17 Haziran 2010 Perşembe

Doğururum ama sorumluluğa gelemem

Annemle hayatım boyunca giriştiğimiz savaş sonunda bitti. Bitmesi barış imzalamayla değil benim düşman topraklardan çekilmemle oldu ama bir şekilde oldu. Kurtulmuş, üstümden yük kalkmış gibi hissediyorum kendimi. Mutluyum anlayacağınız. Ne yaptığı ne ettiği de umrumda değil ama bu gün gördüğüm Facebook iletisi tepemi attırdı iki kelam edesim geldi.

Öncelikle kesinlikle mutluyum hem de çok mutluyum. Sevdiğim adamla birlikteyim, onunla uyuyorum, gözümü kapatırken de onu görüyorum açtığımda da. “Anahtarım bugün de kapıyı açacak mı?” derdim yok, her an tekmeyi basabilir kıçıma derdim yok. 3 aylık sevgilim 19 yıllık sözde annemden daha çok güven veriyor bana.

Öncelikle ne oldu da kovdu sorusunu sileyim aklınızdan. Çok geçmişe gitmemiz lazım. Annemle babam boşandığında ben 2 yaşımdaydım, velayetim babama verildi. Hakim bile güvenememiş bu kadının annelik yapabileceğine. İlk okula başlamadan öncesini pek hatırlamıyorum ancak gene bir annemin yanında bir babamın yanında geçtiğini babaannemden sık sık dinledim. İlk okula başladığımda babamdaydım, ikinci sınıfa geldiğimde de babamdaydım. Yüzyıl’da, babamla annemin evlendikleri zaman oturduğu sokakta kalıyorduk. Nasıl olduğunu hatırlamıyorum ama 3. sınıfta annemin yanındaydım. Kuzenim Hazal, dayım, yengem, anneannem ve dedemle birlikte Güngörende yaşıyorduk. 4. sınıfta yine Güngörende ancak ayrı evdeydik. Okulun ikinci döneminde babamın da evde olduğu bir gün apartmanda “Al bu orospuyu” diye bağırarak babama yolladı. Hatırlayamadığım ilk okul öncesi dönemde de kapıya getirip “Al bu piçini” demişliği varmış, ben hatırlamıyorum ama sürekli anlatılan, söylenen hikaye bu da. Her neyse. 4. sınıfın ikinci döneminde Şişli’de babamla yaşamaya başladım, annemle görüşmek istemiyordum. Bir kaç ay geçince babamın atölyesine arkadaşları gelmeye başladı. Önceleri sadece babamla konuşuyorlardı, sonra benimle konuşmaya başladılar. Annem geri istiyormuş yanına. Ben hala görüşmemek için ısrarlıydım. 5 ya da 6. sınıfta okuldan kaçıp annemin iş yerine gidiyordum, çok özlemiştim. Babam görüşmemizi falan yasaklamamıştı ama bilsin de istemiyordum. Sonra yine Şişli’de ve babamın eski ev arkadaşıyla birlikte oturan annemin yanına taşındım. Ergenlik döneminde anne gözetiminde olmak daha iyi diye düşünülmüştü. Babam gitmemi istemiyordu ama olan oldu, salağım ya kadını hala annem sanıyorum ya gittim.

Orta okulun bittiği lisenin başlayacağı yaz ayında babamdan beni yıkan açıklama geldi; Mardin’e taşınıyordu. Hafta sonları, tatiller derken annemden kaçıp sığındığım son kalem de yıkılıyordu. Bencillik belki ama söylediğim ilk şey “Gitme.. Beni bu kadınla yalnız bırakma” oldu. Sonuç olarak gitti.

Babamın da yokluğuyla daha da saldırganlaştık ikimiz de belki de savaşımızın en ateşli dönemleri oldu bunlar ama düşmanın elinde büyük bir kozu vardı; maddiyat. Annemi sadece yürüyen banka ve ev sahibi olarak gördüğüm gerçek o da fazlası olamadı zaten. Annem elindeki kozları sonuna kadar kullanıyordu. Lise 1’deyken evden kovdu. Bu ilk kovması değildi ama benim son kalem yıkılmıştı. Artık babam Mardin’de ve gidecek bir yer yoktu. Babaannemin yanına gittim eğer amcam keş ve dangalak olmasaydı bir sorun da çıkmazdı zaten. Telefonuma el koyup bütün arkadaşlarımı arayıp “Ben polisim sen kimsin” diyip tehditler savuracak kadar dangalak hem de.

Araya birileri girdi, ben eve geri döndüm ama artık güvende olmadığımı, bu kozları en adice şekilde kullanacağını biliyordum.

Sonuç olarak lise 2’de, okulun bitmesine 1-2 ay kala tekrar oynadı kozunu. Yengemlere gittiğimde kapı yüzüme kapandı, cebimdeki son parayla o sıralar çok iyi dostum olan Simge’ye gittim. Ertesi gün ya da sonraki günler ne yapacağımı, nerede kalacağımı bilmeden günü kurtarma hareketiydi zaten bu da.

Ertesi gün annemin elemanlarından biri beni feci haşladı nasıl olur da bize gelmezsin, bizi aramazsın diye. Annemin elemanları onun sadece iş arkadaşı benim canlarım ciğerlerimdi. Abi,abla, kardeşti hepsi her zaman. Tamam en azından okul bitene kadar kalacak yer, sonrasına bakılır bir şekilde diye düşündüm onlarda kalmaya başladım ama annemin hayatında sahip olduğu tek artısı maddiyat kozu bu sefer beni evine alan elemanı için oynandı. Çocuğa iş vermiyor, parça başına çalışan çocuk sevgilisiyle papaz oluyordu. Artık çare yok okulun bitmesini bekleyecek zaman yok. Mardin’e gidileceği belli. Çok sevdiğim iletişim lisesinden hiç anlamadığım bilgisayar bölümüne geçiş yapıyorum. Lise 2’yi baştan okuyup kendimizce konuyu kapatıyoruz.

Mardin’de 2 berbat yılın başlangıcı da böyle oldu. Hayatım boyunca istediğim tek şey olan kardeşim doğmuş ancak o bile orada kalmam için yeterli görünmüyor gözüme. Olduğumdan daha da sorunlu, daha da hırçın biri olup çıkıyorum o sürede. Çekilmez ötesi biriyim artık. Orada olmamın sorumlusu babam ve karısı Dilek Abla’ymış gibi bütün hıncımı onlardan çıkartıyorum.

7 ay sonra telefonlar çalmaya başlıyor. Sesli mesajlar vesaire. Annem aradığında kapatıyorum, o babamı arıyor. Mardin’e gelmek istiyor. Özlemişmiş bilmem ne. Sonuç olarak tek gelmeye götü yemediğinden midir bilinmez çok sevdiğim arkadaşım Gülsen’le birlikte geliyorlar. Bir şekilde yumuşamışım ya da İstanbul’a dönmek için öyle davranıyorum şu an bile bunun ayrımını yapamam.

Sonuç olarak 3. sınıfın bitmesine yakın İstanbul’a geliyorum hem Mardin’deki evdeki karmaşadan ve belirsizlikten hem de İstanbul özlemimden dolayı.

Gelmemin üzerinden bir süre geçtiğinde okula gitmemeye başladım. Ne derslerden bir şey anlıyorum ne de sınıftakilerden. 8. okulumda afallıyorum, bir türlü uyum sağlayamıyorum, konsantre olamıyorum. Okula gitmek istemiyorum, dersleri veremeyeceğimi de adım gibi biliyorum. Bu okula gitmemeler Elif Hanım’ı kızdırıyor her zamanki gibi kovuyor. Bende artık alışkanlık olduğundan şaşırmıyorum, üzülmüyorum bile. Artık bu duruma hissizleşmiş durumdayım. Kuzenim Ezgi, yengem,dayım,dedemle Güngören’de kalıyorum. Çocukluğumun geçtiği ev artık o kadar da eğlenceli ve masum gelmiyor gözüme. Ezgi’nin yurt dışına çıkmasına bir iki gün kala annemle konuşuyor. Annem bu sefer pişmanlıktan değil, Ezgi’nin hatırına alıyor yanına. Aman ne büyük lütuf!

Sonuç olarak bugüne gelirsek bu seferki bahanesini ben de bilmiyorum. Eşref’le sözlenmeme, sınava çalışmama takıp kovmuş bu sefer. Öyle duyumlar aldım. Nasıl bir mantıksa bu evden kovunca sınava daha çok çalışacağıma inandırmış kendini ya da Eşref’le ayrılacağımı. Ne düşündüğü sikimde değil, kendisi de.

Her neyse özet diyorduk değil mi? Kaptırdım kendimi. Gelelim bugün olan o şahane facebook iletisine.

Bunu yazmış hatun. Anne ve babalar doğumumuzdan sorumluymuş, yaşamımızdan değilmiş. Gerçekten mi? Oysa ki hayatı boyunca bütün becerisizliğini babasına bağlayan da kendisiydi. Hatta ben doğana kadar yediği dayaklara lanet ederken benden sonra dayağın cennetten çıkma olduğunu düşünen ve bunu söylemekten çekinmeyen de kendisiydi.

Okuduğumda acıdım haline. Kötülüğüne, adiliğine, beceriksizliğine bahane arama çabalarına mı üzüleyim, bu kadar aciz ve sevgiden yoksun olmasına mı üzüleyim bilemedim.

Bir hayvandan farkını aradım sonra. Seviş, hamile kal, doğur ve sokağa at. Bu bildiğim kadarıyla hayvanlara özgü bir durumdu ancak hayvanlar bile çocukları için canını verir, çocuklarını hayata hazırlamak için kaplanlarla falan savaşır. Hayvan bile değildi annem ne yazık. Kalbi sökülüp eline verilmiş bir yaratık sadece. Hissiz, göz yaşı bile dökemeyen bir yaratık.

Yaşamımımdan kesinlikle sorumludur. Hayatımı siktiği her yıl girdiğim psikolojiden, kavga ettiğimizde içtiğim haplardan sonra koştura koştura götürdüğü hastahaneden, Mardin’e yolladığında kestiğim bileklerimden sorumludur. Kendi sikinin doğrultusunda gidip yıktığı yuvanın altında ezilmemden de, aileyi kan bağından öte görmememden de, anneliği çok başka algılamamda da sorumludur.

Ben onun karakterimde, kişiliğimdeki olumsuz etkilerini silecek şahane bir adam buldum, onun kızı, armut olmaktan kurtuldum. Hayatım boyunca en büyük korkum olan “Ya ben de onun gibi bir anne olursam.”ı Eşref’le yendim.

Onun aksine ben çocuklarımın yaşamındaki sorumluluğumu sonuna kadar alıp sonuna kadar da elimden geleni yapıcam. Canım sıkıldığında yüz üstü bırakıp canım sıkıldığında kucağıma alıp oynamıycam, çocuğumun insan olduğunu unutmıycam ona bez bebekmiş gibi davranmıycam.

Şimdi bunu okuyup “Annenle ne biçim konuşuyorsun?”, “Sonuçta o annen.” zırvalıkları yapacak çok kişi tanıyorum. Onlar için de şunu söyleyeyim; “O benim annem falan değil eski ev sahibim, hesabımı kapatmış bankam.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder