8 Kasım 2009 Pazar

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim

Avrupa Yakası’nın bitişiyle dizi kültürüm How I Met Your Mother’dan ibaret oldu haliyle. Aşk-ı Memnu merakı da bitince kala kaldım ben de. How I Met Your Mother’ın 4. sezonda girdiği düşüşü hala toparlayamaması, 5. sezona harika bir açılış yapıp vasat seviyesinde seyreden bölümleri giderek sıkmaya başlasa da alışkanlık ve geçmişimizin verdiği saygıyla kendisini hala baş tacımız konumunda tutuyoruz tabii ki ama ’sadık’ izleyici Kıvıl artık How I Met Your Mother’ını aldatıyor :)

İlgi çekici bir reklam banner’ı keşfetmemin esas sebebi oldu diziyi. Tıklarken dizi olduğunu bile farketmemiş, sıkıntıdan patlar bi modda reklama dalmıştım sadece. Tadımlık 5 bölümünün ilkini izlemeye başladığımdaysa ani, geri dönülemez, vıcık bir aşk başladı aramızda :)

Nedense vücut dili her zaman ilgimi çekmiştir zaten, bunun bir diziye yansıtılması sevmemin başlıca sebebi. Bu bir de polisiye türünde verildiğinde daha da şahane olmakta tabii ki bu da ikinci sebep. Tüm bunların yanı sıra ufak ayrıntıları da üçüncü sevme sebebini oluşturuyor. Nedir bu ufak ayrıntılar? Sorgu sırasında farkedilen bir mimiğin anlamı utanç, kendini susturma, tiksinme gibi duygular olduğunda önce oyuncunun ifadesi, arkasından da siyasetçilerin, şarkıcıların ya da dünyaya yön vermiş herhangi birinin aynı mimiği geliyor. Bu ufak ayrıntı bence diziyi güzelleştiren bir nokta.

Tüm bunların yanı sıra tamamen vücut dili ve dizideki adıyla mikro ifadeye dayalı senaryo çok başarılı bir şekilde hayata geçiyor. Oyuncuların en ufak bir aksama yapmadan istenilen mimiği, duyguyu, jesti zamanında ve istenen kıvamda vermesi mükemmel bir oyunculuğun sergilendiği gerçeğini gözümüze sokmakta zira öyle mimikler var ki göstermekten ziyade saklamaya çalışılıyor, şöyle ki ilk bölümde ve yanılmıyorsam da ilk sahnelerde sorguya çekilen bir adama şuan hatırlayamadığım birşeyin yeri soruluyor ve tabii ki cevap gelmiyor. Sorguyu yapan Lightman çeşitli yerler sayıyor ve ağzından tek kelime çıkmayan adamın ufak ifadelerinden doğru ya da yanlış olduğunu anlıyor şimdi burada sorgulanan oyuncu yanlış bir yerin söylenmesi durumunda insani bir sevinç gösterisi yapmak zorunda çünkü aranılan yer yanlış ve bu onun için iyi birşey ama bunu güle oynaya veremez ufacık bir kas hareketi ile gülümsüyor ve yakalanıyor. Bu oyuncunun hem göstermesi hem de saklaması gereken bir hareketti ve çok da başarılıydı.

Dizide anlatılan mimiklerin,ses tonlarının bir bilimsel dayanağı var mı gerçek hayatta bilmiyorum ancak şu var ki dizide anlatılana göre konuşursak öncelikle bu hareketlerin hiçbiri cinsiyet, millet, din ya da kültür ayrımı gözetmeden yapılıyor, tamamen evrensel ve insani. Dayandırılan temel ise biyolojik, fizyolojik ve psikolojik. Dizi aynı zamanda bir büyük efsaneyi de yıkmış durumda; ‘Yalan söyleyen yüzünüze bakmaz‘ tamamen bir palavra diziye göre, soru sorulduğunda göz kaçırma hatırlamaya çalışma anlamına geliyor, bakıldığı yöne göre yalan olduğu anlaşılıyor ancak göz kaçırmak yalan söylemek değil çünkü yalan söyleyen kişi yüzünüze bakarak yalanına inanıp inanmadığınızı kontrol ediyor.

Dizi şahane, oyunculuklar şahane, konu ve senaryo şahane ama en güzeli de kurgu şahane. Hikayenin sonunun nereye gideceği hiç belli olmuyor, kimin gerçekten suçlu kimin masum olduğu dizi seyrinde kesinlikle belli değil kaldı ki genelde bir suçlu bulunduğunda bu şirket devreye giriyor, önce bulunan kişinin suçlu olup olmadığını, sonra olayı ve kimin suçlu olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Seyri gerçekten çok profesyönelce tasarlanmış hikayelere tanıklık ediyor izleyiciler.

Her dizi gibi bunun da yan etkileri var tabi; yarattığı bağımlılık ve merak unsuru dışında -ki hemen hemen her dizide bu olur zaten- karşınızdakinin hareketlerine, jestlerine ve mimiklerine fazla odaklanıyor, kendinizi ekibin bir parçası sanıyor, paranoyaklaşıyorsunuz, dikkat edin ama izlemekten de geri kalmayın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder