31 Ağustos 2010 Salı

Twittera yazamadıktan sonra ne anlamı var yaşamanın?

Telefonu ellerinin arasından denize uçmuş Gülben Ergen gibi kaldım. Siz bu satırları okurken ben bu satırları çoktan unutmuş olucam. Evde internetim yok, modem bozulmuşmuşmuş ne olmuşmuş anlamadım, ilgilenmiyorum. Sorun önemli değil benim için internet var mı yok mu? Yok mu? O zaman tamam, hayat bitmiştir.

Cepten gireyim diyorum aylık limitsiz paketimi yedim bitirdim yani işin özü mağaraya kapanmışçasına taş devrine dönüp duvarlara çöp adamlar çizebilecek moddayım. Bu satırları da programa taslak olarak kaydedip internet geldiğinde sizinle paylaşma düşüncesindeyim o kadar sıkıldım ki… Bu 4. yazım mesela.

Son zamanlarda her zamankinden daha da bağlandığım Twitter’ımdan ayrı kalmak var ya o koyuyor inan bana. Ben ki sadece Twitter’ınıza bakarak takibe alabileceğiniz biriyim yani öyle derin araştırmalara, zahmetlere gerek yok açın twitterınızı girin profilime yediğim yemekten gittiğim yola kadar herşey oradadır hemi de belgeli, emmeli, gömmeli.

Şimdi zaten bir şey yapmıyorum da yapsam da yazamayacam edemeyecem ne bokuma yaşayayım moduna bile girmiş durumdayım.

Siz yaşadığını yazanlardan mısınız? Yazmak için yaşayanlardan mısınız?

Hoş tabi bu durumun abartılmış hali daha o kadar kötü değilim sadece internetsizlik vurdu kim bilir şu an hangi gaf tartışılıyor, hangi olay abartılıyor… MSN, Facebook vs girmesem de olur kimin hangi komik videoyu paylaştığıyla hiç ilgilenmiyorum ama Twitter öyle değil işte. Hani yemek için yaşama yaşamak için ye muhabbeti var ya bence Twitter da öyle. Kesinlikle öyle… Bağımlılık yapıyor olduğu bir gerçek, yararlı ya da zararlı olduğunu bilemem ben bir zararını görmedim internetim gittiğinde elim melim titremedi yani abartıyorum sadece :)

TTNET’e kafam girsin

TTNET’e küfür etmeden böyle bir yazı bağlanmaz, internetim yok diyorum sonuç olarak değil mi? O TTNET’in götüne koyayım. Adamları arıyoruz şöyle böyle, arıza var gelin vs adamlar telefon ediyorlar modeminiz arızalı diye. Tamam arkadaşım da ben bu modemi götümden sıçıp koymadım ki, anlaşma sırasında sen bana verdin bu modemi. Bunun garantisi cartı curtu yok mu? Bunu al sen götüne sok bana gireceğine sana girsin bana yenisini ver. Hadi onu da geçtim Pazartesi gece gidiyor biz adamlara Çarşamba akşamı ulaşabiliyoruz. O TTNET çağrı merkezi çalışanlarına boşuna para veriyorlar bence aradığımızda ulaşabildiğimiz görülmedi. Hadi iftar vaktiydi tam falan onu geçtik de daha sonra da adam gibi bir hizmet vermişliği yok. Hele ki teknik bir konuysa ve bir bayan telefondaysa. Erkekler gene biraz daha iyi, yardımcı olabiliyorlar. Bence kadınların kafası elektronik ve futbol işlerini bir yere kadar anlayabiliyor, zorlamamak lazım. Trinty miydi neydi o Matrix’deki karının adı. Hani koskoca bilmem ne sitesinin sistemini çökertmiş de bilmem ne anca filmlerde olur, yok öyle bir hatun. Ciddi anlamda kafamız elektronik ve futbol’a tam anlamıyla yatkın değil ama şu da var tabi o bilgisayar kurdu adamı al çamaşır ya da bulaşık makinesinin önüne koy otistik çocuk gibi bakar mal mal. Yaaa ne diyordum nereye geldim. İşin özü; İnternetsizlikten kafayı yicem artık bilgisayarla konuşuyorum ( Sağol Windows Live Writer) siz de bunu blog diye okuyorsunuz. Kendi kendine konuşana deli, bloğuyla konuşana blogger diyorlar yani… Enteresan!

1 yorum:

  1. Kendi kendine konuşana deli, bloğuyla konuşana blogger diyorlar yani…
    doğru :D bu durumda sen bi delisin aferim :D

    YanıtlaSil