8 Kasım 2009 Pazar

Tarihin tozlu sayfalarında bir kadın; Latife Hanım

Şimdilerde Çankaya’da kıçını yayıp oturan köşk sahibesi zamanında orda kimin yaşadığını bilir mi acaba? Kimin makamında gerici muhabbetler ettiğini, kimin makamını kızının düğünü için işgal ettiğini, kimin makamında türbanı özgürlük olarak nitelendirdiğini bilir mi? Bilmez, bilemez çünkü nasıl ki kocası Atatürk’ün makamını işgal ediyorsa onun karşı çıktığı fikirleri savunmak adına, o da Latife Hanım’ın anılarıyla dolu havayı soluyor her adımında. Onlar Atatürk’ü ne kadar anlayıp sevdi ki karısını anlasın? Mümkün değil. Sadece onlar değil bu ülkedeki hiçe yakın bir kesim anlamaz hatta bilmez bile. Okulda annesi, babası, kardeşi ezberletilir ama onun adı bile geçmez. Oysa ki o Kurtuluş Savaşı’nın ardından gelen en büyük savaşın oluşum simgesiydi, düşman kuvvetleri silahla yenen birliğin düşman fikirlerine karşı sembolüydü ancak ne o dönem yer verildi ona ne de sonra. Oysa herşeyiyle örnekti; Latife Hanım!

TÜYAP’a koştura koştura gidip boynu bükük dönerken gözüme Doğan Kitap standında bir kitap ilişti. İpek Çalışlar’ın oldukça sükse yapan Latife Hanım kitabının konsantre ve DVD’li hali. Kitabın aslı 500 sayfayı bulmaktayken bu ‘konsept kitap’ 100 sayfaya yakındı, hemen aldım. Açıklamada ‘Latife Hanım gerçeğine iki saatte ulaşmak isteyenler için’ yazmaktaydı, gayet cazip.

Mustafa filminden kayda değer bulduğum tek merakım Latife Hanım idi zira Mustafa Kemal’in boşanmasının ardından ettiği ‘orduları idare ettim bir kadını idare edemedim‘ lafı oldukça dikkatimi çekmişti. Hakkında herşeyin söylendiği ancak hiçbir eserin bulunmadığı bu kadın şimdiye kadar sadece Atatürk biyografilerinde bir kenar süsü olmuştu, bizim hatırımızda da öyle ancak İpek Çalışlar bundan oldukça rahatsız olmuş olacak ki bu eksikliği gidermek adına iş başına koyulmuş ve son derece güzel bir eser çıkartmış. Genelde tarihi biyografi ya da anı yazıları oldukça sıkıcı bir dille yazılır ve okuyucuyu bunaltmaktan başka da bir işe yaramaz ancak İpek Hanım bunun üstesinden kalemiyle gelmiş, olayları çok güzel sıralamış ve açıklamış.

Latife Hanım ile ilgili kaynaklar aile bireylerinin anılarından ibaret şimdilik çünkü bir kısmını kendisinin yok ettiği bir kısmının da hala arşiv kasalarında açılmasını beklediği notlara bir yazarın ulaşabilmesi ve günümüze taşınabilmesi imkansız. Kendisinin de anılarını yazmayı reddettiği ve evlilikleri ile ilgili konuşmama kararına ömrü boyunca sadık kalması sebebiyle az kaynaktan olabildiğince derin bilgiler edinilebilinmiş.

Öncelikle kitaptan sonra Latife Hanım’a hayran olmamak elde değil. Bir kere Atatürk’ün esas evlenme sebebi bir örnek teşkil etme arzusu ve hiç kuşku yok ki Latife Hanım bu arzunun gerçekleştirilmesi için biçilmiş kaftan zira Fikriye Hanım ile aralarındaki en büyük fark olan güç, özgüven ve kararlılık Mustafa Kemal’in de hayranlık sebebi.

Latife Hanım bugünün şartlarından bile üstün bir bilgi birikime sahip bir genç kızken tanışıyor kahramanıyla. Çok iyi derecede Farsça, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Latince bilmekte, edebiyat ve müzik konusunda olağanüstü bir yeteneğe sahip olmakta, Dünya ve Türkiye ile ilgili haberleri hem takip etmekte hem de yorumlamakta. O dönem kadının çok geri planda olduğunu düşünürsek çağının ilerisinde bir kadın olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde. Bunun yanı sıra ailesinden gelen kültürle birlikte gayet modern ve şık bir kıyafet zevkine sahip, dönemin kadınları gibi karaçarşaflı değil.Karakter olarak da döneminin dışında modern fikirli, açık görüşlü, idealist ve ilerici düşünceli, inatçı, zeki, akıllı, kararlı ve cesur bir yapısı var. Tüm bu özellikleriyle Atatürk’ün sadece hayat arkadaşı ya da model aile yapısının bir imgesi değil aynı zamanda da yaveri, yoldaşı ve en büyük yardımcılarından biri.

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ardından gelen diplomatik süreçte devletin iletişimini sağlayan bir yaver, en gizli dosyaları, evrakları ve bilgileri saklayan bir sırdaş olmuş, Atatürk’ün yıllarca cephede ölüm çemberinde gezdiği arkadaşlarının yanında yer almış, günümüze kadar gelen pek çok yeniliğin fikir anası olmuş bir kadın aynı zamanda.

Savaşın ardından tüm dünyada merakla cevabı beklenen bir soru var; Yeni Türkiye Batıyla mı birleşecek yoksa Doğuyla mı? Evlilikleri bunun ilk cevabı oluyor; müftünün kıydığı bir nikahta ilk defa gelin ve damat aynı masada yer alıyor. O zamana kadar nikah masasında gelini temsil eden kişi baba iken bizzat kendi rızası ve isteği ile evleniyor tabii bu nikahtan sonra da artık bu tarz evlilikler yapılmaya başlanıyor, alaturka evlilik modeli batıya uyarlanıyor.

İzmir’in en varlıklı ve tanınan ailenin kızı iken o dönem ‘yoklar diyarı’ olarak anılan Ankara’ya gelin gidiyor, şu an köşk dediğimiz Çankaya o zamanlar sıradan bir bağevi ve karargahtan öteye gidememiş bir düzene sahip. Evi çekip derliyor, bir karargahtan köşk yaratıyor. Gelişigüzel ziyaret saatleri ile yıpranan Atatürk’ün sağlığını korumak için ziyaret saatleri koyuyor, bu ziyaret saatlerinde kadınların da kabul edildiği bir gün ekleniyor, yeni Türkiye’nin yapısı bizzat ev sahibi tarafından kadınlara aktarılıyor, tartışılıyor, değerlendiriliyor.

Atatürk her önemli konuşma hazırlığında eşinden gerek edebi gerek fikri olarak görüş alıyor, onun her düşüncesini önemsiyor ve değerlendiriyor.

Latife Hanım aynı zamanda köşkte verilen davetlerde ülkesini ve eşini dış basına da temsil ediyor. Dış basında sık sık yer alan Latife Hanım için Atatürk’ün ölümü ya da çekilmesi durumunda ülkeyi yönetebilecek niteliklere sahip kişi deniliyor. Kitaptaki en ilginç anılardan biri de bu görüşmeler sırasında yaşanıyor zaten. Latife Hanım İtalya temsilcisine ülkelerinde feminizmin ne durumda olduğunu soruyor, cevap ise size yabancı gelmeyecektir; ‘Kadınlarımızın feminizm anlayışı evleriyle ve çocuklarıyla ilgilenmektir‘ Latife Hanım ise bunun çağ dışı ve gerici bir düşünce olduğunu vurguluyor ve bu davette gerginliğe sebebiyet veriyor. Bugün örnek gösterdiğimiz batı ülkelerine o gün gerici diyen bizdik.

Atatürk’e olan hayranlığı ve aşkı ise kesinlikle seven sevmeyen herkesçe kabul görüyor. Kimisi bu aşkın ve hayranlığın ona ya da Atatürk’e zarar verdiğini, kimi ise ikisini de güçlendirdiğini söylüyor ancak hiçbiri inkaretmiyor. Latife Hanım bir kere suikast girişiminde yaralanıyor, bir kere de köşke yapılan saldırıda pencere önünde, Atatürk’ün kıyafetleri ile düşmanı oyalarken Atatürk’ün köşkten çıkıp saldırıyı yapanlara karşı saldırı düzenlemesine fırsat tanıyor.

Atatürk’ün Latife Hanım’a hayranlık sebebi olan özellikleri zamanla ikisinin ayrılma sebepleri haline geliyor. Güç savaşına dönen bu ilişki basının ve çevredeki yabani otların oluşturduğu rekabetle artık yürütülemez hale geliyor, ayrılıyorlar.

Ayrılıkları kimileri için sevinç kaynağı iken kimileri içinse bir ızdırap oluyor. İsmet Paşa’nın ayrılık sonrası üzüntüsünü saklamak için kara gözlüklerle dolaştığı kitaptaki ayrıntılardan sadece biri. Latife Hanım herkesçe hayran duyulan ve sevilen bir kadın ancak tecrübesizliği ile eleştirilen de bir kadın.

Latife Hanım sözünden dönmüyor ve neden boşandıklarını, evliliklerinin içinde neler yaşandığını kesinlikle paylaşmıyor. Kendisine anılarını kaleme almasını öğütleyenlere de aynen evlenmesini söyleyenlere çıktığı gibi karşı çıkıyor.

Soyadı kanunu çıktıkdan sonra uşakizade soyadını alamayacakları için uşaklı soyadında karar veriyor aile ancak Atatürk kendi elleriyle Latife Hanım’ın cüzdanına Uşakki yazıyor. Soyadındaki ufak bir kelime oyunu ile çevirdiği bu kelimenin anlamı; Aşıklar. Bu da aralarındaki son mesaj oluyor.

Yıllar sonra Latife Hanım İstanbul’da, yaşam standartlarının çok altında bir ev alıyor. Harbiye Askeri Müzesi’ni gören bu evi alma sebebi ise avlusunda duran Atatürk heykeli. Bütün İstanbul’u dolaşıyor ve aslına en yakın gördüğü bu heykeli gören bir ev satın alıp orada yaşamaya başlıyor.

Tüm bunlara rağmen hala Atatürk’ün başına gelmiş bir kaza, en büyük hata deniliyorsa, onlar da köşklerinde yayılıyorlarsa bu işte bir hata var demektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder