da saat 01:22'de yazmışım, yıl yok, hatırlamıyorum da...

"Etrafımdaki milyonlarca iyi gün dostları arasındaki tek gerçek dostuma" diye başlamışım mesela mektuba, sonra da "Biz dünyaya düştüğümüzde birbirimizi kaldırmak için, gerçek bir el uzatmak için, sıcak bir gülümseme vermek için geldik." gibi şu an tamamen geçersiz olan bir cümleyle devam etmişim. Aslında düşündüğüm zaman, anılarıma bir döndüğüm zaman bunları bir tek benim yaptığımı farkettim. Arkadaşlığımızın tamamı ona destek olmakla, onun yaralarını sarmakla, onunla ağlamakla, onu korumakla, ona akıl vermekle geçmiş. Düşünüyorum hangi zorlukta yanımdaydı diye -ki yanımda olabileceği pek çok zor zamanlar geçti bu süre içinde- fiziken varlığı olsa da, o da zamanla kaybolsa da yokmuş meğer kendisi. Her neyse dün Eşref'den öğrendiğim kadarıyla bu hatun beni Facebook'undan silmiş, book'umda değil. Mektubu bu olaydan önce bulduğumda da Tarkan edasıyla "Sen çoktan gitmişsin" çekmiştim zaten. Hani şimdi Facebook'dan silmek hayatından çıkarmak gibi bir şey oluyor ya, birine "Artık hayatımda kesinlikle yoksun" demenin en kestirme yolu ya muhtemelen çoktan çıktığım hayatını resmileştirmiş, iyi de etmiş.

O (bile) gidince bütün gidenleri düşündüm bütün gece. Kimler geldi kimler geçti diye düşünürken bu yazıyı yazmaya karar verdim, ancak yazılar da günlük sütler gibiymiş, o an yazmazsan bozuluyormuş meğer. O sırada kurduğum fiyakalı cümlelerin hiç biri yok şu an aklımda. İşin özüne ineyim ben de; aşkta da, arkadaşlıkta da, dostlukta da, ailede de çok giden ya da gitmeye zorladıklarım (Yazar burada kendi eşekliğini de kabul ederek dürüst, tarafsız ve ahlaksız yazısına devam etmekte) yani hepsine şöyle bir baktım; sonra onları bir rafa kaldırıp şu an sanki hiç gitmeyecekmiş gözüyle baktıklarıma yani şu an gitmiş olanlara zamanında baktığım gözle şu an baktıklarımı düşündüm. Ne kadar sonsuz, ne kadar uçsuz bucaksız geliyor insana bu deniz. Bir sandala binmişiz de kara görünmüyor diye tamamen su sanıyoruz dünyayı; sandal batmadıkça çıkıcaz karaya, çıkmayacakmış gibi yaşamak kendini kandırmak değil de ne?

Gitmek de değil önemli olan, adam gibi gidebilmekte aslında bütün mevzu. Yoksa "Kaç yıllık arkadaşım/sevgilim/kocam" diyip kalmanın bir o kadar daha süre harcamaktan başka hiç bir işlevi yok. Gitmek isteyen, istediği anda gitmeli, üç beş kıçı kırık anı için kalmanın da kimseye bir faydası yok ama aynı üç beş kıçı kırık anıya da biraz saygı olmalı. Giderken "Gün olur devran döner, ben dönerim" hesabı yapmalı insan, açık kapılara kilit vurmamalı.

Şu an durumumu özetleyecek tek şarkı sözü de şudur ki;

Saat 3, ayaktasın, uyku tutmamış yine.
Ne yazıyorsun kara kara beyazlar üstüne?
Kalem biter hiç güvenme tükenmez diye
Hayat bile sona erer günün birinde.

Sen hiç yalnız kalmadın mı kalabalığın içinde?
Derdine derman aramadın mı şişelerin dibinde?
Sözler sahteymiş, çek kendini adım adım.
Yüzler belliymiş, yağmurlarda aradığın, bulamadığın.

Üşenmişsin hikayeni baştan anlatmaya
Faydası yok nefesini geçmişle yormaya
İtiraf et seviyorsun hüznü, kederi
Acı besler, uyandırır boşvermiş bünyeyi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder