28 Haziran 2010 Pazartesi

Naaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah!

Her şeye burnunu sokan doğuştan muhalefet ruhlu piçleri aşkımızdan uzak tutmak için çoğu zaman kırıcı olmaktan bile çekinmedim. Her ne kadar “Elalem ne derse desin hadi hadi hadi hadi hadiii” modunda gitsem de çoğu zaman ben bile inandım onların çirkeft görüşlerine. İnanmak denmez aslında kafa karışıklığı diyelim, ne kadar takmasan da bir “Acaba…” oluyor insanda. Ben her “Acaba”mı ona sordum, o güzel güzel yanıtladı burnuma öpücük kondurdu. Fazla düzgün giden şeyler hep bir şüphe uyandırır, hiç bir erkek bu kadar mükemmel olamaz diyorum ama o kadar fırtınadan sonra sakin bir liman her gemi için son duraktır. (Yazar burada ‘Dalgalandım da duruldum’ şarkısına gönderme yapıyor.)

Sonuç olarak o kadar aksi görüşlü insana rağmen, olumsuzluğa ve kötü giden her şeye rağmen yine birbirimize döndük, her şeyi kapının önünde bırakıp sorunları taşımadan yattık uyuduk, çok bunaldığımda konuşasım geldiğinde oturup konuştuk, ben sakinliğimi kaybettiğimde bile gülerek bakıp halletmeye çalıştı o vs.

Ters giden şeyler beni, ben onu yoruyordum da hiç birbirimizi bırakmak geçmiyordu aklımızdan. Hepi topu 4 aydır beraberiz de o 4 ay bana yıllar gibi geliyor. Yorgunluk ya da sıkkınlık hissi değil, dün aşık olmuşum gibi kıpır kıpır hala içim, hala geleceği saati iple çekiyorum boynuna atlıyorum göz göze geldiğimizde içimde kelebekler uçuşuyor. Alışkanlık ve yakınlık olarak 4 aylık değiliz bir kere 2 aydır aynı evdeyiz başlarda geçici gözüyle baktığım, bizi soğutacak diye korktuğum durum aşkımızın temelini sağlamlaştırdı. Daha önce 3 gün dayanamadığım düzenli ev birlikteliği şimdi yıllardır öyle yaşamışım gibi alışkanlık, sanki dün taşınmışım gibi heycanla devam ediyor. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz bir kere neye ne tepki vereceğimizi, ne söyleyeceğimizi, neye niye karşı geldiğimizi çok iyi biliyoruz.

Hatun cinsinin derin düşüncesi Eşref’de pek işlemiyor mesela. Bir olay/durum olduğunda ben kafamda bir milyon tane senaryo kurarım, şu şöyle bu kesin böyle şunun için şunu yaptı gibi bir sürü kıyamet senaryosu. Bunu erkeğe söylediğinizde genelde “Saçmalama yaa oooo bu mudur höd hede höde” gibi tepkiler duyarsınız ama Eşref öyle değil ne kadar saçma bir düşünce de olsa oturup doğrusunu mutlaka anlatır, anlattığının tatmin edici olduğuna inanana kadar da bırakmaz. Kendi istekleri için de öyle; sebeplerini mutlaka açıklar. Bunun getirisi en saçma şeyin bile kafama takılmasını önlüyor olması sanırım. Kafamda onunla ya da durumlarla ilgili tek bir soru işareti bile yok, her şey çok net. Olduğunda anında sorup cevap alabiliyorum. Onu geçtim her türlü saçmalığı sorabiliyorum. Vardır ya klasik “Aşkım ben ölsem naaaparsın?”, “Tatlım diyelim ki şöle oldu sen ne dersin?” vesaire asla olmayacak olaylar üzerinden kendimizce aşk testi yaptığımız sorular onlara bile güzel güzel, sıkılmadan cevap veriyor mesela. Maksat muhabbet olsun diye sorulan o sorular aslında bir nevi güvencedir de erkekler bunun farkında değildir mesela.

Bir erkeğin ‘Sevgili’ olması kadın için tatmin edici değildir, en azından benim ve çevremdeki pek çok kadın için. Biraz baba, biraz çocuk biraz da arkadaş olmalıdır erkek. Tek bir rolü benimseyip onu bile yarım yamalak yapmamalıdır ama bunlar da insanın içinden gelmelidir, samimiyetsiz bir ilgi alaka olmamalıdır. Eşref ihtiyacım olan herkes aslında. Babam, oğlum, arkadaşım, sevgilim, dostum… Bunaldığımda, kafayı yediğimde sıkılmadan dinler bir şey yapamaz belki ama dinler. Geceleri beni uyutmadan yatmaz eğer erken yatacaksam gelir uyutur sonra kalkar işine devam eder ya da tam tersi ben uyumayacaksam önce onu yatırırım, battaniyeyle dürüm yaparım, öpücüğümü kondururum çocuğummuş gibi….

Bazen sinirlerimi bozmuyor değil, gıcık oluyorum hatta dövesim falan geliyor. Kolunu ısırıyorum, mıncıklıyorum falan o da yetmiyor ama hiçbir şey ayıramaz bizi. Ben geleceği saatten 1-2 saat geç kalacağı zaman bile çıldırıyorum onsuz bir gün bile düşünemiyorum ki bir hayat düşünebileyim. Birlikte yaşamanın iki sonucu vardır zaten; ya bağımlısı olursun ve onsuz olma fikri bile sinir eder ya da kopar gidersin aynı evde farklı hayatlar yaşarsın. Nasıl korkmuştum ikincisi olacak diye, planlayıp durmuştum bir iki hafta burda kalır sonra hemen bir yer bulur çıkarım diyordum ama o bir iki haftada hemen etkisini gösteren bir zehir misali doladı beni kendisine. Hiçbir şeyi bozmayacağını aksine güzelleştireceğini anladığımda ben de gitme planlarımı bırakıp gelecek planları kurmaya terfi ettim.

En büyük eğlencelerimizden biri de geleceğimizi planlamak zaten. Askere gidicek o arada ben eve bakıcam sonra gelecek çalışmaya başlıycak para biriktiricez evlenicez bir iki sene sonra da çocuk vs vs vs derken kopuyoruz zaten bir gün çok zenginiz, deniz manzaralı evimiz var çocuklarımız gitar, futbol,keman,resim kurslarına gidiyor birgün İstanbul’dan sıkılıp İzmir’e yerleşiyoruz falan…

Plan yaparken hayale dalmakdan daha güzel bir şey varsa bunu da geleceği birlikte geçirmekten korkmayan bir erkekle yapmaktır. Çocuk ve evlilik kelimelerini duyduğu anda topuklayan erkeklere nazaran bu erkekler daha güvenilir, sağlam ve kaybetmekten korkulan tiplerdir.

Nerden nereye geldik ya bu yazının özü aslında şu; bize inanmayan, “yakışmıyorsunuz”, ”iki gün sonra sıkılırsın”, ”sen yapamazsın”, ”yürümez”, “şimdi tatlı geliyor iki ay sonra görüşürüz”,”bir iki hafta sonra biter”, “ne yüzüğü ya daha erken” vs vs vs diyen insanlara gelsin bu fotoğraf, seviyoruz sizi çünkü siz olduğunuz sürece onu kaybetmekten deli gibi korkuyorum, “böyle insanlar var hayatta” diyip Eşref’e dönüyorum. Aslında bir de bu laflarla “Acaba” diyip onsuz bir hayat düşünüp o hayatın hiç bir detayının onsuzluğu kapatacak kadar güzel olmadığını, onsuz olunmayacağımı düşünüp daha da sarılıyorum sonuç olarak işin ana fikri: Naaah ayrılırız pislikler!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder