26 Nisan 2010 Pazartesi

Eşref 21.4.2010

Aynen böyle yazıyor yüzüğümün içinde. Eskiden olsa aşama aşama burada yazardım ama artık gelmiyor içimden siteye girmek bile, nedendir bilmem. Patavatsız Köstebek “Olur öyle arada” dedi. Hadi deneyeyim bakalım söz gecemi yazabilecek miyim?

Öncelikle Eşref’i anlatmam lazım değil mi? Onu da pek yazmadım buralarda. Eşref”le siteden pek de yabancı olmadığınız Begüm Oskay’ın biricik ahiretliği Gözde sayesinde tanıştık, tahmini olarak Aralık aylarında. İlk görüşte aşk falan diyemeyeceğim aslında sürekli yan yana olup birbirini görmeyen iki insandık diyebilirim. Takvimler 28 Şubat’ı gösterdiğinde biz buralara geleceğini pek de tahmin etmediğimiz bir yola girdik, el ele.

Hani bazen biri olur ne kadar uzun sürerse sürsün hala zaman var gibi hissedersin, “Birbirimizi tanıma aşamasındayız” falan gibi ama bazen de öyle biri olur ki hayatınıza girdiğiniz andan itibaren “Ben onunum, o da benim” dedirtir. Eşref kesinlikle ikincisi oluyor. Tuna Kiremitçilik yapmak istemem ama gördüğüm bütün erkekler içinde en doğrusu, sevdiğim bütün erkekler içinde en başkası bu adam. Birlikte uyuyup, birlikte uyanıyoruz. Her anımızı birlikte geçirmeye çalışıyoruz, şimdi bir de aynı evde yaşıyoruz. Bildiğiniz evlilik hayatının alıştırmasını yapıyoruz, eğer böyle bir şeyse evlilik boşuna yıllarca laf etmişim.

İşin buralara, bu kadar hızlı geleceğini ne biz ne de bu aşkın mimarları biliyordu. Biz de şaşkınız ama bazen biriyle uzun zaman birlikte olursun ilişki bir adım ilerlemez, bazen kısa süre içinde öyle bir gelişir ki 10 yıldır birlikteymişsiniz gibidir her şey. Alışkanlık olmuş, huyu suyu hafızaya kazınmış vs.. geri kalanlar teferruat zaten.

1 Nisan’da Begüm, ben, Yasin Kaset’te oturmuş dedikodu yapıyoruz. Bir arkadaşımız (Kız benden küçük ekleyeyim burdan) evlenmiş, benim lise arkadaşım neredeyse çocuk yapacak falan, kıskanıyoruz efenim. Şakayla karışık “Eşref’e baskı yapacam” dedim ve nasıl oldu anlamadım ama o gün yüzük takmaya karar verdik. Yüzüğümüz başta damalıydı, maksat sembol olsun. O damalı yüzük söz yüzüğü oldu, isimler yazılacak dendi, Gözde’yle Begüm takacak Miraç kurdeleyi kesecek oldu, 5-6 kişi gelir dendi o liste 35 kişi oldu.

Tarih için 21 Nisan seçildi, Miraç’ın vizeleri bittikten sonraki ilk çarşamba olma özelliği var bu günün. Benim içinse en sevdiğim gruplardan biri olan Redd’in albümü ve yarattığı karakterin adı; 21!

Bir yere kadar bekleme süreci gayet rahattı. Ne zaman ki yüzükleri yaptırmak için Bakırköy’e gidip Begüm ve Gözde’yi işten aldım, ordan yüzükleri seçmeye gittik, ordan Rengarenk’e gidip çay içmek için oturduk orada koptu herşey. Kıyafetler, gelip gitme planları, şu bu derken bir baktık ki ciddi ciddi o günü planlıyoruz. Kız milleti için ne demek bilemez bir erkek cinsi üyesi bu aşamaları. Durup durup “Ayyy” demeler, heycandan ölmeler. O gün bir de Begüm’de kalıyorum, düşünün. Begüm ailesine çoktan yetiştirmiş haberi zaten. Begüm’ün ailesi de beni pek bir sever, benim de ailem gibi her biri. Yemeğe oturuyoruz birlikte Ergün Amca (Begüm’ün babası) her zamanki gibi takılıyor bana. Yemekten kalkıp odaya geçtiğimizde elinde çaylarla annesi giriyor odaya, çay bahane; amaç taze geline (Ben oluyorum bu) öğüt vermek. Yılların evlilik tecrübesini iki kelimeyle beynime sokuşturup iyi dilekleriyle odadan ayrılıyor.

Bu arada kötü kaynana (Bu da benim annem oluyor) durumu hazmedemiyor, kızının mutluluğu bünyede farklı reaksiyonlar gösteriyor ve gerçek yüzü ortaya çıkıyor Roni Cadısı’nın. (Blair Cadısı halt etmiş) Elindeki tek kozu oynuyor ve bir aile klasiği olarak evden kovuluyorum, çok da fifi. Eşref’e yerleşiyorum ben de tabii. Mini evliliğimiz burada başlıyor zaten. İşten geldiğinde kapıda karşılamalar, günü birlikte kapatıp birlikte açmalar… Tahminimin ötesinde güzel geliyor bu hallerimiz bana. Tabii bir de Eşref’in annesi var, dünya tatlısı.

Her neyse biz sözümüze dönelim. Sözden bir gün önce yarım şişe tekilayla Eşref’i evde bırakıp Begüm’e kaçıyorum. Hazırlık, dedikodu ve türlü aksiyon. Yüzükleri almış, çantasına koymuş. Durup durup çıkarttırıyorum yüzüğü. Bir yere kadar hakimdim kendime ancak ne zaman ki kurdelelerini taktık yüzüklerin, işte orada kaybettim kendimi. Gece hazırlığımızı yapıp yaklaşık 10 kere falan uyuma girişiminde bulunup yine ayaklanarak geceyi devam ettirdik. Bir ara Eşref’le konuştuk falan herifte tık yok, bizdeki heycanın yarısı yok ya da göstermiyor. Gece gece Ozan’la msnden geyik çeviriyoruz, gülmekten yarılıyoruz. Bir yandan Cengiz Kurtoğlu vari “Gelin olmuş gidiyorsun.” diyor, bir yandan inanamıyor. Eee bu tayfada en son durulup evlenecek kıvama gelecek olan bendim onun gözünde, yalan da değildi hani. Söz kesildikden sonra da yineledi zaten. Liste yapmış, ben en sondaymışım ama bozmuşum ilk ben gitmişim.

Ertesi güne yani söz günümüze uyanıyoruz. Bir misafirimiz var tabii ki. Yıllardır bir araya getirmeye çalıştığım Burcu ve Begüm sonunda yan yana. Burcu fıstık gibi olmuş, gelmiş. Tahminimden de iyi anlaşıyorlar, aslında şaşırmadım. Harika bir kahvaltı ve sonrasında giyinip çıkmaca. Elbisemi, topuklu ayakkabımı giydim bekliyorum. Begüm etek giydi siz düşünün.

Arabayla Bakırköy’e, ordan da dolmuşla Taksim’e geçiyoruz. Küçük Prens’imiz Turgut bekliyor bizi. Kaset tayfası da güzelliğimi dile getiriyor tabii ki. İlk defa bu kadar kokoş görüyorlar beni. Bir yandan Burcu’yla bayadır görüşemiyor olmanın biriktirdiği dedikoduları yapıyoruz, bir yandan gözüm yolda gönlüm darda Eşref’i bekliyorum. Burcu, güya beni sakinleştirmek, kafamı dağıtmak için kafasından senaryolar uyduruyor. Neymiş? Biri (ismi lazım değil) elinde orgla gelip Nikah Masası’nı söyleyecekmiş, Eşref korkup gelmeyecekmiş… Bu ve bunun gibi binlerce teori. Eğleniyoruz ama.

Eşref ve Erdi geliyor sonunda, Burcu ve Eşref daha tanışmamışlardı. İkisi de birbirini benim anlattığım kadarıyla tanıyor. Eşref’in Burcu için neler dediğini boşverelim, mesele kız tarafı ne dedi? Burcu 5 yıldır hayatımın merkezinde olan ve gelmişimi geçmişimi ezbere bilen biri olarak yorumlarına başlıyor. Çoook sevmiş Eşref’i. Kafadan “Doğru adam” ilan ediyor, kıyaslamalara giriyor tabi şundan böyle bundan böyle gibi ama onları yazamayacağım. Sonuç olarak Eşref 10 üzerinden 10 alıyor. Yavaş yavaş misafirlerimiz de gelmeye başlıyor bu arada. Erkek tarafı ezici üstünlük sağlıyor gecenin başından beri. Hani bizim kız tarafı???

Kurdeleyi kesecek olan Miraç beyin bir türlü gelememesi, gidecek olanların ısrarıyla planlarda ufak bir değişiklik yapılıyor. Gözde yüzükleri takıp Begüm kesecek deniyor, kriz çözülüyor. Karar anından söz gününe kadar sakinliğini koruyan Eşref’de ipler kopuyor, bütün bu sürecin heycanını iki dakikaya sığdırarak patlamaya yapıyor. “Hadi takııııııııın” diye bağırışı hala kulaklarımda.

Tanışmamızı sağlayan Gözde yüzüklerimizi güzel (!) ve doğaçlama bir konuşmayla takıyor, Begüm keserken pamuk şeker istiyor sözünü alıyor ve kesiyor. Kaset Bar ekibi ve Kenan Abi’den büyük bir kıyak olarak şampanya patlatılıyor. Daha sonra bana anlattılar, ben o sırada duymamışım ama bir anda herkes bir sürü şey söylemiş. Hiç birini duymadım, hatırlamıyorum. Tek hatırladığım kesildikden sonra Eşref’e sarıldığım.

Ezici çoğunluk erkek tarafından eser kalmıyor bir anda, herkes dağılıyor küçücük masada biz bize (kız tarafı… ohhh!) kalıyoruz. Vodkalarımızı içip evimize gidiyoruz, uyuyoruz ve ertesi günü de kendimize tatil ilan ediyoruz.

Gelen, gelmek isteyip de gelemeyen herkese çok teşekkürler. İstediğim yüzüklü pozu henüz çekebilmiş değiliz ancak şöyle bir şey var ki; Erken diyen, saçmalamayın diyen yani kısaca karşı çıkan herkese kapak olacak aşkın yazısını okudunuz  :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder