29 Kasım 2013 Cuma

Sonra bir silah oldun kendini vurdun, her şey siyaha giderken

işte ben bugün, hafif rakılar içiyorum, gülüyorum
hiç kimsenin yüzmediği denizde
hafif gemiler görüyorum


ot bitmeyen yerleri ıslah ettim

kendin ol diye
fırtınada kıyıdan açıldım, gizlice


sonra bir silah oldun, kendini vurdun

her şey siyaha giderken
sonra bir yalnız oldun, kendini buldun
dur, siyaha giderken
her şey siyaha giderken


işte ben bugün, hiç kimsenin bilmediği harflerden

dünyalar kuruyorum, ama önce adını buluyorum


ot bitmeyen yerleri ıslah ettim

kendin ol diye
fırtınada kıyıdan açıldım, gizlice


sonra bir silah oldun, kendini vurdun

her şey siyaha giderken
sonra bir yalnız oldun, kendini buldun
dur, siyaha giderken
her şey siyaha giderken


varlığın yok bir kıta, o eski asya

yokluğun sıcak antartika
yine de düştüm işte yollarına
her şey siyaha giderken, 


her şey siyaha giderken


Bir insanın sınırlarını görmesi hem iyi hem kötü. Biri çıkıyor hayatına ve sana ne kadar iyi olabileceğini gösteriyor. Gözünü kapat, uçsuz bucaksız bir papatya tarlasındasın, kimsenin seviyor sevmiyor falı bakası yok, herkes seni kendi haline bırakmış. Öyle güzelsin. İçinde gördüğün bu, 18 yıldır görmediğin bir şey, kendi içinde farketmediğin bir nokta. Bir anda kendine "Ben iyiymişim lan" hissi. Artık iyilik sınırını biliyorsun; bu güzel. Bir insanın ne kadar iyi olacağını bilmesi ona bile sürpriz.

Ot bitmeyen yerleri islah ettim kendin ol diye.
Güneş iyidir, dünyanın yaşam kaynadığı, ısı kaynağı, varolma sebebi falandır... Herkesin sana söylediği bu. Güneş olmazsa sen de olmazsın,sen de güneşe tutulursun. Öyle bir tutulursun ki gezegen tarihin daha önce hiçbir zaman böyle karanlık görmemiştir ve işin kötü tarafı bu karanlık senin aydınlığındır aslında. Güneşin sen, sen olabil diye sarfeder bütün enerjisini de sen karanlıktasındır hep.

İyilik sınırını gördün, artık iyisin. İşte öyle bir dünya yok. Sen şimdiye kadar karanlığın dibini görmüş birisin bir güneş lazım ki sana aydınlığın varlığına inanasın çünkü sen aydınlanmadıkça karanlık taraftasın. Güneşin gitti, başka yerleri aydınlatmalı, başka yerlerde de kendini göstermeli. Belki aklı senin tarafında, karanlıkta olduğunu biliyor ama orda olması lazım, doğanın kanununu siksinler başka yeri aydınlatmalı. Tekrar sana geldiğindeyse karanlıkta öyle şeyler olmuş ki güneş bile aydınlatmaya utanır. Bir soruyorsun kendine güneş geldiğinde "Hangisi benim" diye. Karanlıktaki mi güneşteki mi?

Sonra bir yalnız oldun, kendini buldun.
İki farklı senle başbaşasın hadi bakalım. Biri güneş neredeyse oraya dönen güneaçan, biri karanlığında yokluğunu fırsat bilen karabasan. Hangisisin karar ver. Karanlıkta her şeyi yapabilecek gücün varken güneş, günebakan için zayıflığın. Günebakan olmayı seçersen hep ona bakacaksın, sana doğmasa bile bakacaksın.

Sonra bir silah oldun, kendini vurdun her şey siyaha giderken.

Kendince en zayıf olduğun anı seçiyorsun. Günebakanları bırakıp kardelen olmayı seçiyorsun. Artık güneş nerede doğarsa oraya bakan değilsin, güneşin doğum yeri senin bakış yönün değil. Güneşten bağımsızsın ve sadece sensin; suyun senin, mineralin senin. Tek başına büyümeye karar verdin.

Sonra bir yalnız oldun, kendini buldun,dur siyaha giderken, her şey siyaha giderken.

Artık güneşle bir işin kalmadı, sen karanlığın çiçeğisin ve aydınlıkta olan hiçbir şeyle bağın kalmadı. Bazen sular gelir sana aydınlıkla ışıldamış zamanında, haber getirirler sana güneşten. Güneş hep parlaktır ve parlak olmak zorundadır ama seni aydınlattığı zamanki neşesi var mıdır bilinmez. Güneş o kadar parlak ki ışıltısı azalsa da hissedilmez. Sana haber getirir sular, güneş hep iyidir ki sen zaten güneş hep iyi olsun diye karanlıkta kalmışsındır, her şey siyaha giderken.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder