23 Mayıs 2011 Pazartesi

Naaaasssı Koydu Aykut Kocamaaan Kocamaaaan Kocamaaaaan

Düşmanlar satın alarak, şike yaparak diye dursun Fenerbahçe ipi göğüsleyen takım oldu ama bence bu şampiyonluk diğerlerinden çok daha önemli bir şeyi ortaya koydu.

Lige kötü başladılar, Avrupa kupalarında elendiler, Türkiye Kupası’nda olmayacak bir malubiyet aldılar ve tam anlamıyla dibi gördüler. Sadece Fenerbahçe değil bütün İstanbul takımları sapır sapır dökülüyordu.

Futbolcular göre bu dipten çıkış Antalya kampında oldu. Artık orada nasıl bir yemin vermişlerse ikinci yarıya öyle bir başladılar ki ulaşılması zor bir seri yakaladılar. 18 maçta 0 malubiyet, sadece 1 beraberlik. Tabi bu durum diğer 17 takım için başarı, çalışma, hırs, azim falan değil; hakemlerin satın alınması, rakip takım futbolcularıyla görüşmeler, satın almalarla oldu. O kadar inanılmaz geldi demek ki böyle bir başarı, öyle ya onlar her galibiyeti alın teriyle kazanıp bütün şampiyonluklarını bileklerinin hakkıyla elde ettiler ancak Fenerbahçe o kadar düşük bir takım ki bunları yapabilemiyor ki böyle hilelere giriyor… Hassiktir lan ordan! Hem anlamadığım ligde 18 takım var, 17’si de şike var diyor be amcıklar o zaman kim yapıyor bu şikeyi? Kimse demiyor ki Trabzon nasıl bir anda böyle puan topladı? Fenerbahçe zaten kurulduğu günden beri zirveye oynayan bir takım, onun başarısında şike aramayı düşünenler Trabzonspor’u nasıl sorgulamaz? Zaten bi bize gelince konuşur dururlar.

Her neyse ben şampiyonluk gününü anlatıcam bu yazıda, sikimde değil kimin ne dediği! Bir gece önce Eşref’le planlar yapıyoruz, şu saatte şurda oluruz diyoruz vs. Bende bir heyecan, bir heyecan. Kendimi bildim bileli Fenebahçe’liyim ama bir kere bile Cadde’de şampiyonluk kutlamışlığım yok. Onu geçtim daha bir maç bile izleyemedim lan stadda. Ertesi günü yani şampiyonluk günü kalktım, kahvaltımı yaptım, duşumu aldım oturdum nail art’ımı yaptım, çıktım evden. Zincirlikuyu’da Eşref’le buluşup Beşiktaş’a geçtik, ordan Kadıköy. Burada bizi çok zorlu bir görev bekliyordu. O saatte (Tahmini olarak maça 1 saat var) maçı izleyebileceğimiz iyi bir yer bulmak. Şansımız yaver gitti hem ucuz hem de güzel bir yer bulduk. Sonrasında maç izleme kadrosunun kalan elemanları da geldi, maç başladı.

O 90 dakika ömrümden ömür gitti. İlk golü attık, rahatız sonra Trabzonspor da atınca gene başa döndük. Sonrasında bir tane yedik ve o 1-1 resmen beni geçen seneye götürdü. Aha dedim gene aynı terane. maç 2-1 olana kadar resmen 5 yaş yaşlandım. Bütün sokakta maç izleniyor ve çıt çıkmıyor. Kaçan gollerin haddi hesabı yok, sokakta duyulan tek ses “Yeter laaaan” nidaları. Maçı 2-1 yapan golden sonra dediğim tek şey “En az 2 tane daha atmamız lazım yoksa bu gol götümüze girer” ve gördüğüm kadarıyla herkes diğer 3 golü ya da kaçırdığımız şahane gol pozisyonlarını değil de bu golü konuşur olmuş. Harbiden kaçırdıklarımıza baktığında bu kadar sikko bir gol olamaz.

Maçı anlatmak değil aslında niyetim ben daha çok ortamı aktarma taraftarıyım. O sokaktaki her mekanda resmen stad havası vardı, hem de öyle kopuk kopuk değil. Bir masada başlayan tezahürat önce o mekanı, sonra yan mekanları, sonra bütün sokağı sarıyordu. Bir mekandan SARIII sesi bir mekandan LACİVEEERT… Ben ki Anadolu Yakası’ndan nefret eden insanım Kadıköy’e indiğim anda evimde hissettim kendimi.

Her neyse maç 4-3 ve artık son saniyeler, herkes ayakta hakemin maçı bitirmesini bekliyoruz. O saniyeler geçmiyor bir türlü, hayatımda düdük sesini bu kadar bekleyeceğim aklıma gelmezdi. Sonuç olarak o düdük çaldı ve asıl kutlama o zaman başladı.

İstikamet önce “ev”imiz, stadımız, Şükrü Saraçoğlu. Herkes anlaşmış gibi aynı yere yürüyor. Stada vardığımızda ilk eylem Fenerium’a girmek. Bayrak, bileklik, ince atkı vs alıp çıktık (Hoş ben sonra atkımı kaybettim-kafamı sikeyim-) Sonra tezahüratlarla, şarkılarla, türkülerle yürüdük durduk.

Tuvalet için gittiğim Mado’da bir amca sitemkar sitemkar sırada bekliyor. Sitem sebebi –belki başka takımı tutmasının da payı vardı- “Başka bir şey için toplanın desek toplanmazsınız” Her ne kadar istediği şeyler spordan çok siyasi olsa da dediği şey temelinde doğruydu. Başka hiç bir amaç için o kalabalığı o kadar gönüllü toplayamazsınız. Belki de futbolun gücü burdadır. Futbol aslında en eşit ve adil platform. O caddede şampiyonluk kutlayan adamların ne dini, ne dili, ne ideolojik yapısı, ne sahip olduğu evler arabalar, ne de başka bir özellikleri diğerlerinden üstün yapar. O caddede herkes sadece Fenerbahçe’lidir ve belki de normal şartlarda yan yana gelseler birbirini kesecek insanlar orada omuz omuza eğlenir.

Takımın gelmeyeceğini öğrendikden sonra bir çorba çakıp eve döndük. Sonuçta cadde iyi hoş ama bir de TV’de olup biteni görmek lazım. Biz eve vardığımızda saat 3,30’u geçiyordu ve TV’de gördüğümüz kadarıyla kutlamalar hala devam ediyordu. Gültekin Onay bu durumu şöyle yorumladı; "Fenerbahçe taraftarı bu tip kutlamalarda diğer takım taraftarlarından daha etkindir.” Eee harbiden de öyleymiş. Zira o kutlamalar sabah 5’e kadar sürmüş ve orada olanların çoğu evlerine gidip biraz dinlendikten sonra tekrar gelip takımı karşılamışlar. Enerjinize kurban dostlar.

Daha sonra kim ne demiş diye interneti kurcaladığımızda ezikstayla yorumları gördük. En başta Şenol Güneş ötmüş. Neymiş efendim onların futbolcuları ilkeliymiş de onlar sahada cevap verirmiş de falan da filan. Ulan adam olun, çıkın, tebrik ederiz diyin, seneye ne bok yiyeceğinizi konuşun olsun bitsin. Zamanında gol atsaydınız, 9 puan kaybetmeyeydiniz de dün siz şampiyon olsaydınız o zaman. Hakettikleri şampiyonluğu kaybetmişler, hadi ya? “Biz salaklık ettik şampiyonluğu kaptırdık” deseniz daha hayırlı bir açıklama olurdu.

Amaan bu yazı böyle uzar gider ben en iyisi dün duyup çok beğendiğim iki tezahüratı yazayım böyle bitireyim; Bize herkes Trabzon - Nasıl koydu Aykut “Kocamaaan Kocamaaaan”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder