18 Nisan 2011 Pazartesi

Sex Bus

İmamın ordusu artık sadece emniyeti değil tüm memuriyet alanlarını içine almış durumda. Malesef olaylar olmadan bunları göremiyoruz, o kadar gizli ve sinsi çalışıyorlar ki.

Güne ben de sorunsuz başlamak, Arda Turan'ın forma laflarıyla geyik döndürmek isterdim ancak şu an elimizde çok ciddi iki olay var; 1) "Burası sex otobüsü değil" 2) "Karşılarına 5bin genç koyarız" şimdi konumuz otobüste el ele kol kola oturdular diye şöförden fırça yiyen iki genç ve metrobüs'de sevgilisinin başına omzunu koydu diye metrobüs şöföründen dayak yiyen iki liseli genç.

İETT daha kendi alanında adam gibi hizmet verebilmiş değilken, kalkış saatinden 20 dakika sonra kalkan, yolda püfür püfür sigara içen, yarışa girip kendilerini F1 pilotu zanneden şöförlere sahipken hizmetlerine bir de "Ahlak Zabıtalığı" eklemiş.

Otobüste iki sevgili ele tutuşuyor, göz göze bakışıyor diye tokat atacak, "Kaldırmıyorum lan otobüsü" diyecek kadar da yan görevlerine bağlı bu şöförler.

"Kaldırmıyorum lan otobüsü" durumu benim de bir kaç kez karşılaştığım bir olay. Hala tepki vermedim diye vicdan azabı çektiğim otobüse o sırada yolda bulduğu yavru kediyi şapkasına ve şalına sararak binen kadın için demişti bir şöför mesela. Kadın direndi ama inmek zorunda kaldı. Daha sonra bir kere yolculardan biri telefonla konuşuyor diye kaldırmadı otobüsü hem de durakta falan değil gayet yolun ortasındaydı. Şöförlerin elindeki en büyük koz budur; Kaldırmıyorum lan otobüsü. Bu şöförler çocukken de mahalle maçlarında istemedikleri bir şey olduğunda "Top benim oynatmıyorum" diyen çocuklardır aynı zamanda. Sen kimsin? Ne hakla bizim sayemizde oturduğun koltukta görevini yapmazsın? Nasıl bizden aldığın paralarla bize hava yaparsın? Nasıl hizmet ver diye oturtulduğun yerde, hizmet vermekle görevli olduğun kişiye gider yaparsın?

İETT'de kesinlikle "Müşteri daima haklıdır" prensibi yok. Çünkü onların kafalarında onlar bize "iyilik" yapıyor. Öyle ya; o tıklım tıkış otobüslerde gitmek, yarım saatlik yolda bir saat yolculuk etmek, heyecanlı otobüs yarışları içinde ölür müyüz kalır mıyız adrenali yaşama gerçekten büyük iyilik, hepsinden Allah binlerce kez razı olsun ama biraz da "Lan! şimdi benim bir işim var, ayda 3000 tl maaşım var, hepsini de bu taşıdığım bu yolculardan kazanıyorum." demesi gerekmiyor mu?

Kaldı ki ulaşım hakkımız ücretsiz değil, yani biz vergisini veriyoruz, onlara maaş, benzin, otobüs olarak geri gidiyor ancak bir de bunun için bir bedel ödüyoruz. Az buz bir şey de değil tam 1,65 TL, öğrenci 0,95 TL. Her gün kaç kişinin inip bindiğinin haddi hesabı yok. Zaten vergi falan vermesek bile sırf bu kaynakla geçinip gidiyorlar hee kaldı ki akbil yüklediğinde de bir vergi ödüyorsun zaten su içsen vergi ödüyorsun ya neyse. İşin özü bildiğin paranla rezil oluyorsun.

Bizim bu kadar kazığa rağmen beklediğimiz tek şey ulaşmak istediğimiz yere gidebilmek. Yani geçmişiz tıklım tıkışlığından, iki saat süren yollarından, trafiğinden, çilesinden ama insan biraz da saygı bekliyor, şöförün bizden aldığı güç bize girmesin istiyor.

Gelelim Sex Otobüsü olayına; Olayın içinde bir Ekşi Sözlük yazarı olmasa (Aslında iki taneymiş) belki de bu olaydan haberimiz bile olmayacak, o tokat yiyen liseli gençlerin bulunduğu metrobüsde bir avukat olmasa ve bu olayı bir köşe yazarıyla paylaşmış olmasa belki o olaydan da haberimiz olmayacaktı. Sanmıyorum ki bu durum iki kere yaşanmış olsun, belki her gün onlarca kez yaşanmakta ancak onlar seslerini duyuramamakta. Otobüslerde kimsenin sevişeceğini, yiyişeceğini sanmıyorum. Kimse o kadar ileri gitmez, giden de zaten yolcuların bakışlarından rahatsız olur ve durur ama kalkıp da yan yana oturdular diye, çocuğun başı sevgilisinin omzunda diye, el ele tutuştular diye tartaklanmaları, laf yemeleri çok çok çok yanlış! Ya bunlar seksin, sevişmenin ne olduğunu bilmiyorlar ya da artık iki karşı cinsin en ufak bir yakınlaşmalarından, cilveleşmelerinden rahatsız olacak kadar gözleri dönmüş.

Bunlara kalsa otobüsler "Kadın hattı" , "Erkek hattı" diye ayrılacak, öyle sağa kadınlar sola erkekler diye de değil direk otobüsleri ayıracaklar. Bir de üçüncü bir hat olarak "Evlilik hattı" açarlar ve sadece evlilik cüzdanını gösterenler binebilir ona, resmi nikaha gerek yok imam nikahı da olur, ne de olsa imamın nikahı.

Bu ahlak zabıtalığının amacı nedir kavrayamadım, birbirimize yaklaşmayalım, uzaktan sevelim, gizli gizli sevişelim mi isteniyor? Ben de karşılaştım bir kere bu zabıtalarla, benim zabıtam devriye gezen bir polis ekibiydi. Fotoğraf çekimi için sevgilimle beraber gittiğim Üsküdar sahilinde soğuktan götüm donunca kayalara oturup civciv yavruları gibi sokulduyduk. Kapalı mekana geçmememizin tek sebebi Güneş'in, Kız Kulesi'nin arkasına geçmesini beklememdi. Oturduk ve bekliyorduk. Ne bir öpüşme, ne bir yiyişme. Arkadan bir korno sesi "Ayrılın lan" diye arabanın camından bağıran bir polis memuru. Sevgilim hemen "Tamam abi bir şey yok" hareketi çekti, ben sinirden geberiyorum. Sana ne lan diye girişmemek için kendimi zor tutuyorum. O an anlamadığım tek şey karakolun iki sokak ötesinde bulunan evimizin çaprazındaki bakkal soyulurken 3 kere aradığımız polis ekipleri nasıl oldu da 1 saatte gelmedi ama yan yana oturduk diye anında yanımızda bittiler? Polislerin de şöförler gibi esas hizmetlerinden daha fazla sarıldığı bir "Ahlak bekçiliği" ek görevleri var demek ki.

Olayı anlatan Ekşi Sözlük yazarı ne şöförün densiliğinden ne de polislerin ilgisizliğinden şikayet etmiş insanların tepkisizliğinden şikayet ettiği kadar. O otobüste belki de çağdaş yaşam diye götünü yırtıp "Hadi inin de evimize gidelim" mantığında duran bir çok insan vardı. Bunlar orda burda sayıp söver ancak kalkıp da eyleme geldiği zaman gıkını çıkarmayan insanlar. Eylemden kastım elimize döviz, bayrak alıp yürüyelim değil, o sözlük yazarının yaptığı da bireysel bir eylemdir. Eğer arzu ettiğiniz ülke çarşafa bürünmüş, haremlik selamlık ayrılmış, karanlık bir ülke değilse; Bu ve benzeri olaylarda haklının yanında olup, en azından bir şikayet etmeniz, tepki göstermeniz gerekir.

Ben olayı duyduktan sonra İETT Çağrı Merkezi'ni aradım. Bağlandığım temsilci daha hattın adını ve plakayı söyler söylemez müfettişlerin ilgilendiğini söyledi. Darp olayı için de şöför değil yolculardan biri yapmış dedi. Olayın maduru iki genç sevgiliye ve olayı duymamıza vesile olan sözlük yazarına ulaşıldığını, soruşturmanın başladığını, şöförün de ifadesinin alındığını söyledi. Bundan sonra yapabileceğimiz tek şey davanın takibi zira sonucunda o şöför görevden alınmazsa bir sonuca bağlanmış olmaz bu iş. Öyle para cezası, bir günlük hat kapama falan bir sonuç değil, göstermelik ilgidir.

Ekşi Sözlük yazarının olay ile ilgili entrysi için buraya, Ece Temelkutan'a yollanan ihbar haberi için de buraya bakınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder