30 Mayıs 2011 Pazartesi

Siyaset özel hayata ne kadar karışabilir?


Kaset skandalları, açıklamalar, yasaklar, filtreler… Son zamanlarda gündemi en çok meşgul eden konular bunlar, hepsinin temelinde aynı soru; Siyaset özel hayata ne kadar karışabilir?
TÜSİAD ve Bülent Arınç’ın karşı karşıya gelmesiyde daha da önce çıkan bu problemden anlıyoruz ki baştaki zihniyete göre özgürlük porno izlemek, alkol almak ve sevişmekten ibaret çünkü biz filtrelemeye karşı çıktıkça koskoca filtre uygulamasını iki porno sitesine bağlayıp “Bunlar porno izleyemedikleri için karşılar” diyebiliyorlar.

27 Mayıs 2011 Cuma

Alkolsüz bira kimler içindir?


Efes’in alkolsüz bira çıkartacağı haberini ilk duyduğumda garipsedim, şaşırdım, anlam veremedim. En nihayetinde bira alkollü bir içecek, onun alkolsüz olması bana yoğurtsuz iskender gibi geldi, mantığını kavrayamadım.

Sonra sonra aslında ne büyük bir hamle olduğunu farkettim. Henüz denemedim ama tadının aynı olduğuna dair duyumlar aldım. O zaman gerçekten geniş bir kullanım alanı var.


Karakter Sizsiniz Türkiye

Kitap okuyup hayatı değişenler, bir film patlayınca ona göre takılanlar, bir şarkı hit olduğunda o şarkının ruh haline bürünenler; Karakter Sizsiniz Türkiye!

24 Mayıs 2011 Salı

Laf söyledi balkabağı


Ulan bir güne de normal uyanayım. Kalkayım Amerikan filmlerindeki gibi kahve içip geyik yapayım falan. Çok şey mi istiyorum be? Belki de Twitter’ın en kötü tarafı budur. Açtığınız anda gündemin ortasına düşüyorsunuz resmen, kaçacak yer yok. Uyanır uyanmaz da ya cepten ya bilgisayardan Twitter’a baktığım düşünülürse yanmışım ben.
Kim bu fotoğraftaki abla biliyor musunuz? Kendisi Fatih, Ümraniye, Bahçelievler, Eyüp gibi pek çok belediyede aile içi iletişim seminerleri veren bir ablamız. Bunların yanı sıra yaşam koçluğu,aile ve evlilik danışmanlığı da yapmakta. Muhafazakârlar tarafından çok tanınıp sevilirmiş. Ben kendisiyle tanışma götlüğüne bugün eriştim, hay erişmez olaydım.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Naaaasssı Koydu Aykut Kocamaaan Kocamaaaan Kocamaaaaan

Düşmanlar satın alarak, şike yaparak diye dursun Fenerbahçe ipi göğüsleyen takım oldu ama bence bu şampiyonluk diğerlerinden çok daha önemli bir şeyi ortaya koydu.

Lige kötü başladılar, Avrupa kupalarında elendiler, Türkiye Kupası’nda olmayacak bir malubiyet aldılar ve tam anlamıyla dibi gördüler. Sadece Fenerbahçe değil bütün İstanbul takımları sapır sapır dökülüyordu.

Futbolcular göre bu dipten çıkış Antalya kampında oldu. Artık orada nasıl bir yemin vermişlerse ikinci yarıya öyle bir başladılar ki ulaşılması zor bir seri yakaladılar. 18 maçta 0 malubiyet, sadece 1 beraberlik. Tabi bu durum diğer 17 takım için başarı, çalışma, hırs, azim falan değil; hakemlerin satın alınması, rakip takım futbolcularıyla görüşmeler, satın almalarla oldu. O kadar inanılmaz geldi demek ki böyle bir başarı, öyle ya onlar her galibiyeti alın teriyle kazanıp bütün şampiyonluklarını bileklerinin hakkıyla elde ettiler ancak Fenerbahçe o kadar düşük bir takım ki bunları yapabilemiyor ki böyle hilelere giriyor… Hassiktir lan ordan! Hem anlamadığım ligde 18 takım var, 17’si de şike var diyor be amcıklar o zaman kim yapıyor bu şikeyi? Kimse demiyor ki Trabzon nasıl bir anda böyle puan topladı? Fenerbahçe zaten kurulduğu günden beri zirveye oynayan bir takım, onun başarısında şike aramayı düşünenler Trabzonspor’u nasıl sorgulamaz? Zaten bi bize gelince konuşur dururlar.

20 Mayıs 2011 Cuma

Ne meraklıymışız biseksüellere

Ayşe Özyılmazel’in deli hayranı değilim, hatta bazen çok sinirimi bozan yazıları, icraatları olur ancak enteresan bir şekilde severim de. Sevme sebebim beni sinir eden yazılarında bile sadece içinden geldiği için yapmasıdır. Canı ister köşe yazar, köşesinde canının istediğini yazar, istediği için müzik yapar. Yaptığı işler dört dörtlük değildir hatta olmamış da diyebilirsiniz ancak kendi istediği için yapması yeterlidir onu sevmek için.

Ancak gel gelelim hatun bazen sonuçları o kadar takmıyor ve öngörmüyor ki başına iş alıyor. En son vukuatı “Hem kadınla hem erkekle aldatıldım.” itirafıydı. Bahsi geçen röportajı okudum ve öyle “Albüm çıkıyor hadi olay yaratayım.” havası sezmedim, soru sorulmuş içinden gelmiş söylemiş bu kadar da net. Okuduğumda da “Yuuuh aq nassssı laaa” tepkisi vermedim açıkçası. Bende mi bir arıza var acaba? Türk magazininin odaklandığı, magazinseverlerin ağzını sulandıran bu itiraf bende niye böyle bir etki yapmadı ki?

Her neyse Ayşe önce tepkileri frenlemek için bir yazı yazdı. “Bana göre ikisi de aynı” dedi, hatta kendisi kadın olsaydı daha da koyacağını ima etmiş, sebeplerini de yazmış. Böyle bir şeyi niye söylediğini de güzel açıklamış; Cevap vermezsem çatlarım. Ben onu gayet iyi anlıyorum çünkü aynısından bende de var. Soruya ya da bir lafa karşılık vermediğimde resmen kaşınıyorum, sıkılıyorum.

Her neyse… Bu biseksüel sevgili açıklaması nedense medyada “eşcinsel” adıyla yer aldı. Öncelikle bir düzeltelim burayı. O kişi eğer hem Ayşe’yle hem de bir erkekle beraberse eşcinsel değil biseksüeldir, bu iki kavram birbirinden çok başkadır. Bu kadar büyütülme sebebi de Ayşe’nin medyatik aşkları olsagerek. Herkes manşetlerde kim bu eşcinsel sevgili yazıp boy boy resimler koydu. Evet, Ayşe şurada hatalı; Bu lafıyla pek çok kişiyi zan altında bıraktı. Daha sonra “ünlü biri değil” diyerek toparlamaya çalıştı ama olmadı.

Aslında yazı konusu bu değil, bu işin özetiydi. Yazı konusu hem bu olayın bu kadar büyütülmesi hem de dün itibariyle çok saçma sapan yerlere gitmesi ve çıkarttığı bambaşka bir sorun.

Oray Eğin denen gazeteci(!) gördüğüm en seviyesiz bloğun sahibinin iddiasını Ayşe’ye aynı seviyesizlikte iletti. Neymiş? Ayşe’ninki İzzet Çapa’yla berabermiş. Bunu yazan kim? Bloğundan baştan aşağı basitlik ve gerzeklik akan bir blog yazarı. Daha önce de denk gelmiştim bloğuna, “Türkiye’nin ilk eşcinsel dedikodu bloğu” gibi bir sloganı var. Özet geçmek gerekirse dünyadaki Perez Hilton örneğinin Türkiye şubesi olmaya çalışan, Gossip Girl vari takılan ama aslında hiç biri olamayacak kadar iğrenç bir blogger. İğrenç çünkü öncelikle yazı dili benim bile itici bulduğum bir dil. Ben ki ana avrat düz gider dönüşte iki sövüp gelen insanım ben bile bunu söylüyorum yani. Dilini de geçtim baştan aşağı dedikodu adı altında iftira,nefret ve kin akan postlarla dolu. Ciddiye alınır hiç bir tarafı yok. Sen ki koskoca gazetecisin böyle bir bloğu ciddiye alıp nasıl bunu sorarsın? Hadi sorma cesaretini buldun nasıl bu kadar uslupsuz sorarsın?

Ayşe de ikisine verilecek en net cevabı verdi; ”Ya bi siktirin gidin” verilecek en düzgün ve net cevap buydu çünkü sen bu zihniyete kalkıp “Yok öyle bir şey” de diyemezsin “Yalan canım” da diyemezsin bunların anlayacağı tek şey; Siktirin gidindir. Peki buna karşılık Oray Eğin ne demiştir? “İşte Neco’nun ve Oya’nın terbiye veremediği kızları” hadi ya! Terbiye küfürle mi olmaktadır sadece? Senin ailen sana iftiranın kötü bir şey olduğunu hiç öğretmemiş midir mesela? Ya da terbiye sınırın bir siktirlik midir? Oray neyse de bahsi geçen blog yazarı tam da kendisine yakışır bir cevap verdi; “Kime siktireyim? Sen uzmansın sen söyle” Biz bu muhabbetleri 3. sınıfta yapıyorduk be güzelim, orada mı kaldın sen? Oldu olacak Ayşe’ye tren dedirt, o meşhur lafı yapıştır. (Oray Eğin bu cevap üzerine “Ayşe, kız sana hayatının ayarını verdi hahaha” yapmıştır, o derece.")

Bu olayda komple sinirimi bozan şeyleri bir toparlamak gerekirse;

    Eşcinsellik ile biseksüelliğin karıştırılması Bir kişinin itirafı yüzünden pek çok kişinin zan altında kalması ve kendilerini savunmak zorunda hissetmesi Magazinin bu olayı şişirip şişirip başka yerlere taşıması Gazeteciyim diye geçinen dangalakların varlığı Terbiye kavramının içine sıçılması İftira ile beslenen bir blog yazarının ekmeğine yağ sürülmesi Bu olayı kendisine malzeme yapmaya çalışan çok alakasız insanlar (Bkz: Hülya Avşar Show’daki amca) Hala bu konunun konuşuluyor olması

19 Mayıs 2011 Perşembe

Seçim dönemi, partiler, liderler…

Seçim zamanları benim en sevdiğim dönemlerdir. Herkesin bol keseden salladığı, icraatlarını sıraladığı, stratejinin savaştığı ve özellikle de iktidarların halkla buluştuğu nadir zamanları oluşturur.

Öncelikle hala seçim arabalarıyla bangır bangır müzik yayını yapan, mikrofondan bağırıp çağıran partiler baştan kaybediyor kanımca. Hele ki o her yere asılan bayraklar, afişler bana çok itici geliyor.

Evdeysem ve tv’de o an bir miting varsa hangi parti olursa olsun açar izlerim. (Ben zaten ulusa seslenişleri de kaçırmam) Medyayı avucunun içine alan AKP bu aşamada hep bir adım önde oluyor. Her mitingi Kanal 24’den(Başka kanallar da vardır illa ki) baştan sona canlı yayınlanıyor. Sinir atmak isterseniz birebir. Bazen fıkralardan daha komik bir hal alıyor.

CHP mitinglerini anca akşam haberlerinde izleyebiliyorsunuz ancak CHP’nin en büyük akıllılığı sosyal medyayı çok iyi kullanmaları. Mitingde söylenen vurucu sözler anında bir kaç farklı CHP’ye ait hesapta yazılıyor, RT’leniyor, izlemeseniz bile ne dediğini, ne söylediğini canlı takip edebiliyorsunuz.

Sosyal medyayı en iyi kullanan kesinlikle CHP. Sadece parti olarak değil genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve bir kaç milletvekili de aktif olarak sosyal medyayı kullanıyorlar. Ne zaman Twittürk.com’a girsem günün en çok RT edilen tweetleri arasında en az bir Kılıçdaroğlu tweeti mevcut. Kesinlikle kendisi çok çok doğru kullanıyor. Sonuçta sosyal medya adamı vezir de eder rezil de. Rezil olanların başında kesinlikle Melih Gökçek ve Egemen Bağış geliyor.

Mitingleri parti parti değerlendirecek olursak;

AKP

Metinleri hep aynı, sadece şehirler isimleri ve rakamlar değişiyor. Konuların sırası bile aynı. Artık o kadar ezberledim ki nerede ne söyleyecek çok iyi biliyorum. Bunun yanı sıra ekrana çok bağlı kalması, doğaçlama yapamaması da bir eksi çünkü bu RTE’nin konuya hakim olmadığını gösteriyor. Hepiniz ekran bozulunca 1 dakika sustuğunu ve kekeleye kekeleye cümle kurmaya çalıştığını görmüşsünüzdür.

Bunların yanı sıra kişilere yanlış yükleniyor. Mesela Kılıçdaroğlu’nun söylediği “Statikocunun Allahı Ankara’da” lafını çok gereksiz uzattı üstüne üstlük bir de istifaya davet etti. Kusura bakmasın ama Kılıçdaroğlu’ndan önce istifaya davet etmesi gereken çok kişi var. Hem bu “…. Allahı” kalıbı herkesin kullandığı bir cümle, aldanmasın mitinglerde yuuuh çeken zihniyete, o yuh çekenler de çok kullanmıştır bunu.

Ayrıca miting sırasında olduğundan daha itici göründüğü de oluyor. Mesela Kılıçdaroğlu’nun TV’de düello davetine sarfettiği “Biz ustayız sen çıraksın”, “Biz süper ligdeyiz, sen amatör kümedesin” lafları varolan antipatikliğini kat be kat arttırdı.

Her mitinginde gösterdiği e-book readerlar da artık sıktı. “Bundan vericez, kitap yerine geçecek” vs diyip duruyor ancak baklayı bir mitinginde ağzından çıkardı –ya da kaçırdı- ihale ile bu e-book readerlar alınıp verilecekmiş. Sistemi tam olarak anlatmıyor, sadece bedava olduğunu söylüyor ama öğrencilerde mi duracak, sıralara mı monte edilecek, başka dosya eklenebilecek mi, herkesin kullanabileceği bir ürün mü, bozulunca ne olacak, kaybolunca ne olacak vs bunlardan hiç bahseden yok.

TV’de yandaşların sorduğu sorulara cevap verdiği için ve sorulması gereken hiç bir soru sorulmadığı için sadece kendi kazdıkları kuyuya düşerek puan kaybediyorlar.RTE dışında bakanlarının ve milletvekillerinin de gafları gaf üstüne, her hareketleri ofsayt.

TV reklamlarına gelince bir partinin tanıtım reklamlarından çok borsaya açılacak bir şirketin reklamlarına benziyor. (Twitter’da gördüydüm bu yorumu ama kimin hatırlamıyorum, affola) İktidar olarak tabii ki yaptıklarını anlatacaklardır ancak reklamlar çok samimiyetsiz ve düz. Reklam şirketlerine bir ayar çekmeleri lazım. Reklamlarının bir tek müziklerini beğendim. Broşürleri, billboardları vs vasat, yaratıcılıktan uzak.

Seçim döneminde benzine gelen 8-9 kuruşluk indirim, bilmem ne kanununun çıkması, maaş zammı ile göz boyama yarışındalar ancak her seçim döneminde olduğu gibi bu seçim döneminde de iktidar olamanın avantajlarını zorlamaları yine eksi puan veriyor. Seçim araçlarına bedava benzin koyulması, seçmeni “oy vermezseniz burada taş üstüne taş koyamazsınız” diye tehdit etmeleri vs.. vs.. bunların hepsi eksi hanelerine eklenmekte.

CHP

Doğaçlama gittiği çok belli ancak bu bazen sorun yaratabiliyor. Miting heyecanından olsa gerek başladığı cümlenin sonunu yanlış getirdiği oluyor.

Konuşmasına genelde sloganlar ya da pankartlar yön veriyor. Mitinglerinin tamamını  gösteren bir kanala denk gelmediğim için sadece sosyal medya ve haber saatlerinde ayrılan süre kadar gördüğüm için genel bir yorum yapamıycam.

Katıldığı TV programlarındaki duruşu olumlu, uslubu düzgün. Ne çok çıtkırıldım ne de aşırı sert, dengesi iyi.

Reklam şirketlerinin ellerinden öpmek istiyorum. Çok iyi reklamlar çıkartıyorlar. Aile sigortası reklamı vasatın altındayken emekli ve gençlik reklamları çok iyi olmuş. Bir de AKP’nin Bolu Dağı reklamına karşılık yaptıkları ve sadece internetten yayınlanan cevap reklamı da çok iyiydi.

Reklamlarını ve mitinglerini hep AKP üzerinden yapmaları çok doğru değil, kimi zaman işin ucunu kaçırıp bütün konuşmayı bunlarla başlayıp bitirdikleri oluyor.

Broşürleri oldukça iyi, her icraatlarının sistemini güzel anlatıyor ancak bazıları için sistem açıklamasından fazlası gerekiyor. Bazı icraatları insanlara inandırıcı gelmiyor, özellikle de aile sigortası. Bu yüzden icraatlarını anlatırken kaynaklarını da vermesi inandırıcılığı açısından daha verimli olacaktır.

Ekip olarak çalışıldığı belli, bütün ekipler işlerini çok iyi yapıyor. Hatta beni telefonla arayan bile oldu. Bunların dışında bahsettiğim sosyal medya tarafı da hem soru-cevap olarak hem de bilgi alma olarak oldukça verimli.

MHP

MHP için mitingler hesaplamalar ve dil sürçmeleriyle geçmekte. Mitingleri genelde komik videolar kategorisinde değerlendiriliyor. Onun dışındaki konuşmaları CHP’den daha da vahim bir iktidara yüklenme hareketinden öteye geçemiyor. Daha hiç kendilerini anlattıklarını görmedim hep oraya buraya laf yetiştirme yarışındalar ve bunu CHP’den daha fazla yapıyorlar.

Özellikle gençlere ulaşmakta çok zorlanıyorlar ve bunun için yöntemleri oldukça komik. Her yerde gördüğüm “Gençler ilk oyunuz MHP’ye” pankartından öteye giden bir şey yok.

MHP de üniversiteye girişte sınavı kaldıracaklarını açıklayanlardan ancak dediğim gibi bu tip vaadlerde sistemi anlatmanız çok önemli, bu konuda hemen hemen hepsi eksik.

Sonuç olarak 12 Haziran’a kadar bu tantanalar devam edecek.

Sınıfta kalan medya

15 Mayıs’da internet yasağı için yürüyenlerin sayısı itiraf etmeliyim ki beni de şaşırttı, bu kadar yoğun bir ilgiyi tahmin etmiyordum ama daha sonra olanları hiiiiiiiiiç tahmin etmiyordum.

Aslına bakarsanız hepimiz –katılanlar da- bu eylemin bir işe yaramayacağını, sadece karşı olduğumuzu gösterecek olduğunu ve paket uygulamasını rafa kaldırmayacağını biliyorduk. Bazen bile bile ladesdir bu tip eylemler. İşe yaramayacağından emin olduğun halde bir şeyler yapmak için katılırsın.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

PetFest

Sadık Dostlar İstanbul PetFest’te Buluşuyor
Hayvanların hayat boyu sağlık ve mutluluğunu hedefleyen Whiskas ve Pedigree'nin düzenlediği ve biletlerin 2 gün geçerli olduğu İstanbul Petfest 4–5 Haziran tarihlerinde Parkorman'da düzenleniyor.
Sosyal sorumluluk projesi olan İstanbul Petfest 2011, iki gün boyunca  rengârenk bir program sunuyor. Yarışma ve gösterilerden oluşan çok sayıda köpek aktivitesi, çocuklarınızın hoşça vakit geçirebileceği oyun parkları, workshoplar ve fotoğraf çekimleri, eğitici, bilgilendirici seminerler, sürpriz hediyeler sizleri bekliyor.
Sokak hayvanları yararına düzenlenen projede bilet satışlarından elde edilecek tüm gelir Barınak Gönüllüleri ve Hayvanlara Yaşam Hakkı Derneği (BGD) ile belirlenecek barınakların iyileştirilmesinde kullanılacak ve sayenizde sahiplenilmeyi bekleyen dostlarımız daha mutlu olacaklar.

Bilet: 12 TL
Yer: İstanbul/Parkorman
Link: http://web03.biletix.com/etkinlik/MPTF2/IZMIR/tr

“Kadınlar önce seni sen yapan özelliklerine aşık olur sonra da onları senden almaya çalışır”


Kaybedenler Klübü’nü –nihayet- izledim, filmden 100 yazı çıkarabilirim, belki de sonra çıkarırım ancak şimdi öncelik bu sözde.
Kadınların ne istediğini bilmemesinden mi kaynaklıdır bilinmez ancak böyle bir şey gerçekten var. Bende yok, aksine ben olmayan özelliklerine varmışçasına aşık olup sonra hayal kırıklığı yaşayanlardanım –bu da ayrı bir tür- yine de bende olmaması bu hastalığın varlığını sorgulatmaz. Hep varolmuştur, varolmaktadır ve varlığını sürdürmekte ısrarcı bir hastalıktır.
Bir kadının önüne bir motorcu, rock’n roll bir tip koyun ; onun yanına da banka veznedarı bir herif koyun hiç tereddütsüz motorcuya gider hatta öyle ki veznedar abi çok daha yakışıklı, kaslı olsa bile farketmez çünkü ona dönüp bir kere bile bakmaz. Gel gelelim motorcu herifi tercih eden hatun önce onun bu özgür ruhuna hasta olur, onun özgürlüğüne kaptırır kendini ama önce kendisine bağlanmasını bekler, sonra reddettiği veznedar olmasını ister.İlk aşama motoru bıraktırmak olur, sonra işine gücüne karışır, alkolüne sigarasına bulaşır ve ulaşmak istediği değişim noktası tam olarak en başında reddettiği erkek formudur.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Deydiriyon mu sen bize berber Recep?

Ne zaman bir yerlerimize dokunan bir kanun çıksa arkasından da o kanuna karşılık bir hareket çıkar. Bu dünya siyaset tarihinde böyle olmuştur zaten de son dönemde Türkiye'de dokunmalar çok olunca bu hareketler de çoğaldı. Sigarayı kısıtladılar #sigaramadokunma dedik, alkol satış ve tüketimini düzenlediler(!) #ickimedokunma dedik (Öyle bir düzenlemeydi ki bu berber Recep "Üzüm yiyin" demişti) sonra gün geldi fizy-myspace-youtube vs kapatıldı hepsine de tepki gösterdik. Yetmedi dilimizi elimizi kesmek için bloglarımıza el uzattılar #blogumadokunma dedik. Ben "Sırada Facebook-Twitter falan var herhalde" derken onlar tahminimizden daha büyük bir sıçrayış yaptılar, helal olsun diyorum. Şimdi bize diyorlar ki "Boy boy paketlerimiz var hangisiyle tatmin olursunuz?" Sehven de olsa mantıklı bulmadım sebeplerinizi bilesiniz.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Hayvanlık dışı işler

İnsan egosundan tüm dünya nasibini almışken, ağaçlar AVM yapmak için bir bir kesilirken içimizi en çok acıtanlardan biri de hayvan haklarındaki bilinçsizlik.

Her gün önümüze bir sürü video geliyor. Kimisi kediyi kesip,iç organlarını söküp fotoğrafları video halinde internette paylaşır, kimi öldürdüğü bütün hayvanların vahşet görüntülerini site yapar, kimisi kuyruğundan sürükleyip çatıdan aşağıya atar... "İnsanlık dışı" diyoruz da tam da insanın yapacağı işler bunlar.