29 Haziran 2010 Salı

Yok ki senin bir yedeğin, Kötü Kedi Şerafettin

İnciden bile bahsediyorum ama canım sözlüğüm Kötü Sözlük’ü es geçiyorum; kendimi kınadım şu an. Hemen bu eksikliğimi gidermeli, telafi etmeliyim. İşte biricik sözlüğüm Kötü Sözlük.

Alemsin inci



Staj yerimdeyken bir öğlen geyiğinde adı geçmişti de keşfetmiştim inci sözlüğü. Girdiğimde kafamdaki sözlük formatından çok uzakta, forum vari ve küfürlerin havada uçuştuğu bir yerden öteye geçmemişti aslında fazlası da yok. Öyle derin bir felsefesi ya da anarşist bir tavrı falan yoktu, hala da yok.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Naaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah!

Her şeye burnunu sokan doğuştan muhalefet ruhlu piçleri aşkımızdan uzak tutmak için çoğu zaman kırıcı olmaktan bile çekinmedim. Her ne kadar “Elalem ne derse desin hadi hadi hadi hadi hadiii” modunda gitsem de çoğu zaman ben bile inandım onların çirkeft görüşlerine. İnanmak denmez aslında kafa karışıklığı diyelim, ne kadar takmasan da bir “Acaba…” oluyor insanda. Ben her “Acaba”mı ona sordum, o güzel güzel yanıtladı burnuma öpücük kondurdu. Fazla düzgün giden şeyler hep bir şüphe uyandırır, hiç bir erkek bu kadar mükemmel olamaz diyorum ama o kadar fırtınadan sonra sakin bir liman her gemi için son duraktır. (Yazar burada ‘Dalgalandım da duruldum’ şarkısına gönderme yapıyor.)

27 Haziran 2010 Pazar

He wasn’t

Tuna Kiremitçi’lik yapmak istemem ama karşı koyamıyorum içimdeki Tuna’ya. Eski karısı İclal Aydın’ın tabiriyle eskilerime ‘gömmek’ istiyorum. Hem de Avril şarkısıyla aaa ne çeşitli, renki bir kişiliğim.
Ödünç Aldığım Tüm Erkekler yazımda hepsinin hakkını verdiğimi düşünüyorum. Gömmeden anan bir yazıydı, iyiydi hoştu bir yokuştu harbiden baya da bir boştu :) Neyse şimdi de şundan şunu öğrendim bundan bunu öğrendim dediğim erkekleri gömmek istiyorum. Eskiye döneyim hepsine saydırayım istiyorum. Geçen radyoda yayında yapacaktım aslında bunu ama site vahşi cazibeme ve kinime dayanamadı çöktü onu daha sonra kaçak bir yayında telafi edicem ama biraz da siteye düşsün bu nereden çıktığı belli olmayan eskilere saydırma aşkım. Hem de nasıl yapcam biliyonuz mu? En nefret edilen yolla; yenisiyle kıyaslayarak. İğrenç bir insanım tamam onlar da açsın blog yazsın aga bana ne :) Sitem var sitem ediyorum.

25 Haziran 2010 Cuma

Hayat ne tuhaf, insanlar falan...




Hayat o kadar renkli, o kadar çeşit dolu ki insan türü bile sınırsız. Kimisi var Pollyanna sikmişçesine iyimser, kimisi var içine tilki kaçmışçasına kurnaz. Hepsini anlarım, hepsine eyvallahım var da şu başkalarının mutsuzluğunu kendi başarısı görenleri oldum olası anlamadım.
Benim blog genelde günlük hayatımdan uzak; tespitler, filmler, kitaplar,güncel olaylar falan odaklı yazılarla doluydu. Bir iki gündür sıkıntı ve düzeltmelerle fazla girdim günlük hayata da bundan duyduğum derin pişmanlık değil konum ki öyle bir pişmanlığım da yok. Site benim, yazdığım hayat benim kime ne.

Yorumları falan sürekli takip eden, aman kim ne yazmış diye bekleyen biri değilim. Yazarım bir sonraki yazıya kadar ya da aklıma gelen bir yazıyı paylaşmak için girene kadar bir daha girmem. Bilgisayar başında yorum bekleyen embesil bloggerlardan değilim çok şükür laki bugün dikkat ettim de bilgisayar başında benim yazı yazmamı bekleyen bir embesil mevcut. İsmini vermek istemeyen izleyici kendisi. Şaşırttı beni, düşündürdü. Yıllardır hayatımdan uzak tuttuğum insanımsı türün varlığını tekrar hatırlattı, üzüldüm ama sinirim acımamı bile bastırdı.

Ödünç Aldığım Tüm Erkeklere





Aslı'nın bu şarkısına bayılıyorum. Su Gibi albümünde yer alıyordu "Sen S. ile başlayan dostum kardeşim sevgilim... Sen D ile başlayan doğru kimya yanlış zamanlama..." Bütün erkeklerine sıralamış adını da Ödünç Aldığım Tüm Erkeklere koymuş... Ne de olsa erkeklerimizin hayatından 3-4 ay hadi çok sıkmışsak 3-4 yıl ödünç alıyoruz. Ben de yapiiim mi nooolur :)

24 Haziran 2010 Perşembe

I’m back again, I know y`all missed me ;)

P!nk’e aşığım, P!nk’e ölüyorum… Şarkıları falan tamam da o her daim kuyruğu dik tutan haline hastayım.

PuCCa demiş ki “Sezen Aksu dinleyen kızlardan bir şey beklememek lazım şimdiki nesil daha kötü çünkü Demet Akalın dinliyorlar” bakıyorum benim durum da çok parlak değil Şebnem Ferah büyüttü beni de ondan bir süre gittim “Ben şarkımı söylerken istersen sesi açarsın, istersen kısıp bunu da yok sayarsın.” , “Mayın tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıpta, sonuna kadar aşk ya sadece inanmışım. Herkes bana dur demiş kulağım darbe almış duymamışım” gibisinden. Sonra Aylin Aslım… O daha bir sert durur erkeklere karşı da “Senin gibi beni kimse sevmedi, dönmedim gittiğin günden beri” ya da “Dört gün dört gece ağladım ben dört gün dört gece yağdı yağmur…” Beni bu güzel şarkılar mahfetti ama P!nk öyle mi? Yerim ben onu, bir tane o.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Daraldım laaan :@


İşten kovuldum okul da bitti haliyle bir boşluktayım, bomboşum be çok feciyim. Vahşileştim bir kere onu da bırak insanlıktan çıktım duş bile almıyorum bir yere gitmedikçe hani başlarda Eşref’e güzel görüneyim bari çabaları, düşünceleri vardı onlar da bitti saldım çayıra mevlam kayıra oldum yani.

Hamdım piştim, WP'ydim Blogger oldum

Site işine biraz gereksiz girdim önce tamamen kendime ait bir siteydi sanırsınız ultra süper starım da böyle bir site yaptım. Fotoğraflar, videolar,biyografi falan baya baya bir fan sitesi gibiydi gerçi o site ödevdi okulda ben de internete verdim falan siteyi öyle açtım bir süre kaldı öyle sonra dedim böyle gereksiz ben bunu blog yapayım WP yükledim başladım yazmaya.

22 Haziran 2010 Salı

Öyle bir albüm ki “Varlığında esen ılık rüzgarlar” gibi

Bundan aylaar aylaaar evvel henüz ham denecek halini dinlemiştim albümün. Cenk abinin (Cenk Han Alkaya) büyük bir şevkle giriştiği bir işti. MSN’de gözükmüyor, gözüktüğü süre zarfında da albümden bahsediyordu. Bugün şunu kaydettik, şunu çaldık falan. Kendi albümü gibi benimsemiş, sahiplenmişti. Ona gittiğimde de henüz bitmemiş hallerini dinletiyordu. Her gittiğimde albüm daha da bitmeye yaklaşıyordu tabii. Bir yerden sonra onun heycanı da geçti bana “Hadi çıkarın” “Ne zaman çıkıyor” diye yiyip duruyordum Cenk Abi’nin başını. Sadece onun da değil tabi Tolga Abi’nin de başının etini yiyorum nerde görsem. Cenk Abi’nin Taş klibini çekiyoruz ben bir yanda sıkıştırıp “Noooldu” diyorum Tolga Abi’ye ya da Cenk Abi’nin konserinde bir köşede sıkıştırıp soruyorum. Her sorduğumda “Bitiyor, bitiyor şu aşamadayız, şunu yapıyoruz, bugün avukattaydık telifi hallettik” ilerliyor aşamalar.

“Canını Seven Kaçsın” Aylin seven kalsın!



Bu yazı için biraz bekledim. Deli gibi yazasım vardı ama bu albümü. Sonunda albümü aldım,dinledim,sindirdim ve işte; Aylin Aslım ve Canını Seven Kaçsın!


Öncelikle şunu söyleyeyim bu bir aşk albümü değil,bu bir yalnızlık albümü de değil. Bu kesinlikle bir isyan albümü. Hayata,insanlara hatta kendine!

Lekesiz Zihnin Ebedi Günışığı~Eternal Sunshine of the Spotless Mind

Bizim sinema tarihimize Silbaştan gibi dandik bir isimle girmiş olsa da hafızalarımızda çok daha kalıcı yer almış bir filmdir Eternal Sunshine of the Spotless Mind. Türkçesi Lekesiz zihnin sonsuz(ebedi) günışığı demek oluyor. Adı bile büyüleyici.

Sırf birgün çekip gidebilmek için!

Teoman’ın albüm çıkaracak olması bende en az 4-5 aylık karın ağrısı demektir. Çok iyi hatırlıyorum, Vosvos’da oturmuş bir arkadaşı bekliyordum. Sıkılıp gazetelere baktığımda Teoman’ın yeni albüm müjdesini aldım. Haber albüm şu zamanda çıkacak falan demiyordu,sadece Fahişe şarkısının bir bölümünün haberiydi. Güzel sözlerdi ve bekleyiş başladı. Dediğim hadise albümün çıkmasından yaklaşık 6-7 ay önce oluyor yalnız.

Bize dokunan yılana en yılan

Ayça Şen ismi hiçbirimize yabancı değil. Benim bir kere bile dinlemişliğim yoktu radyoda. Taa ki Aylin Aslım’ın açık radyoda yaptığı yayında Ayça Şen’i konuk etmesine kadar. Süper hatunmuş dedim. O zaman bir de albüm hazırlamaktaydı. Aylin’in ısrarıyla bir şarkı söyledi şımarık çocuk edasıyla sonra da “Şarkı söylemek de hiç şımarıklık kaldırmıyor” dedi sonunda ciddi ciddi söyledi; işte radyonun haylaz kızı, müzik dünyasının yeni Neil Astrom’u Ayça Şen.

Ama ben hep böyleydim… Sen beni böyle sevdin…

İnsanoğluyuz… Olanı olduğu gibi kabul etme gibi bir yeteneğimiz yok malesef. Kimisini farklı diye kimisini aynı diye sevmeyiz. Sürekli bir müdahale,değiştirme çabası… Kimseyi eleştirmiyorum kesinlikle bu davranışları ben de yapıyorum. Dedim ya insanoğlu.

Sitelere göre karakter değişimleri

Daha küçücüktüm ufacıktım. İnternet evlere daha girmemiş,cafelerde sınırlı kalmış,sohbet kanalları almış götürmüş en meşhuru Zurna imiş... Sebebini anlayamadığım bir şekilde amcam beni internet kafeye götürür,karı kızla chatleşirmiş.... Kolay değil taaa "asl ne lan küfür mü ediyo? kib dedi ne demek lan" denilen yıllar. O zaman anladım ki sanal alem yalan alem.
Kendi amcamdan örnek vermek gerekirse işsiz güçsüz,işe yaramaz adam sanal alemde zengin çocuğu oldu,romantik oldu,alemin kralı gönüllerin sultanı oldu...

Aşk değil,dost… Bu da sana kapak olsun Doritos!

En az sanat, sanat için midir yoksa toplum için midir? kadar klişe ve gereksiz bir soru vardır: Dostun mu aşkın mı?

Değişen roller

Klişelerin hepsini unutun. Bunca yıl keşfettiğiniz karşı cinsiniz artık klişe dışı!
Ne kadınlardan bahsediyorum sadece ne de erkeklerden. Bu iki taraf tarih boyu birbirini kıskanmış olacak ki artık kalıplarından taşıp karşı cins klişelerini yaşamaya başladı.

Erkekler ne söyler,kadınlar ne anlar? ~ He’s Just Not That Into You

Şu aralar facebookda dolaşan bir video var eminim size de ulaşmıştır. Kadınlar kendilerini aramayan erkekler için ağlar arkadaşları da binbir türlü bahaneyle çocuğun ondan hoşlandığına inandırır. Numaranı kaybetmiştir,iş seyahatindedir şudur budur şeklinde… Facebook üzerinden izlediğimde kısa bir film gibi gelmişti ama bugün sinemaya gittiğimde gördüm ki meğer aylar önce adını görüp “Oooff kesin gitmem lazım” dediğim filmin başıymış…

Mezarımı sende bırakasım var

Benim gibi 7/24 müzik dinleyen birinin de yazıları haliyle müzik ağırlıklı oluyor. Hoş şu an çok geniş bir okuyucu kitlem yok,giren zaten zorla “Lan dinle çok güzel be” dediğim albümleri okuyor ama bu yazı daha bir özel benim için. Çünkü konum dünyanın en tatlı adamı,biricik abim Cenk Han Alkaya

Öncelikle Cenk Han’ı bir tanıyalım kısaca; Müzik hayatına davulcu olarak başlıyor lise yıllarında, Şan ve opera dersleri alıyor,şarkı yazıyor,besteliyor ve davul başından mikrofon başına geçiyor.
Albümün çıkışı baya bir zora giriyor ama “Gülmeyi Dene” raflarda yerini alıyor sonunda. Albümden önce bir Myspace patlaması var tabii ama bir de.

Bu kadar yeter mi? Yetmez

Arka arkaya yeni isimler,yeni albümler çıkıyor piyasaya. Kimisi dandik dundik işler yapıyor,kimisi adını duyuramıyor. Ne tuhaftır ki ilgi görenlerin çoğu dandik dundik işler yapanlar ama neyse diyorum burda

21 Haziran 2010 Pazartesi

O küçük aptallıkları hepimiz yaptık

Otalık PuCCa’ın kitabıyla yıkılıyor. Ne inkar edeyim ben de kıskançlıktan çatlıyorum. Benim de blogum var ben de ilgi görmek istiyorum beni de milyonlar takip etsin istiyorum :) Neyse kıskancım ama yiğidi öldürüp hakkını da veririm ben, -adam iyi beyler-

Eşref’den karne hediyesi olarak istedim kitabı. Sınavdan çıktık, Taksim’e geldik, D&R a girdik aldık kitabı. “Lan bu kalın millet nasıl 2 günde bitirmiş ben 2 haftada anca bitiririm” dedim, eve geldik. Erdi ve Eşref bilgisayar başında benim de kitap okumaktan başka yapabileceğim bir şey yok.

19 Haziran 2010 Cumartesi

Doğru adam, doğru kaynana

PuCCa’nın “Error veren izdivaç” yazısını okuyunca hem güldüm hem de üzüldüm. Yazık dedim kıza. PuCCa ki şu aralar çıkardığı kitapla Türkiye’nin gündemi; kırk yıllık gazetecilerin, yazarların hayran olduğu bir yazar ancak kaynanadan gördüğü muameleye bak. Erik (Sevgilisinin kod adı) de mal bir anasına söz geçiremiyor. Her neyse konumuz değil konumuzun esin kaynağı PuCCa; zira konumuz evlilik tarihinin en büyük sorunu kaynana.

17 Haziran 2010 Perşembe

Doğururum ama sorumluluğa gelemem

Annemle hayatım boyunca giriştiğimiz savaş sonunda bitti. Bitmesi barış imzalamayla değil benim düşman topraklardan çekilmemle oldu ama bir şekilde oldu. Kurtulmuş, üstümden yük kalkmış gibi hissediyorum kendimi. Mutluyum anlayacağınız. Ne yaptığı ne ettiği de umrumda değil ama bu gün gördüğüm Facebook iletisi tepemi attırdı iki kelam edesim geldi.

10 Haziran 2010 Perşembe

Tarihi Değiştiren Kadınlar

Bir maaş sonrası Megavizyon gezisi sırasında keşfettiğim serinin en ilgi çekici kitabıydı ve alınmasının üzerinden bir hafta geçti ve bitti. Benim gibi kitap okumaya pek meraklı olmayan birini bile cezbeden bir kitap yani, öyle bakın olaya.

Hatun milletinin alışveriş çılgınlığı bazen işe yarıyabiliyor. Kitaplar arasında kendimi kaybetmiş bir şekilde dolaşırken yan yana duran Ali Çimen serisi çok hoşuma gitmişti. Kitap okumayı sevmem ancak ilgimi çekecek kitapları da elimden düşürmem, bir çırpıda bitiririm. Okuyacağım kitabın roman ya da öykü olmasındansa inceleme,biyografi ya da otobiyogarafi olması daha bir hoşuma gider hele ki tarih ile alakalıysa şu işe bakın ki bu seri de tarih olaylarını değişik kategorilerde ele almış güzel bir seriydi; Tarihi Değiştiren Olaylar, Tarihi Değiştiren Kadınlar, Tarihi Değiştiren Konuşmalar, Tarihi Değiştiren Savaşlar, Tarihi Değiştiren Bilginler, Tarihi Değiştiren Askerler, Tarihi Değiştiren İmparatorluklar şu an aklıma gelen seri kitapları. İşte ilk kitabımız; Tarihi Değiştiren Kadınlar.

5 Haziran 2010 Cumartesi

Ne güzel eğlencemizdin sen Megavizyon teyze

İstiklal Caddesi üzerinde, bundan yıllar yıllar önce açılan Megavizyon oldum olası favorimdi. Benim için vazgeçilmez olan Taksim’i daha da vazgeçilmez yapan mekanlardan biriydi. Annemin iş yerine gittiğimde şirkette oturmaktan sıkılıp Megavizyon’a koşardım. Diğer müzik ve kitap mağazaları gibi değildi orası, hiç bir zaman da olmadı. Şimdiyse orası Teknosa’ya ait ve canım Megavizyon’um bir köşeye atılmış tutunma çabası içinde.

2 Haziran 2010 Çarşamba

“Asla” erkekleri

Her kadının hayatında ‘bir daha asla aşık olmayacağım’ dediği anda giren mükemmel bir adam vardır. Hah işte, o adam olmaya çalışın beyler.”

Teori bir twitter kullanıcısından ve tweeti takiben patlayan retweet ile gözümün önüne geldi. (http://twitter.com/kendimdedegilim) hemen okuyup beğenip retweet yaptık tabi eşek değiliz ya. ancak üstüne düşünmeden de olmuyor, içimdeki Carrie Bradshaw durmuyor; i couldn’t help but wonder…