22 Haziran 2010 Salı

Lekesiz Zihnin Ebedi Günışığı~Eternal Sunshine of the Spotless Mind

Bizim sinema tarihimize Silbaştan gibi dandik bir isimle girmiş olsa da hafızalarımızda çok daha kalıcı yer almış bir filmdir Eternal Sunshine of the Spotless Mind. Türkçesi Lekesiz zihnin sonsuz(ebedi) günışığı demek oluyor. Adı bile büyüleyici.

Öncelikle eklemeliyim ki film kesinlikle Jim Carrey için kariyerinin kumarı. Yıllardın alıştığımız,bildiğimiz mimik patlaması,komedi ustası Jim olmaktan sıyrılmış ve oyunculuğunu tam anlamıyla gösterdiği bir yapım olmuş bu film. Kate Winslet kariyerini o kadar takip ettiğim bir oyuncu değil ancak en azından Titanic romantizmini üstünden atmış daha çatlak bir hatun olmuş filmde.

Filmi izlemeyeninizin kaldığını sanmıyorum zaten ama prosedürü uygulayalım en azından bir konusunu yazalım; Joel Barish (Jim) içine kapanık,asosyal bir insan evladı iken aklına eseni yapmak istediği bir günde iş yerindekilere hasta olduğunu söylüyor ve resmen kalbinin götürdüğü yere gidiyor. Tramvayda ise gerek görünüşü gerekse davranışlarıyla standart dışı hatun Clementine Kruczynski(Kate) ile tanışıyor. Tanışma,kaynaşma falan derken bunların ilişkisi başlıyor ve bir anda Clementine’nin Joel’i takmaması ile bitiyor. Yalnız bu son Joel’i tatmin etmiyor ve bir arkadaşının söylemesi ile birlikte Clementine’nin hafızasını sildirdiğini öğreniyor. Kendisi de aynı işlemleri uygulamaya karar veriyor ki Clementine tamamen hayatından çıksın. Film Clementine’nin Joel’in hafızasından silinme çabalarını anlatıyor. Joel vazgeçince fakat müdahale edemeyince Clementine ile zihninde yolculuğa çıkıyor. Onu harita dışında bir yere saklamaya çalışıyor ve bu arada da süregelen konuşma ve olaylar filmi daha da güzelleştiriyor.

Filmin sorduğu soru açık ve net ama cevabı belirsiz; Onu aklından atabildin. Ya kalbinden?

Bilime göre beynimiz vücudumuzun tamamını kontrol edebilecek kapasitede. Kişisel gelişimler ile ortalama üstü kontrole sahip olabiliyoruz. En basit örnek olarak psikoloji biliminin deneylerini ele alabiliriz. Ne kadar doğrudur araştırmadım ama duyduğumda “Yok artık” dediğim bir deney var; Kızgın demir ile bir insan vücuduna basıldığında acı ve yanma etkisiyle deride kızgın demirin şeklinin çıktığını hepimiz biliyoruzdur. Bu deneyde deneğe kızgın olarak gösterilen demir bastırılıyor ve deneğin vücudunda demirin şeklinde bir yanık meydana geliyor. Ancak sorun şu ki demir kızgın değildi hatta sıcak bile değildi.

Bilmeden beynimizin verdiği bu tepki aslında geliştirildiğinde neler yapabileceğimizin de kanıtı bir yandan. Yani beynimizin kontrol alanını geliştirebilirsek her boku yapabiliriz. Ama gelin görün ki bu kalp denilen kan pompalayan organ damarlarda bazen yabancı maddeler de dolaştırabiliyor. Hassas bünyelerde alerji,korku,panik,romantizm ve gereksiz sevimlilik yaratabilen bu virüse insanoğlu Aşk demiş ki bilime göre o da hormonların gereksiz yere kendini salgılamasından kaynaklıymış. Bilime kalsa robotuz zaten biz.

Filmde özellikle bu hafıza silme olayının öyle cadılı büyülü yollardan değil de bilimle yapılmış olması zaten daha da ilginç kılıyor. İki saattir niye bilim bilim diye ötüyorum sanıyorsunuz :)

Gerçekten etkili olan bu yöntemin sonlara doğru kalbe müdahale etmediği ortaya çıkıyor. Başrol oyuncularımızın dışında yan rolde oynayan, bu ekibin bir parçası olan kızımız evli ve ekibin lideri yaşlı kurta aşkını ilan ederken karısına yakalanıyor ve öğreniyor ki onların zaten bir ilişkileri olmuş,olaylar sarpa sarmış,en doğru yolun kızın hafızasını silmek olduğu anlaşılmış,hafıza silinmiş ama kızımız unutamamış. Kız o ana kadar bu yöntemin insanlara yeni bir hayat verdiğini düşünürken bir anda bunun bir işe yaramadığını anlıyor ve bütün dosyaları sahiplerine iletiyor…

Belki de gerçekten beyin ile aşık olduğumuz yer her neresiyse (kalp,böbrek,dalak hiç farketmez) bağlı değil. Hani bir laf vardı ya “Aklım başka şey söylüyor kalbim başka” işte öyle birşey.

Bu film olmasa bu hadiseye kafa patlatır mıydım acaba? Sanmıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder