24 Ağustos 2011 Çarşamba

Bodrum Modrum

Televizyon dünyasının yanılgılarla dolu olduğunu hala öğrenememiş olmam ne acı, kaldı ki ben RST öğrencisiyim. Televizyon yanılgısı da bir nevi porno yanılgısı gibidir; gerçekten çok uzak ama feci inandırıcı.

Bodrumdayım, tatile geldim. Böyle diyince nasıl bir havası var, nasıl bir oooov diyesiniz geliyor değil mi? Bu cümlenin de bir sihri var mesela. Şu an beni bir biiiç'te elimde vodka ya da meyve kokteylimle büyük kare minderler üzerine sere serpe yatıp son ses Hande Yener-Sinan Akçıl düeti olan Atmaaaa'yı dinleyip bardağı tutmayan elimle de havaya tokat atarcasına ritim tutuyorum zannediyorsunuz, ALAKAM YOK! O dediğiniz Bodrum değil Türkbükü yani Bodrumun ortalama 14-15 semti varsa 14/1 tikicity. Geri kalanı "Emekliliğimi Bodrum'da geçiricem" diyen insanların çeyreği yani bunu diyip de yapan hakiki insanlar.

Şu an gayet denizden gelip duşumu alıp malak gibi pansiyonda oturmakla uzanmak arasındaki arafta takılıyorum. Gündüz de çok bir aksiyon olmadı, ortalama tatil havası işte. Şehirde olsan sikseler kalkmayacağın bir saatte müthiş bir enerji ve heyecanla kalkıp kahvaltı yapıyorsun, önün seçenek doluymuşçasına "Ay bugün nereye gitse naaapsak" diye bütün kahvaltı boyunca plan yapıp bir gece önce konuştuğunuz planda mutâbık oluyor ve uygulamaya geçiyorsun, gittiğin yerin sahiline giderken şöööyle bir çarşı pazar gezip herşeyin çok pahalı olduğuna kanaat getirip sahile iniyorsun ve esas sorun orada başlıyor. Bodrumda şezlong kiralamak ile ev kiralamak arasında çok bir fark yok. 100 TL nedir arkadaş? Sezonluk falan da değil alt tarafı 4-5 saatlik üstünde yatacağım ortalama bir şezlong en nihayetinde. Morlu pembeli matları minderleri dışında alacalı bir haltı da yok ama gel gelelim kendileri 100 TL.

İlk günki hayal kırıklığını bugün atlattım diyebilirim. Buranın televizyondaki gibi bir eğlence,gençlik ve sosyete mekanı olmadığı, emeklilerin buruş buruş teyzelerin olduğu gerçeğine alıştıktan sonra herşey daha güzel geliyor insanın gözüne. Hem zaten o televizyondaki gibi olasaydı muhtemelen 2 gün bile dayanamazdım. Diskoyu,eller havayayı çok seven eğlenceli bir insan değilim ama yine de insan bi yaşıtı bişeyi olsun istiyor. Ortamda (sahil-lokanta falan aklına ne gelirse) en küçük hep ben ve annem (düşün artık) Yaşlı başlı insanlar gelmiş burda pansiyon,fırın bilmem ne işletiyor aslında yaşlılar maşlılar ama şehirli çocukların alayını ceplerinden çıkartırlar. Gayet dinç,sağlıklı insanlar.

Egeye has bazı özellikler buralı olmayan ama burada yaşayan insanları da etkilemiş. Kimse çalışmayı sevmiyor, kimse saatte bir kol hareketinden hızlı değil. Boşuna değil sezon başladığında ordan burdan eleman almaları, sanki burda yerleşik kimse yok mu? Var ama kıllarını kıpırdatmıyorlar. Sistemi kurmuşlar, para kendiliğinden akıyor. Yav bugün bir dondurma alalım dedik kadın resmen yarım saatte bir kişiye bişey kutuladı, neydi onu bile bilmiyorum. Alt tarafı o şeyi alıp,kutuya koyup,kutuyu kapatıp bir tarafını bantlayacaktı ama bu işlem yemin ediyorum yarım saat sürdü. Arada "Pardon" "İkisi ne kadar" gibi nidalarımıza dönüp bakmadı bile ki dönmesine gerek yoktu tam karşısındaydım gözünü acık açsa bakıp konuşmadan "Bir saniye" mesajını verebilecek kadar yakınındaydım.

Annemin teorisine göre bu tembellik Ege bölgesine Kıbrıs'lılardan geçmiş. Salgın hastalık gibi birşey galiba bu tembellik (En azından anneme göre öyle) ama aslında çok da mantıklı bir sebebi var; yıllarca çalışıp artık çalışmama hakkı kazanmış insanların bir sahil kasabasına yerleşip çalışıyor gibi görünmesi bence çok mantıklı. Ya ne olazaaadı?

Not: Tatile gelmeden iki gün önce kulak enfeksiyonu geçirmemden mütevellit denizle aramda seviyeli bir ilişiksizlik var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder