21 Eylül 2009 Pazartesi

Matematik bahane ortam şahane :)

nmk1

Matematik hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı benim için onu yekten söylemek isterim. Nesin Matematik Köyü'nde problemin sonucu değil sonuca nasıl vardığın önemliydi, dersler eğlenceliydi ama herşeyden önemlisi biz çok eğlenceliydik.

Kampa varmamla şikayet etmeye başlamam bir oldu ki Şirince'ye iner inmez şarap almamdan belli olması lazım bunun :) Gittim, yerleştim, ortada kimse yok daha,vurdum kafayı uyuyayım dedim, uyuyamadım. Film açtım ki o sırada daldı kafile. Kızlar koğuşu tam kadro karşımda. Ben bi sırt çantasıyla gitmiştim 15 günlük kampa, kızlar valizleri doldurmuş gelmiş. Sadece ben değildim şikayet eden,onlar da başladı direk. Gizem çadırda kalmak istiyordu,odadan şikayet ediyordu. Direk sinir oldum kıza, mıymıntılığına. Nerden bileyim ben kızdan ayrılırken ağlayacağımı, bu kadar çok seveceğimi :) Yol yorgunu olan herkes vurdu kafayı yattı. Ben hala laptoplayım,güya Foça'da yaptığımı yapacak, günlük tutacaktım, yalan oldu. Açlıktan ölmek üzereyken yemek saatini 1 saat gecikmeli kaçırdığımı öğrenip yıkılmışken, Timur Uğur geldi verdi müjdeyi; yemek hazır. Sadece yemeğin hazır olması kesmezmiş gibi bir de makarna :) Adımı direk obura çıkaracak adımı atıp tabağımı doldurmaya niyetliyken fazla fit(!) olan Kıvıl bünyesinin zayıflığına aldanan görevli arkadaş iki spagetti tanesi koyarak beni şok etti. Biraz daha diyorum bir tane daha koyuyor,biraz daha diyorum bir tane daha koyuyor. Sıkılıp yemeğe gidiyor,sonra bitirip kendim doldurarak tabağımı da midemi de makarnaya boğuyorum.

Karnım tok,sırtım pek dolaşmaya başlıyorum. Erkekler koğuşundan yüksek sesler geliyor. Okuldaki Ali'leri sayıyor zekiler, kızlar olarak gülüyoruz :) Toplantı saati; alkol yasak,sigara serbest,sevinsem mi üzülsem mi bilemedim bir an :S Bende bir şişe vardı değil mi? Bir ara götürmeli onu da. Ertesi gün Şirince'ye inip içerim onu da kurtulurum diyorum kendi kendime. O kadar edepliyim ilk gün. Kim der ki son gün bu kız 9 şişe çıkardı çantasından diye :)

12.30 da yatışa geçecekmişiz saat daha erken ama kaynaşma durumu yok. Odada bir kaç kişiyiz; Gizem,ben,Dilek,Umay,Hazal bom oynuyoruz hani şu ilkokul ya da ortaokuldaki favori oyunumuz olan,aynı isimi toplama çabalarında olduğumuz oyun. Bayadır oynamamıştım,özlemişim. Evet şu aşamada kızlar koğuşunun en büyüğü,kampın ikinci en büyüğü olduğumu söylemem lazım :) Ama bom oynama sebebimiz tamamen birbirimizin adını ezberleme çabasından,gerçekten(yersen!) Daha sonra gazını alamamış Kıvıl insanını soktukları oyuna bak; Hırsız polis. Bilmeyenler için özet; Kağıtlara kişi sayısına göre ki 5 kişiyi geçmemesi lazım Hırsız,Polis,Cellat,Hakim ve Sivil yazılır, Polis olan Hırsız olanı bulmaya çalışır,bulursa Hırsız bulamazsa Polis Hakim tarafından verilen sayıda şaplağı Cellat tarafından yer. Bilin bakalım Cellat hep kime geliyordu :) :) Tabii ki bana :D (Şu aşamada Hazal'ın ellerine acıdığımı söylemek isterim :P )

Ertesi gün kalkıp kahvaltımızı yapıyor,dersimize giriyoruz. İlk dersimiz Aritmatik ve Doğa hoca'nın kollarındayız. Kızlar tek sıra halinde önde, erkekler tek sıra halinde arkada,muhattap bile olmuyoruz. Doğa hoca şaşkın, üniversitelilere ders veriyor adam dolayısıyla lise hafif kaçıyor ama bu tribi en derinden yaşayan kesinlikle Olasılık Modülü dersimizin biricik hocası Genco hocaydı. İlk defa liselilerle muhattap olan Boğaziçi Üniversitesi'nin hocası'nın hazin bakışları eşliğinde ders devam ediyor. "Şunu biliyorsunuz değil mi?" -Hayır! Ama çok güzel anlatıyordu valla hakkını yememek lazım :) Zaten matematikte sevdiğim dört beş dersten biriydi olasılık,kombinasyon falan.

Genco hoca'nın dersi de bitince önce yemeğe sonra da Şirince'ye iniyoruz. Boru değil yanımızda yani grubumuzda Selçuk'lu Bekir var :) Kiliseye çıkıyoruz,şarabın kaynağına iniyoruz,içiyor içiyor içiyoruz. Dönerken Ben,Hazal ve Çağkan (yanlış hatırlamıyorum değil mi?) Ata biniyoruz. Nazlı'mla ilk tanışmamız da böyle oluyor zaten.Döndüğümüzde herkes kaynaşmış,kız/erkek,haremlik/selamlık uygulamamız bitmiş oluyor.

Günler böyle geçiyor,matematik sıkıcı bir ders olmaktan çıkmış heycanlı hesaplara dönmüş, uyku saati 12.30dan çok çok kaymış, 3lere 4lere varmış dolayısıyla kahvaltı tabakta lüks olup ekmek arasına sıkışmış,peynirden başka yiyecek bulamayan Kıvıl bünyesi artık isyanın eşiğine gelmiş.

Kızlar koğuşunda iş gittikçe karmaşık hale geliyor. Önce bir yatakta iki kişi yatmaya başlıyoruz,ben Dilek'le yatıyorum. Sonra ranzalar birleşiyor,kapasite 5 kişiye çıkıyor. Umay,Gizem ve Hazal birlikte, Ben ve Dilek birlikte bir yastığa baş koyup bir yastıkta kocarken sevilmeyen kız Ekim ve asosyal insan Ceren yalnızları oynuyor.

Asosyal kızımız Ceren'i biraz tanıyalım şu aşamada; orda burda böcek toplayıp cımbız ve neşterle çeşitli hareketler yapan Ceren kızımızın böcük koleksiyonu var. Aynı kişinin aynı zamanda da kibrit koleksiyonu var,çakmak bulamadığımızda ondan geçiniyorduk :) Son gün sevilmeyen kızımız Ekim de yanına bir oyuncak ayı bulup asosyal kızımız Ceren yalnız kalınca haliyle hakkında yaptığım en ilginç yorum "O kendini bulmuştur bir böcek hem de en kamçılısından" oldu.

Günler böyle geçerken monotonluğu bozan hareketlerden biri -ki bu zamanla kendi monoton oldu zaten- attan düşme hadiseleriydi. Açılışı Ufuk yaptı, eşek inatlı,asi kısrak Sıla'ya binen ve kendini yoldan çıkmış bir halde bulan Ufuk son çare olarak attan atlamayı düşünmüş ve bu konuda başarılı olmuştu. Kendisi adının "Attan düşenler" arasında anılmasına bu yüzden karşıdır,onun ardındansonra en uysal ikinci at olan Nergis'ten düşmeyi başaran Efe ve tabii ki aynı günde iki kere düşerek rekor kıran ben geliyoruz. Nazlı'mdan ilk düşüşüm İsmail ve onun eşşek inatlı asi kısrağı Sıla'nın yoldan çıkıp ağaçlara bodoslama dalması ve benim dala sıkışmam ama Nazlı'nın gitme ısrarı arasında kıpırdayamamamla gerçekleşti. İsmail attan inmeye çalışıyor,Sıla hala yürümeye devam ediyor. Nazlı desen ayrı bir telden çalıyor,milisantim kıpırdayamayan ben varken üstünde,yürümeye devam etmeye çalışıyor. İsmail yetişip atı çekince ben de mecbur dala tutunup atı bırakıyorum ve böylece yere düşüyorum; şimdi ben attan mı düştüm ağaçtan mı? Tartışılır :) Düştüğüm ata geri binip kampa gidiyorum, çantadaki eşyaları ve İsmail'i kampa bırakıyoruz,Sıla'ya Bekir biniyor. Ben,Bekir,Temmuz ve Çağkan atlarımızın üstünde ahenkle göbek atarken ben biraz daha gezelim diyip başka yola gidiyorum, kimse gelmeyince geri dönüyorum; istikamet atları aldığımız amcanın yanı ve ben en arkadayım. Eşek inatlı asi kısrak Sıla'nın gaza gelmesi ile atlarımız kendi aralarında bir rekabete giriyor bizden habersiz ben en arkada tıngır mıngır giderken bir anda iki atı geçmiş,ikinci buluyorum kendimi. Sıla arkada koşturuyor,benimki daha da gaza geliyor. Normal şartlarda atların yavaşladığı taşlı yokuşta yarışta görülmeyecek bir hızla gidiyoruz zıplaya zıplaya. Ben zıpladığımın farkındayım ama ölçü birimi olarak bir bilgiye sahip değildim ta ki Çağkan'ı görünceye kadar. Oturduğu yerden en az yarım metre zıplaya zıplaya gidiyor Çağkan. Atın ve kendisinin boyuna veriyor kendimin onun yarısı kadar falan zıpladığına inanmak isterken virajda ayağım yerinden çıkıyor ve Nazlı'mın boynuna sarılarak gidiyorum bir süre, acık sportif bir insan olsam tek ayaktan gücü alıp tekrar yerleşirdim ama o göt kalkmaz biliyorum. Ben müsait bir yerde düşücem bunu da biliyorum ama o sırada uçurum kenarındayız,pek müsait değil. Atın bana basmayacağı, yuvarlanmayacağım bir yer ve mesafe hesaplamaya çalışıyorum ama bir yandan da ilk gün uzun eşek oynayan ve o anki pozisyonumda kalan Temmuz'la geçtiğim dalganın cezasını çektiğimi düşünüyorum,ilahi adalet! Kendimi bırakıyorum,arkamdan Bekir ve Temmuz gelecek biliyorum. Bekir'in durmasını zaten bekleyemem altında Sıla var,gülerek geçiyor zaten kendisi de zaten ben de kendi halime katıla katıla gülüyorum o arada,bir yerim acımıyor etmiyor sadece donmuş kalmışım kıç üstü oturuyorum. Arkadan Temmuz geliyor, o hızda giderken bile bana bakmak için dönüyor,manyak :)Hergün atla gittiğimiz yolu karıştırıyorum,kampın yolunu bulamıyorum bir türlü,yolda atları aldığımız ve kamp boyunca çok muhattap olduğumuz amca motorsikletle geliyor. Bekir de attan atlamış,benimki dönmüş, onunki dönmemiş, Sıla'yı arıyormuş. Atlıyorum arkasına,beni kampa bırakıyor. Geçerken Sıla'yı görüyoruz,otluyor manyak :) Kampa döndüğümde de bizimkiler anlatıyor,benim Nazlı beni attıktan sonra basmış,yarışı kazanmış :) Ağırlık yaptım demekki hayvana bırakıverdi kenarda :)

Daha sonra esas tayfanın Şirince'ye inmesi yasaklanınca biz de inmedik pek Şirince'ye. Her türlü eğlenmeye devam ettik ama orası ayrı.

Olaylar bitmedi tabi; Çağkan'ı akrep soktu mesela, sakınan göze çöp batar hesabı :) Çocuğun her yeri yara bere içindeydi zaten "Ben kötü biriyim galiba" diyip duruyordu kamp boyunca. Ölme sürün hesabı :)

Gruplaşmalar falan olmadı değil,oldu. Çok sıkıldığım,bavulumu toplayıp gidesim de oldu ama ikinci hafta o kadar güzel geçti ki kalasım da oldu :)

Son gün kamptan çıkıp hep beraber dışarda takıldık,Selçuk'da dolandık,gece denize girdik hatta birileri kaçmasaydı süper fight clup da yapacaktık ama kısmet değilmiş o da İstanbul'da artık :) (Anlayan anladı :P)

Sonuç olarak ne öğrendik; Matematik sıkıcı bir ders değil,sıkıcı anlatılan bir dersmiş, 93'lü 94'lü hatta 95'lilerden bile küçük gösteriyormuşum;bodur tavuk her daim piliçmiş, 15 günde "kardeşim" diyebileceğin insanlar varmış (bkz: hazal,çağkan,bekir,umay,dilek,gizem), hepsini de çok sevcekmişim (bkz: uğur, efe, coşku, ismail, fırat, eren-adını unutturmayaceksın-,ömer,ufuk,ecem,bahar,temmuz), birilerinden de çok nefret edecek(bkz:barkın),bulduğum yerde ağız burun dalacakmışım(bkz:ekim)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder