27 Aralık 2010 Pazartesi

Yerli Dizi Yersiz Uzun ~ Muhtemel Sonuçlar

Dünya televizyonları harika dizilerini en fazla 45-50 dakika yayınlarken bizim sektör çalışanları her hafta bir sinema filmi uzunluğunda dizi çekmekte. Ben televizyon izlemeyen, izlemeyi sevmeyen biriyim ve yerli dizileri de internetten izliyorum ancak o bile bayıyor. 90 dakika boyunca 5 klip, gereksiz bakışmalar, uzatılan ve sarpa saran hikayeler... Bir de bunların 2-3 sezona yayıldığını düşünün! Yerli dizi yersiz uzun kampanyasına gönülden katılıyorum!



Kampanya başarılı olsa bile sektör bunu da fırsata çevirecektir. Bakalım diziler 45 dakikaya düşerse neler olur?
1) Günde iki dizi yayınlayan kanallar bunu üçe hatta beşe çıkarır.
2) Aynı set çalışanları farklı dizilerin setlerine gönderilir ama aynı parayı alır.
3)Dizi oyuncuları iki üç dizide birden oynar herbirinden aynı parayı alır üçle çarpar.
4) Senaristler mantık hatalarına yeni kulplar arar.
5) Pinhani ve Tolga Işıklar aynı şarkıyı bölüm başına beş kez değil de üç kez tekrarlar.

Ya dizi özetleri?

15 Aralık 2010 Çarşamba

2010'un Şeyleri

--Kişisel--

Yılın Adamı: Eşref Demir
Yılın Hatunu: Begüm Oskay
Yılın Aile Üyesi: Rosa Demir
Yılın Hoşgelenleri: Ceren Gökhan,Ege Küçükkiper,Facebooksuz Necla
Yılın Başbakanı : Hale Aksoy
Yılın Toplu Taşınmayanı: Miraç Başaran
Yılın olmaz denip de oldurulan olayı: 21 Nisan Söz Günü ve akabindeki evlilik süreci
Yılın ilk aşk bombası: Gülru & İnanç
Yılın Askeri: Korhan Çelik

-- TV --

Yılın dizisi: How I Met Your Mother
Yılın erkek oyuncusu: Michael C. Hall (Dexter)
Yılın kadın oyuncusu: Alyson Hannigan (Lily)
Yılın en kötü dizisi: Akasya Durağı

-- Müzik --

Yılın albümü: Gripin MS 05 03 2010
Yılın erkek vokali: Emre Aydın
Yılın kadın vokali: Hande Yener
Yılın grubu: Malt
Yılın şarkısı: Gripin-5
Yılın coverı: Aylin Aslım - Artislik Yapma Bana(Semiha Yankı)
Yılın konseri: Rock Fm Gecesi
Yılın klibi: Batı Yakası-Bu Gece

-- Sosyal Medya --
Yılın Blogger Ünlüsü: Pucca
Yılın Twitter Ünlüsü: PinkFreud/Mayonezseverim/Samihazinses
Yılın sosyal ağı en iyi kullanan grubu: Redd (Twitter @ Reddseyirdefter)
Yılın sosyal ağı en boktan kullananı: Abdullah Gül (Twitter @ cbabdullahgul)

8 Kasım 2010 Pazartesi

Bir kedim bile yok anlıyor musun?

İnternet hayatımızı kolaylaştırıyor falan diyoruz ya hikaye o bazı alanlarda baya zorlaştırmakta. Mesela ben şimdiye kadar internetten hayvan falan aramadım hiç zaten ben hiç hayvan da seçmedim ki bizde adet başkaydı. Bir sürü hayvanım oldu kedisi, köpeği, sincabı, hamsterı vs.. petshoplardan alınması zorunlu olanlar dışında kalan kedi köpeği biz hep yolda bulduk aldık şimdiye kadar. Çoğu zaman onlar takıldı peşimize takip ettiler eve kadar. Bir de bizde hayvan aile üyesidir, ailenin bir ferdidir falan o yüzden satma/seçme işlemleri bize ters aga.

7 Ekim 2010 Perşembe

üniversite hayatı 101

üniversiteli olmaya yeni alışıyorum aranızda benim gibi acemiler varsa diye ilk öğrendiklermi paylaşayım dedim. üniversitemin ebesinin örekesinde olması sebebiyle ilk alışmam gereken husus erken kalkmak ve bir buçuk saat süren yolda sıkılmadan ilerlemek oldu. geri kalan alışılması gereken konular birimleri ve ne boka yaradığını iyi bilmekten geçiyor. mesela oğrenci işleri en çok gideceğiniz yerdir büyük ihtimalle. onları sevin,aranızı iyi tutun. sakın artislik yapıcam,anarşist olucam diye hocaya laf sokmaya çalışmayın. sittin sene okursunuz o dersi. hocaları iyi tanıyın neye takıyor, neye dikkat ediyor iyi analiz edin. kendinizi hocaya ya da sınıftakilere kanıtlamak için her boku biliyorum havasından çıkın, bu sizi itici ve kibirli yapar. ortam kurmak için espiri kozunu oynarken gerçekten iyi espiri yaptığınızdan emin olun zira sizin kendinizi komik sanmanız komik olduğunuz anlamına gelmiyor malesef.
(bu da telefonumdan yazdığım ilk yazı. ben bu yollarda daha neler çıkarırım size)

19 Eylül 2010 Pazar

Fatmagül'ün Suçu Ne?

Cinsel içeriği olan diziler bizim ülkede hem en çok sövülen hem en çok izlenen dizilerdir. Mesela Binbir Gece, para karşılığı sex oltasıyla ağına attığı izleyicileri bilmem kaç sezon boyunca izleyicileriyle oynadı da oynadı. Oğlunun hastahane masrafı için de olsa keyfinin zevki için de olsa sonuç olarak ortada bir para ve bu parayı almak için yapılan bir muamele vardı, millet ne dizinin başka bir konusuyla ilgilendi ne de o çiftin birbirlerine aşık olmasıyla, sadece bu para karşılığı sekse odaklanıldı ki onların oltası da buydu. Daha sonra Aşk-ı Memnu geldi; yengesiyle sevişen bir adam ve kocasını aldatan bir kadın biraz da ensest bir ilişki işte halkımızın yeni gözdesi. Yaprak Dökümü'nde de kimsenin Ali Rıza Bey'in çilesiyle ilgilendiğini sanmıyorum herkes bu bölümde Oğuz kimi götürecek? Ferhunde kime verecek diye beklemede. Şimdi de Fatmagül'ün tecavüzü ilk bölümüyle aç insanlarımızın gözünü doyurmakta. Fatmagül'ün suçu neydi ki şimdi?

15 Eylül 2010 Çarşamba

Çakmanın çakmalığı

"Hayrola gençleeer!" diyesim var a dostlar. Bizim ülkede müzik anlayışı "Yerli Hebele"den ibarettir. İş o kadar mala bağladı ki Allah'ın Davut Güloğlu'nu bile gay olsa da taş olan Ricky Martin'e benzetebiliyoruz. Kim çıkarsa çıksın mecburiyetmiş gibi illa ki yabancı bir gruba/müzisyene benzetiyoruz. Her ne kadar Ricky Martin Marilyn Manson'a maymun dememiş olsa da bizim Ricky Martin'imiz(!) canımız ciğerimiz Manson Hayko(!)'ya bu lafı etmiştir.

31 Ağustos 2010 Salı

Doğru Telefon

Hayatımızda pek çok doğruyu ya da eşi ararız. Doğru kadın/erkek, ruh eşi, çorap eşi, doğru şu, şu eşi bilmem ne. Bence hayatınızın aşkını aramaya en çok benzeyen doğru telefonu aramak.

Bir süredir kafamda kritiklerini belirlediğim hayali telefonuma en yakın telefonu arayıp duruyordum. Öncelik Qwerty klavye, internete girebilmesi, programlarla geliştirilebilmesi, Twitter/Facebook vs yerlere özel programı bulunan ya da yüklenebilinir olması,klavyesinin rahat olması, wi-fi olması vs vs vs böyle gidiyor. İlk bakışta ideal telefon BlackBerry gibi görünse de işin en zorlayıcı tarafı olan fiyat kriterinde BlackBerry’ler tosladı. Ya klavye rahatlığı istediğim gibi değil ya fiyatı. İstediğime yaklaştıkça fiyatı da artıyor sürtüğün.

Telefon ve koca arasında çok çok benzerlik olduğunu da bu kafayı yemiş halim sırasında farkettim.

  1. Bir kere ikisini de ömrümüzün sonuna kadar kullacakmışız gözüyle baktığımızdan beklentimiz çok yüksek oluyor, daha sonra başka bir şeye ihtiyacımız olmasını engellemek için kafamızda imkansıza yakın bir profil çiziyor, çizdiğimiz profile uyacak telefon/koca arıyoruz.
  2. Kriterlerimizin imkansıza yakın olması telefonda para, kocada ise zaman kaybına eşdeğerdir. İstediğiniz telefonu asla ucuza bulamazsınız, istediğiniz kocayı da öyle pat diye bulamazsınız.
  3. Beklentilerinizi düşürmediğiniz sürece aday artmaz. Vazgeçilen kriterler arttıkça seçenekler de artar ancak aklınız hep o fedakarlık ettiğiniz kriterlerinizde kalır. Çok basit bir özellik olsa bile o eksiklik telefonunuzu/kocanızı hep eksik görmenizi sağlar bu yüzden sadece o özelliğe sahip başka bir telefon/koca size dünyanın en cazip şeyi görünür. Aldatma budur. Hadi iki telefon kullanana en fazla müsrif derler, ya iki koca kullanana? :)

Kadınlar için futbol

Yekten anlaşalım kadın beyninde futbolun yeri yok. Biz yıllar önce Maradona’nın attığı golü hafızamızda tutmaz, tuttuğumuz takımın hangi yıllarda hangi kadrolarla şampiyon olduğunu, hangi futbolcunun hangi yılda geldiğini ezbere bilmeyiz.

Erkek beynine şaşıyorum konu futbol olunca. Karısının doğum gününü, evlilik yıldönümlerini falan hatırlamaktan aciz beyinler konu futbol olunca zehir gibi. 10 yıl önce atılan bir golün kimin asistiyle atıldığından tutun kimin attığına nasıl attığına kadar hepsini tutar kafasında. Sadece kendi takımının da değil rakip takımlardan diğer ülkelerin liglerine ordan dünya kupalarına kadar hepsini bilirler. Kadınlar bu kadar derin hafızaya sahip değildir malesef. Hee onlara sorun Yaprak Dökümü’nün hangi bölümünde ne oldu çatır çatır anlatırlar.

Twittera yazamadıktan sonra ne anlamı var yaşamanın?

Telefonu ellerinin arasından denize uçmuş Gülben Ergen gibi kaldım. Siz bu satırları okurken ben bu satırları çoktan unutmuş olucam. Evde internetim yok, modem bozulmuşmuşmuş ne olmuşmuş anlamadım, ilgilenmiyorum. Sorun önemli değil benim için internet var mı yok mu? Yok mu? O zaman tamam, hayat bitmiştir.

Tarkan’ın Son Vuruşu

Tarkan acayip sinirimi bozan bir şarkıcımızdır. Sinirimi bozan Tarkan değil gördüğü muameledir. Ona yüklenen “Megastar”lık damgası ve kendisinin bu yalana inanmasının yanı sıra gıcık fanları ve medya ayrıcalığından dolayı sinirimi bozmakta ama şarkılarını severim orası ayrı.
Sevdanın Son Vuruşu şarkısı çıktığı sırada staj yerimde çalışıyordum, çalıştığım yerde Tarkan’ın eski bir çalışanı da vardı. Karma ya da başka bir albümün kapağını da yapmıştı bu arkadaş adı Oğuzhan, sağlam elemandır müzikal olarak da. Baya sevmişti o şarkıyı mesela ben de beğenmiştim. Albüm kapağı her ne kadar mekik çekerken çekilmiş havası verse de şarkı güzeldi valla. Zaten Aysel Gürel şarkısı olması kafadan bir artı vermeyi gerektiriyor şarkıya.
Sonra albüm çıktı, Eşref tutturdu indir indir diye, Kuzen Ezgi de taaa dingilterelerden albümü isteyince indirdim ben de. Albüm sağlam olmuş, Tarkan’ın Karma albümünden sonraki başarısız albüm denemelerinin son vuruşudur bu albüm. Sonunda Karma kalitesinde bir albüm çıkarabildi Megastar(!)

I Want Your Love! Love… LoVe… LOVE

Lady GaGa ilk çıktığı dönemde “Travesti suratlı tuhaf giyimli hatunumsu şarkıcı”dan öte bir bok olamamıştı gözümde. O çirkin yüzüne yaptığı iğrenç makyajlar ve marjinal olmak için göt yırtan kıyafetlerinin yanı sıra Eric Cartman’in daha güzel söylediği Poker Face’i vardı. Taki o Bad Romance’e kadar…

Gossip Girl’ün 3. sezonunu bitirmek için arkamdan atlı kovalıyormuşçasına verdiğim mücadele Lady Gaga’nın konuk olduğu bölüme kadar gayet süratli gidiyorken bir YouTube’a gireyim de şu şarkıyı tam bir dinliyeyim merakı akabinde gelen ne diyor lan burada açayım çevirisini okuyayım akıllılığıyla aşık oldum hatuna.

Aslında Facebook’da müzik sayfası adminliği yaptığım dönemde GaGa’nın bir iki haberi sağlam takdirimi kazanma sebebi olmuştu. Bunlardan bir tanesi imza gününe gelen hayranları için belirlenen süreden uzun kalması bu süre içinde de bütün hayranlarına pizza ısmarlaması, bir diğeri de yapımcısını paraya boğmuşken kendi kazandığını kostüm ve showlara harcaması oldu.

İşin özü: Lady GaGa’nın iki kıvılcımlı sütyen, çılgın saç ve makyajlardan çok daha öte bir şey olduğunu anladığım için kendimi kutluyorum, kendimi Bad Romance dinleyerek ödüllendiriyorum.

Biz biz üniversiteliyiz

İğrenç bir reklam sloganıyla giriş yapmak istemezsim ama ne yapalım kader… Durumu daha iyi özetleyen bir Nil sloganı daha yok malesef! Ben öyle sınav tercihinde mesleğini seçenlerden olamadım,puanıma göre meslek seçip ne çıkarsa bahtımacılık oynayamadım, 5 yıldır tek bir hedefim vardı mesleki olarak onun için de o aptal diplomaya sahip olmam gerekiyordu. Benim için ÖSYM ve üniversite amaç değil araçtı yani sınava giren büyük bir çoğunluğun aksine ben hayalim için girdim.

Bugün uzaksın bana, çok da umrumda…

Wordpress’kene haftada bir iki şarkı sözü falan paylaşırdım da blogger’a hiçbirini taşımadım. İlki bu olsun çünkü keşfedilmeye laik bir şarkı. Bilenlerinizin bir çoğu bu şarkının Pinhani’ye ait olduğunu sanıyor olabilir, ben de Pinhani şarkılarını ararken buldum ancak hem Pinhani’nin solisti Sinan’ın sesini bilenler farkı anlayacaktır hem de zaten Pinhani’den bu şarkının kendilerine ait olmadığına dair resmi açıklama yapıldı. Şarkı Pi adlı bir gruba ait. Başka hiç bir şarkılarını bulamadım. Bilen, duyan varsa bana haber versin lütfen, tek şarkılık bir yetenekleri olmadığı ortada, diğer şarkılarını da duymak isterim. İşte size Pi ve Çok Da Umrumda…

10 Ağustos 2010 Salı

Tweetine bandım

Twitter'a git gide bağlanıyorum, bağımlısı oluyorum. Hele şimdi bir de telefon gerekli donanıma sahip olduğundan TwitPic'ler senin, tweetler benim 7/24 ordayım ancak bu eğlencemin içine sıçanlar da yok değil ahh o okuduğumuzu anlayalım dersinden kaçanlar yok mu?

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Evet'çi Teoman

Anket yapmak için koştur koştur Aksaray metrosuna yetişmeye çalışırken köşedeki gazete bayiinde hayvan kadar VAKİT yazısı yanında Teoman'ın resmini gördüğümde "Yine ayyaş demişlerdir." diyip gittim haber başlığına bakmaya. Benim çok sağlam bir Teoman radarım var, adama olan olağan üstü aşkımın geliştirdiği bu özelliğim sayesinde kapalı dergi sayfasından bile içinde Teoman geçeni bulabilecek kadar geliştirdim kendimi. Gittim habere bakmaya düşündüğümden çok farklı bir sonuçla karşılaştım. Radarlarım tutmaz olaydı da görmeyeydim o başlığı. Teoman, referandum'da "Evet" diyeceğini söylemiş Vakit gazetesine. Yanlış laf, yanlış yer!

1 Ağustos 2010 Pazar

Erdener Abi Şarkılarda


Gmail kutumu boşaltırken zamanında geyik olsun diye yazdığım "Erdener Abi Şarkılarda" mailimi buldum bilen bilir Erdener Abi'yi; lafı gediğine koyan ve insanı dumur eden bir adamdır kendileri bakalım şarkılarda ne bok yemiş züppe?

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Yalnızlık çok acı, tam da sen ben olmuşken

Yalnızlık hissinin insana neler söyletebileceğine, neler yaptırabileceğine tanık olmuş biri olarak en sevdiğim insanın bu hisse kapılmasına korku dolu gözlerle bakmaktayım.

Öyle bir şey ki içimde tutamıyorum

4x4'ün müthiş Arada Bir şarkısı eşliğinde ve kafam gayet güzelken yazıyorum bu yazıyı saat 05:34 ve klavyenin yerini bulabildiğim için şanslı sayıyorum kendimi.

Aşk bok gibidir

Aşk ne kadar güzel olursa olsun inkar edilemez ki aynen bok gibidir. Neden mi?

10 dakikalığına karşı cins

Twitter sadece şu an elma yiyorum, seviyorum seviliyorumdan çıktı artık özellikle ünlülerin direk olarak hayranlarıyla iletişime geçtiği bir mecra oldu. Doğru kullananların ansiklopedilerini atmaları an meselesi. Dün Aşk Doktoru'nun başlattığı ve bugün ilk ayağını yazısında açıkladığı ilginç anketi benim de kafamı kurcaladı. Anketin ilk ayağı erkekler içindi, "10 dakikalığına kadın olsanız ne yapardınız?" diye sordu, cevapları aldı bir güzel de yazdı biz de şaştık kaldık gerçekten bunları mı istiyorlar diye.

13 Temmuz 2010 Salı

İş aramıyı iş edindim maaş verin!

Şu an işte gebermişçesine yorgunum. Bugün üç iş görüşmem vardı yarın da iki tane var görünen o ki bu böyl gidecek.. Telefon susmuyor anacım ne zaman baksam cevapsız arama sürekli bir yerlerden telefonlar falan resmen iş aramayı iş edindim bir maaş verenim yok. Ancak çok sinir olduğum durumlar var biliyonuz mu? Mesela....

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Call me baby!

İş buldum iş buldum diye sevinirken aynı hafta yine işsiz kaldım tabi koydu aslında da çaktırmıyorum. Eski diyemeyecek kadar taze işim call center'da telefondan satıştı. Enteresan bir yer aslında yabancı da değiliz Başka Dilde Aşk'da bahsi geçen bir ortam ama çok daha feciymiş meğersem anlatayım mı size?

4 Temmuz 2010 Pazar

KillZone: Bir oyun bu kadar eğlenceli olmamalı

İnsanın rüyasında görebileceği en korkunç yaradık Freddy olmalı bence. Ancak bu aralar rüyalarımı işgal eden bir düşman timi var a dostlar. Rüyamda bu 7 maskeli herif ellerinde silahlarla beni takip ediyorlar. Tabii bunun çok mantıklı bir sebebi var; bir haftadır günde en az 2 saat KillZone oynuyorum.

İnsanlar büyüdükçe hayalleri küçülür mü baba?



Sizi yıllar sonra gören biri için o aradaki süre yoktur, nasıl bırakmışsa sizi öylesinizdir siz de. Bunu geçen gün yaşadım da bugün kafama dank etti hak verdim adama; kıyafet bedenim XL'a dayanırken hayal dünyam XXXS olmuş :S

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Site hakkında bir kaç husus

Site ve kendimle ilgili bir kaç duyurum var efenim. Birincisi sayfanın sol tarafında "Kötü Sözlük Program Kayıtları" metin kutusu var gördüğünüz üzre orada her Cumartesi günü saat 23:00'da Kötü Radyo'da yaptığım yayınların kayıtlarını bulabilirsiniz. Şimdilik bir programın kaydı var bundan sonra her haftanın kayıtlarını orada bulabilirsiniz. Ben canlı dinlemek isterim diyenlerse cumartesi günleri saat 23:00 olduğunda Kötü Radyo adresinden takip edebilir. Yayınlar genelde bir konu teması etrafında dönmekte mesela şu an indirebilinir durumda olan Anti-Ex yayını eski sevgililere çomak sokan bir yayındı bugün yapacağım yayının teması da efkar yani ne kadar slow şarkı varsa çalıcam,ağlatıcam sizi :) Not: Şu an indirilebilinir olan yayın yani Anti-Ex'in anons seslerinde problem var. Benim sesim az geliyor yani mikrofondan kaynaklı bir durum sonraki yayınlarda düzelmesini umuyorum, kusura bakmayınız.

2 Temmuz 2010 Cuma

Çok temiz sıfır gibi hayaller bakmadan geçme (sahibinden.com )

Bugün telefon sesiyle uyandım telefonun diğer ucunda bir haftadır haber beklediğim işten haber geldi sonuç olarak işe kabul edildim, pazartesi başlıyorum falan. Olay bu değil ama bakın esas olay ne :)

1 Temmuz 2010 Perşembe

Eski sevgilim in a rileyşınşip olmuş a dostlar

Facebook çıktı mertlik bozuldu arkadaşım, eskiden ne güzel dosttan düşmandan öğrenirdik şimdi kabak gibi gözümüzün önünde. Hayattaki en büyük korkusu eski sevgilisinin mutluluğu olan biri için ne acı, ne göt bir durum.

Ne yalan söyleyeyim fazla bencilim hatta götün tekiyim ben bu konuda. Hem de Aşk Doktoru (Mehmet Coşkundeniz) onaylıyım. Rock star'ım Korhan'ım Çelik'im de onayladı götlüğümü yani bariz tescilliyim bu konuda ama bu götlüğümden vazgeçmeye de niyetli değilim, böyle geldim böyle gidiyorum.

Noooldu yarraaam yazamadın mı?

Önceki site düzeninde siteyi yoruma açmak her gün 300 e yakın spam maille uğraşmak demekti, kapattım. Blogger spamlerde iyi de sperm fazlalıklarında çağresiz. Ben de artık yorum onaylı yaptım ki sitem artıklarla dolmasın.

29 Haziran 2010 Salı

Yok ki senin bir yedeğin, Kötü Kedi Şerafettin

İnciden bile bahsediyorum ama canım sözlüğüm Kötü Sözlük’ü es geçiyorum; kendimi kınadım şu an. Hemen bu eksikliğimi gidermeli, telafi etmeliyim. İşte biricik sözlüğüm Kötü Sözlük.

Alemsin inci



Staj yerimdeyken bir öğlen geyiğinde adı geçmişti de keşfetmiştim inci sözlüğü. Girdiğimde kafamdaki sözlük formatından çok uzakta, forum vari ve küfürlerin havada uçuştuğu bir yerden öteye geçmemişti aslında fazlası da yok. Öyle derin bir felsefesi ya da anarşist bir tavrı falan yoktu, hala da yok.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Naaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah!

Her şeye burnunu sokan doğuştan muhalefet ruhlu piçleri aşkımızdan uzak tutmak için çoğu zaman kırıcı olmaktan bile çekinmedim. Her ne kadar “Elalem ne derse desin hadi hadi hadi hadi hadiii” modunda gitsem de çoğu zaman ben bile inandım onların çirkeft görüşlerine. İnanmak denmez aslında kafa karışıklığı diyelim, ne kadar takmasan da bir “Acaba…” oluyor insanda. Ben her “Acaba”mı ona sordum, o güzel güzel yanıtladı burnuma öpücük kondurdu. Fazla düzgün giden şeyler hep bir şüphe uyandırır, hiç bir erkek bu kadar mükemmel olamaz diyorum ama o kadar fırtınadan sonra sakin bir liman her gemi için son duraktır. (Yazar burada ‘Dalgalandım da duruldum’ şarkısına gönderme yapıyor.)

27 Haziran 2010 Pazar

He wasn’t

Tuna Kiremitçi’lik yapmak istemem ama karşı koyamıyorum içimdeki Tuna’ya. Eski karısı İclal Aydın’ın tabiriyle eskilerime ‘gömmek’ istiyorum. Hem de Avril şarkısıyla aaa ne çeşitli, renki bir kişiliğim.
Ödünç Aldığım Tüm Erkekler yazımda hepsinin hakkını verdiğimi düşünüyorum. Gömmeden anan bir yazıydı, iyiydi hoştu bir yokuştu harbiden baya da bir boştu :) Neyse şimdi de şundan şunu öğrendim bundan bunu öğrendim dediğim erkekleri gömmek istiyorum. Eskiye döneyim hepsine saydırayım istiyorum. Geçen radyoda yayında yapacaktım aslında bunu ama site vahşi cazibeme ve kinime dayanamadı çöktü onu daha sonra kaçak bir yayında telafi edicem ama biraz da siteye düşsün bu nereden çıktığı belli olmayan eskilere saydırma aşkım. Hem de nasıl yapcam biliyonuz mu? En nefret edilen yolla; yenisiyle kıyaslayarak. İğrenç bir insanım tamam onlar da açsın blog yazsın aga bana ne :) Sitem var sitem ediyorum.

25 Haziran 2010 Cuma

Hayat ne tuhaf, insanlar falan...




Hayat o kadar renkli, o kadar çeşit dolu ki insan türü bile sınırsız. Kimisi var Pollyanna sikmişçesine iyimser, kimisi var içine tilki kaçmışçasına kurnaz. Hepsini anlarım, hepsine eyvallahım var da şu başkalarının mutsuzluğunu kendi başarısı görenleri oldum olası anlamadım.
Benim blog genelde günlük hayatımdan uzak; tespitler, filmler, kitaplar,güncel olaylar falan odaklı yazılarla doluydu. Bir iki gündür sıkıntı ve düzeltmelerle fazla girdim günlük hayata da bundan duyduğum derin pişmanlık değil konum ki öyle bir pişmanlığım da yok. Site benim, yazdığım hayat benim kime ne.

Yorumları falan sürekli takip eden, aman kim ne yazmış diye bekleyen biri değilim. Yazarım bir sonraki yazıya kadar ya da aklıma gelen bir yazıyı paylaşmak için girene kadar bir daha girmem. Bilgisayar başında yorum bekleyen embesil bloggerlardan değilim çok şükür laki bugün dikkat ettim de bilgisayar başında benim yazı yazmamı bekleyen bir embesil mevcut. İsmini vermek istemeyen izleyici kendisi. Şaşırttı beni, düşündürdü. Yıllardır hayatımdan uzak tuttuğum insanımsı türün varlığını tekrar hatırlattı, üzüldüm ama sinirim acımamı bile bastırdı.

Ödünç Aldığım Tüm Erkeklere





Aslı'nın bu şarkısına bayılıyorum. Su Gibi albümünde yer alıyordu "Sen S. ile başlayan dostum kardeşim sevgilim... Sen D ile başlayan doğru kimya yanlış zamanlama..." Bütün erkeklerine sıralamış adını da Ödünç Aldığım Tüm Erkeklere koymuş... Ne de olsa erkeklerimizin hayatından 3-4 ay hadi çok sıkmışsak 3-4 yıl ödünç alıyoruz. Ben de yapiiim mi nooolur :)

24 Haziran 2010 Perşembe

I’m back again, I know y`all missed me ;)

P!nk’e aşığım, P!nk’e ölüyorum… Şarkıları falan tamam da o her daim kuyruğu dik tutan haline hastayım.

PuCCa demiş ki “Sezen Aksu dinleyen kızlardan bir şey beklememek lazım şimdiki nesil daha kötü çünkü Demet Akalın dinliyorlar” bakıyorum benim durum da çok parlak değil Şebnem Ferah büyüttü beni de ondan bir süre gittim “Ben şarkımı söylerken istersen sesi açarsın, istersen kısıp bunu da yok sayarsın.” , “Mayın tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıpta, sonuna kadar aşk ya sadece inanmışım. Herkes bana dur demiş kulağım darbe almış duymamışım” gibisinden. Sonra Aylin Aslım… O daha bir sert durur erkeklere karşı da “Senin gibi beni kimse sevmedi, dönmedim gittiğin günden beri” ya da “Dört gün dört gece ağladım ben dört gün dört gece yağdı yağmur…” Beni bu güzel şarkılar mahfetti ama P!nk öyle mi? Yerim ben onu, bir tane o.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Daraldım laaan :@


İşten kovuldum okul da bitti haliyle bir boşluktayım, bomboşum be çok feciyim. Vahşileştim bir kere onu da bırak insanlıktan çıktım duş bile almıyorum bir yere gitmedikçe hani başlarda Eşref’e güzel görüneyim bari çabaları, düşünceleri vardı onlar da bitti saldım çayıra mevlam kayıra oldum yani.

Hamdım piştim, WP'ydim Blogger oldum

Site işine biraz gereksiz girdim önce tamamen kendime ait bir siteydi sanırsınız ultra süper starım da böyle bir site yaptım. Fotoğraflar, videolar,biyografi falan baya baya bir fan sitesi gibiydi gerçi o site ödevdi okulda ben de internete verdim falan siteyi öyle açtım bir süre kaldı öyle sonra dedim böyle gereksiz ben bunu blog yapayım WP yükledim başladım yazmaya.

22 Haziran 2010 Salı

Öyle bir albüm ki “Varlığında esen ılık rüzgarlar” gibi

Bundan aylaar aylaaar evvel henüz ham denecek halini dinlemiştim albümün. Cenk abinin (Cenk Han Alkaya) büyük bir şevkle giriştiği bir işti. MSN’de gözükmüyor, gözüktüğü süre zarfında da albümden bahsediyordu. Bugün şunu kaydettik, şunu çaldık falan. Kendi albümü gibi benimsemiş, sahiplenmişti. Ona gittiğimde de henüz bitmemiş hallerini dinletiyordu. Her gittiğimde albüm daha da bitmeye yaklaşıyordu tabii. Bir yerden sonra onun heycanı da geçti bana “Hadi çıkarın” “Ne zaman çıkıyor” diye yiyip duruyordum Cenk Abi’nin başını. Sadece onun da değil tabi Tolga Abi’nin de başının etini yiyorum nerde görsem. Cenk Abi’nin Taş klibini çekiyoruz ben bir yanda sıkıştırıp “Noooldu” diyorum Tolga Abi’ye ya da Cenk Abi’nin konserinde bir köşede sıkıştırıp soruyorum. Her sorduğumda “Bitiyor, bitiyor şu aşamadayız, şunu yapıyoruz, bugün avukattaydık telifi hallettik” ilerliyor aşamalar.

“Canını Seven Kaçsın” Aylin seven kalsın!



Bu yazı için biraz bekledim. Deli gibi yazasım vardı ama bu albümü. Sonunda albümü aldım,dinledim,sindirdim ve işte; Aylin Aslım ve Canını Seven Kaçsın!


Öncelikle şunu söyleyeyim bu bir aşk albümü değil,bu bir yalnızlık albümü de değil. Bu kesinlikle bir isyan albümü. Hayata,insanlara hatta kendine!

Lekesiz Zihnin Ebedi Günışığı~Eternal Sunshine of the Spotless Mind

Bizim sinema tarihimize Silbaştan gibi dandik bir isimle girmiş olsa da hafızalarımızda çok daha kalıcı yer almış bir filmdir Eternal Sunshine of the Spotless Mind. Türkçesi Lekesiz zihnin sonsuz(ebedi) günışığı demek oluyor. Adı bile büyüleyici.

Sırf birgün çekip gidebilmek için!

Teoman’ın albüm çıkaracak olması bende en az 4-5 aylık karın ağrısı demektir. Çok iyi hatırlıyorum, Vosvos’da oturmuş bir arkadaşı bekliyordum. Sıkılıp gazetelere baktığımda Teoman’ın yeni albüm müjdesini aldım. Haber albüm şu zamanda çıkacak falan demiyordu,sadece Fahişe şarkısının bir bölümünün haberiydi. Güzel sözlerdi ve bekleyiş başladı. Dediğim hadise albümün çıkmasından yaklaşık 6-7 ay önce oluyor yalnız.

Bize dokunan yılana en yılan

Ayça Şen ismi hiçbirimize yabancı değil. Benim bir kere bile dinlemişliğim yoktu radyoda. Taa ki Aylin Aslım’ın açık radyoda yaptığı yayında Ayça Şen’i konuk etmesine kadar. Süper hatunmuş dedim. O zaman bir de albüm hazırlamaktaydı. Aylin’in ısrarıyla bir şarkı söyledi şımarık çocuk edasıyla sonra da “Şarkı söylemek de hiç şımarıklık kaldırmıyor” dedi sonunda ciddi ciddi söyledi; işte radyonun haylaz kızı, müzik dünyasının yeni Neil Astrom’u Ayça Şen.

Ama ben hep böyleydim… Sen beni böyle sevdin…

İnsanoğluyuz… Olanı olduğu gibi kabul etme gibi bir yeteneğimiz yok malesef. Kimisini farklı diye kimisini aynı diye sevmeyiz. Sürekli bir müdahale,değiştirme çabası… Kimseyi eleştirmiyorum kesinlikle bu davranışları ben de yapıyorum. Dedim ya insanoğlu.

Sitelere göre karakter değişimleri

Daha küçücüktüm ufacıktım. İnternet evlere daha girmemiş,cafelerde sınırlı kalmış,sohbet kanalları almış götürmüş en meşhuru Zurna imiş... Sebebini anlayamadığım bir şekilde amcam beni internet kafeye götürür,karı kızla chatleşirmiş.... Kolay değil taaa "asl ne lan küfür mü ediyo? kib dedi ne demek lan" denilen yıllar. O zaman anladım ki sanal alem yalan alem.
Kendi amcamdan örnek vermek gerekirse işsiz güçsüz,işe yaramaz adam sanal alemde zengin çocuğu oldu,romantik oldu,alemin kralı gönüllerin sultanı oldu...

Aşk değil,dost… Bu da sana kapak olsun Doritos!

En az sanat, sanat için midir yoksa toplum için midir? kadar klişe ve gereksiz bir soru vardır: Dostun mu aşkın mı?

Değişen roller

Klişelerin hepsini unutun. Bunca yıl keşfettiğiniz karşı cinsiniz artık klişe dışı!
Ne kadınlardan bahsediyorum sadece ne de erkeklerden. Bu iki taraf tarih boyu birbirini kıskanmış olacak ki artık kalıplarından taşıp karşı cins klişelerini yaşamaya başladı.

Erkekler ne söyler,kadınlar ne anlar? ~ He’s Just Not That Into You

Şu aralar facebookda dolaşan bir video var eminim size de ulaşmıştır. Kadınlar kendilerini aramayan erkekler için ağlar arkadaşları da binbir türlü bahaneyle çocuğun ondan hoşlandığına inandırır. Numaranı kaybetmiştir,iş seyahatindedir şudur budur şeklinde… Facebook üzerinden izlediğimde kısa bir film gibi gelmişti ama bugün sinemaya gittiğimde gördüm ki meğer aylar önce adını görüp “Oooff kesin gitmem lazım” dediğim filmin başıymış…

Mezarımı sende bırakasım var

Benim gibi 7/24 müzik dinleyen birinin de yazıları haliyle müzik ağırlıklı oluyor. Hoş şu an çok geniş bir okuyucu kitlem yok,giren zaten zorla “Lan dinle çok güzel be” dediğim albümleri okuyor ama bu yazı daha bir özel benim için. Çünkü konum dünyanın en tatlı adamı,biricik abim Cenk Han Alkaya

Öncelikle Cenk Han’ı bir tanıyalım kısaca; Müzik hayatına davulcu olarak başlıyor lise yıllarında, Şan ve opera dersleri alıyor,şarkı yazıyor,besteliyor ve davul başından mikrofon başına geçiyor.
Albümün çıkışı baya bir zora giriyor ama “Gülmeyi Dene” raflarda yerini alıyor sonunda. Albümden önce bir Myspace patlaması var tabii ama bir de.

Bu kadar yeter mi? Yetmez

Arka arkaya yeni isimler,yeni albümler çıkıyor piyasaya. Kimisi dandik dundik işler yapıyor,kimisi adını duyuramıyor. Ne tuhaftır ki ilgi görenlerin çoğu dandik dundik işler yapanlar ama neyse diyorum burda

21 Haziran 2010 Pazartesi

O küçük aptallıkları hepimiz yaptık

Otalık PuCCa’ın kitabıyla yıkılıyor. Ne inkar edeyim ben de kıskançlıktan çatlıyorum. Benim de blogum var ben de ilgi görmek istiyorum beni de milyonlar takip etsin istiyorum :) Neyse kıskancım ama yiğidi öldürüp hakkını da veririm ben, -adam iyi beyler-

Eşref’den karne hediyesi olarak istedim kitabı. Sınavdan çıktık, Taksim’e geldik, D&R a girdik aldık kitabı. “Lan bu kalın millet nasıl 2 günde bitirmiş ben 2 haftada anca bitiririm” dedim, eve geldik. Erdi ve Eşref bilgisayar başında benim de kitap okumaktan başka yapabileceğim bir şey yok.

19 Haziran 2010 Cumartesi

Doğru adam, doğru kaynana

PuCCa’nın “Error veren izdivaç” yazısını okuyunca hem güldüm hem de üzüldüm. Yazık dedim kıza. PuCCa ki şu aralar çıkardığı kitapla Türkiye’nin gündemi; kırk yıllık gazetecilerin, yazarların hayran olduğu bir yazar ancak kaynanadan gördüğü muameleye bak. Erik (Sevgilisinin kod adı) de mal bir anasına söz geçiremiyor. Her neyse konumuz değil konumuzun esin kaynağı PuCCa; zira konumuz evlilik tarihinin en büyük sorunu kaynana.

17 Haziran 2010 Perşembe

Doğururum ama sorumluluğa gelemem

Annemle hayatım boyunca giriştiğimiz savaş sonunda bitti. Bitmesi barış imzalamayla değil benim düşman topraklardan çekilmemle oldu ama bir şekilde oldu. Kurtulmuş, üstümden yük kalkmış gibi hissediyorum kendimi. Mutluyum anlayacağınız. Ne yaptığı ne ettiği de umrumda değil ama bu gün gördüğüm Facebook iletisi tepemi attırdı iki kelam edesim geldi.

10 Haziran 2010 Perşembe

Tarihi Değiştiren Kadınlar

Bir maaş sonrası Megavizyon gezisi sırasında keşfettiğim serinin en ilgi çekici kitabıydı ve alınmasının üzerinden bir hafta geçti ve bitti. Benim gibi kitap okumaya pek meraklı olmayan birini bile cezbeden bir kitap yani, öyle bakın olaya.

Hatun milletinin alışveriş çılgınlığı bazen işe yarıyabiliyor. Kitaplar arasında kendimi kaybetmiş bir şekilde dolaşırken yan yana duran Ali Çimen serisi çok hoşuma gitmişti. Kitap okumayı sevmem ancak ilgimi çekecek kitapları da elimden düşürmem, bir çırpıda bitiririm. Okuyacağım kitabın roman ya da öykü olmasındansa inceleme,biyografi ya da otobiyogarafi olması daha bir hoşuma gider hele ki tarih ile alakalıysa şu işe bakın ki bu seri de tarih olaylarını değişik kategorilerde ele almış güzel bir seriydi; Tarihi Değiştiren Olaylar, Tarihi Değiştiren Kadınlar, Tarihi Değiştiren Konuşmalar, Tarihi Değiştiren Savaşlar, Tarihi Değiştiren Bilginler, Tarihi Değiştiren Askerler, Tarihi Değiştiren İmparatorluklar şu an aklıma gelen seri kitapları. İşte ilk kitabımız; Tarihi Değiştiren Kadınlar.

5 Haziran 2010 Cumartesi

Ne güzel eğlencemizdin sen Megavizyon teyze

İstiklal Caddesi üzerinde, bundan yıllar yıllar önce açılan Megavizyon oldum olası favorimdi. Benim için vazgeçilmez olan Taksim’i daha da vazgeçilmez yapan mekanlardan biriydi. Annemin iş yerine gittiğimde şirkette oturmaktan sıkılıp Megavizyon’a koşardım. Diğer müzik ve kitap mağazaları gibi değildi orası, hiç bir zaman da olmadı. Şimdiyse orası Teknosa’ya ait ve canım Megavizyon’um bir köşeye atılmış tutunma çabası içinde.

2 Haziran 2010 Çarşamba

“Asla” erkekleri

Her kadının hayatında ‘bir daha asla aşık olmayacağım’ dediği anda giren mükemmel bir adam vardır. Hah işte, o adam olmaya çalışın beyler.”

Teori bir twitter kullanıcısından ve tweeti takiben patlayan retweet ile gözümün önüne geldi. (http://twitter.com/kendimdedegilim) hemen okuyup beğenip retweet yaptık tabi eşek değiliz ya. ancak üstüne düşünmeden de olmuyor, içimdeki Carrie Bradshaw durmuyor; i couldn’t help but wonder…

26 Nisan 2010 Pazartesi

Eşref 21.4.2010

Aynen böyle yazıyor yüzüğümün içinde. Eskiden olsa aşama aşama burada yazardım ama artık gelmiyor içimden siteye girmek bile, nedendir bilmem. Patavatsız Köstebek “Olur öyle arada” dedi. Hadi deneyeyim bakalım söz gecemi yazabilecek miyim?

7 Nisan 2010 Çarşamba

Hande’ye Neler Olmuş Böyle??

Her ne kadar albümlerinin arasında çok fazla zaman boşluğu vermese de Hande Yener her zaman beklenen, özlenendir benim için.Hele ki önce adını “Sopa” olarak duyurduğu, daha sonra “Hande’ye Neler Oluyor?” olarak değiştirdiği albümü bizim için sabırsızlıkla bekleniyordu. Sebebi gayet açıktı aslında, her ne kadar zaten bir popçu olarak tanımış olsak da Hande Yener, Apayrı ile geliştirdiği müziğini bırakacak gibi hissetmiştik bir an. Popa dönecek olmasına karşı olanlardandım hatta ama albümü alıp dinlediğim anda ilk tepkim: “Ohh be! İyi ki dönmüş” oldu.

28 Mart 2010 Pazar

Bu işte bir yalnızlık var!

Efenim Twitter’ın bir güzelliği de anında her türlü haberin tweetler arasına düşmesi. Sıradan bir günde Digsby’mle takipteyken bir anda ortalığın kızıştığını farkettim. Programım İclal laflarıyla dolmuştu… N’oluyor yahu dememe kalmadan Tuna Kiremitçi’nin istifa yazısı geldi. Olay oldukça enteresandı, bilmeyenlere önce küçük bir özet.

4 Mart 2010 Perşembe

Gripin vs Emre Aydın

Gripin, 3 yıllık arayı Mart ayında bozmaya niyetlendi. Geç bile kaldı diye düşünmekteyim zaten. Albüm çıkınca konserlerler falanlar filanlar olacak yine tabii ama albümün ilk casusu internete düştü; “Durma Yağmur Durma”… Şarkının çıkmasından bir iki gün önce Emre Aydın da aynı besteyi farklı sözlerle duyurmuştu. (Bunun istem dışı olduğu söylendi ama artık yemezler) İki şarkı beste olarak aynı olunca insan haliyle bir kıyaslamaya gidiyor ister istemez. Peki hangisi? Emre Aydın’ın Beni Unutma’sı mı yoksa Gripin’in Durma Yağmur Durma’sı mı daha iyi?

28 Şubat 2010 Pazar

Bir aşkın ömrü

Aşk, insan hayatında ufak bir parça. O kadar şeyin yanında belki bir mutluluk belki de başka bir dert ama ufak bir parça. Başlamasıyla gelen güzellik, varlığıyla verdiği dert ve bittiğindeki bir sorun. Bence budur ama bu ne kadardır? Yani bir aşk ne kadar sürebilir?

Aşk, karşıdakine tahamül ettiğin sürece var. Aşk karşındaki olmadan daha iyi olacağına inandığın anda biter. Aşkın bitmesi ile ilişkinin bitmesi aynı şey değil, bu aşamada terkeden taraf olarak anılmak istemem. Ancak aşkı yürütmekte beceriksiz biri olarak ömrünü tartışmak hakkımdır diye düşünmekteyim.

26 Şubat 2010 Cuma

21 Kere Maşallah

  1. Masal
  2. Çığlık
  3. Oyun
  4. Astrotanrı
  5. Don Kişot
  6. Bir şovle var içinde
  7. Özgürlük sırtından vurulmuş
  8. Öyle boş ki hayat
  9. Tamam böyle kalsın
  10. Vicdani Redd
  11. Seni buldum
  12. Aşk bu kadar zor mu?
  13. Her neyse
  14. Aşktı bu
  15. Sevsen de sevmesen de
  16. Yaşandım daha çok
  17. Küçük bir çocukken
  18. Modern adımlarla
  19. Plastik çiçekler ve böcekler
  20. Dukandans
  21. Sukut

24 Şubat 2010 Çarşamba

Bir “Kadınım”dır beni dağıtan

Evet millet DörtxDört konserinden geldim ve anı anına paylaşmaktayım. Grubun kritiği mümkünse daha sonra.

Tanju Okan’ın bize son kazığı ve kıyağıdır şu yazının konusu; Kadınım..
“Eşyalar toplanmış seninle birlikte… anılar saçılmış odaya her yere” ağlatması gereken kişi yanımda duruyordu ama görünen o ki o kişi çoktan atlatmış herşeyi. Bir aşkı bitirmek bana kolay sanırdım hep söylenen oydu hep, ben hiç aşk yaşamamışım demek. Ya yaşadığım tek aşk oymuş ya da bende bitmemiş de onda bitmiş herşey. Sonuç; eşyaların toplandığı bir ev ama ev sahibinden çok toplayanda yaşayan bir aşk. Sonuç; ama anlıyorum sesinden çoktan kurtulmuşsun sen, bitmiş artık en güzel hikayem.

13 Şubat 2010 Cumartesi

Kadınlar ne der? Ne demek ister?

Erkeklerle kadınların anlaşamaması gerek fizyolojik gerek psikolojik olarak pek çok sebeple açıklanmış vakti zamanında. Gel gelelim henüz iki tarafta birbirini anlamış değil. Başlıca sebeplerden biri kadının demek istediğini direk söylemek yerine dolaylı söyleyip erkeğin anlamasını beklemesidir. Ben üzerime düşeni yapıp temel sebeplerden biri olan kadının dolaylı konuşmasının sözlüğünü vereyim. Hala anlamıyorsanız o da sizin odunluğunuz olsun ey erkek milleti.

5 Şubat 2010 Cuma

Gülmeyi Dene

Bundan bilmem kaç sene önce bugün dünyaya bir bebek gözlerini açmış, geldiği dünyayı daha önceden biliyormuş gibi ağlamış, daha sonradan güçlü durması gerektiğini bildiği için çekeceği bütün acılarını bir güne sığdırır gibi ağlamış. O çocuk büyümüş, kocaman olmuş, çok güçlü olmuş, güçlü durmuş, belki çok acı yaşamış ya da yaşatmış ama hep güçlü durmuş. Güçlü durmuş çünkü o içindekileri müzikle çıkarmayı tercih etmiş. Gözyaşları gözünden yanağından süzülmemiş sadece, kalemden kağıda akmış. Bu çocuk kocaman olmuş ama içi hep çocuk kalmış. İçindeki çocuğu korumak içinmiş bütün hayat mücadelesi aslında. O çocuk sonra benimle tanışmış bir şekilde, benim hayatımı güzelleştirmiş, girdiği günden bu yana az zaman geçmiş ama o şimdiden hayatımdaki en değerli erkeklerden biri olmuş, ben bile fark etmeden; Cenk Han Alkaya…

3 Şubat 2010 Çarşamba

Boğulmaman için gemiyi terk etmen en doğru seçim

“herkesin değil bir tek senin yerin var geçmişimdeki iyi kötü anlarda. yanımdaydın ya ne isterdim daha ama evet her güzel şeyin de bir sonu var, tabii haklısın sen, boğulmaman için gemiyi terketmen en doğru seçim. görünürde nefes alıyor gibiyim, görünürde gülüyor ola da bilirim, görünürde yaşıyor gibi olsam da içten ölünür de. herkesin değil en çok senin payın var bu hayattan kopup ölü balık halimde, son bir iyilik yap at beni denize. görünürde nefes alıyor gibiyim, görünürde gülüyor ola da bilirim, görünürde yaşıyor gibi olsam da içten ölünür de. ölünür de farkına varamaz insan, ölünür de kopamaz bu dünyada, ölünür de yaşayan sıradan biri gibi görünür de.”

1 Şubat 2010 Pazartesi

Telif hakkında görülmemiş dava

İclal Aydın’ın ne yazılarını ne de kendisini takip ederim, çok antipatik gelen bir tarafı vardır bana. Lakin mesaj kutuma düşen haberine de kayıtsız kalamadım. Benim kayıtsız kalamamamdan ziyade esas konu buna medyanın nasıl kayıtsız kaldığı. Hatun sadece kendi köşesinde duyurabilmiş olayı, yazık. Olay şu; malum İclal Aydın oyunculuk da yapıyor, vakti zamanında bir dizide oynamış, parasını alamadığı için dava açmış, kazanmış ve parasını almış. Buraya kadar iş gayet normal ve olması gereken haliyle ilerlemiş ancak işvereni bu işin peşini bırakmamış ve karşı dava açmış.

29 Ocak 2010 Cuma

ittir git men

Bazı filmler vardır, defalarca izlenir. Bazı filmler vardır bir kere izlenir ama bazı filmler vardır izlendiğine nalet edilir. Kutsal Damacana ilk bölümüyle gerek kadrosu gerekse konuyu ile “eh işte” filmlerimizdendi. Açar izler, güler geçerdik. Her “hoş” filmin başına gelen bu filmin de başına geldi ve devamı çekildi. Devam filmleri zaten sakıncalıdır, devamı gelmemesi gereken, tadında bırakılması gereken filmler vardır. Gördük ki Kutsal Damacana da o filmlerdenmiş.

Bu fırtına durulur mu? Benden adam olur mu?

Benim hala umudum var, isyan etsem de istediğim kadar. İnat etsem bile bırakmazlar sahibim var. Benim hala umudum var, seviyorlar bazen soruyorlar. Hayran hayran seyret, ister katıl ister vazgeç. Güzel günler bizi bekler “eyvallah” dersin olur biter. Böyün bükük önünde ağlasam sessizce şu garip gönlüm affolur mu? Bu fırtına durulur mu? Benden adam olur mu? Korkarım, aşka zararım dokunur mu? Elveda sana yeter tamam, bitsin artık bu dram, bu fotoroman. Ham meyvayız hala koparmışlar dalımızdan.

22 Ocak 2010 Cuma

Öldürmez,süründürür İstanbul’un kızları

Ayşe genlerinden inleyen nağmeleri sonunda bizlere sunmuş, aman da ne güzel olmuş :) Albüm dönemini adım adım tweetleyen, yazılarında ufak ufak mesajlar veren sıyrık yazarımızın albümü n’olmuş acaba? İyi miymiş? Bence süpermiş :)

9 Ocak 2010 Cumartesi

Müzikten anlamayan adamlar müzik dergisi yaparsa


Türkiye’de müzik piyasası zaten malumken, az çok iyi iş çıksa da çıkan işler söndürülürken, dandik dundik gruplar medya tarafından şişirilirken 2009′un son, 2010′un ilk büyük gafına imza attı Billboard. Ocak ayı sayısında son 10 yılın en iyi 50 Türkçe albümleri listesi hazırlamışlar kendi çaplarında. Bu kadar mı kötü, bu kadar mı bilgisiz, bu kadar mı sığ bir liste olur? Çok kızdım ey okur!

7 Ocak 2010 Perşembe

Twitter; Sosyal paylaşım mı? Psikolojik bir hastalık mı?

Bir önceki Twitter yazısından bu yana herşey çok değişti. Twitter, Türkiye’de de popüler oldu. Kullanan ünlülerin sayısı arttıkça kullanıcılar da, değişik profiller de artmaya başladı. Allah, Cebrail, Azrail,İsa,Nuh gibi dini karakterlerin yanı sıra yapımcılar, yönetmenler, oyuncular, sunucular, gazeteciler, yazarlar da Twitter’ı keşfetti. Her popülerliği artan hadiseden sonra olduğu gibi bir uzman (uzmanlar demiyorum) Twitter’ın psikolojik bir hastalık olduğunu öne sürdü ve tartışma başladı.