30 Eylül 2009 Çarşamba

I can cut you into pieces when my heart is broken

I don’t know if I can yell any louder
Bilmiyorum daha yüksek sesli haykırabilir miyim
How many times have I kicked you outta here?
Kaç kez seni buradan kovaladım?
Or said something insulting?
Yada hakaret edici bir şey söyledim?

I can be so mean when I wanna be
Olmak istediğimde çok kaba olabilirim
I am capable of really anything
Gerçekten pek çok şeye kabiliyetim var
I can cut you into pieces
Seni parçalara kesebilirim

When my heart is
Broken

Kalbim kırıldığı zaman

Please don’t leave me
Lütfen beni terk etme
Please don’t leave me
Lütfen beni terk etme
I always say how I don’t need you
Hep sana nasıl da ihtiyacım olmadığını söylerim
But it’s always gonna come right back to this
Fakat mesele hep doğru buna geri dönecek
Please, don’t leave me
Lütfen, beni terk etme

How did I become so obnoxious?
Nasıl böyle iğrenç oldum?
What is it with you that makes me act like this?
Benim böyle davranmama sebep olan ne var sende?
I’ve never been this nasty
Hiç böyle edepsiz olmamıştım

Can’t you tell that this is all just a contest?
Bunun tümünün yalnızca bir yarışma olduğunu söyleyemez misin?
The one that wins will be the one that hits the hardest
Kazanan kişi en sert vuran kişi olacak
But baby I don’t mean it
Ama bebeğim bunu kast etmedim
I mean it, I promise
Kast ettim, söz veriyorum

I forgot to say out loud
Yüksek sesle söylemeyi unuttum
How beautiful you really are to me
Benim gözümde gerçekten ne kadar güzel olduğunu
I can’t be without
Sensiz olamam
You’re my perfect little punching bag
Sen benim mükemmel küçük yumruk torbamsın
And I need you
Ve sana ihtiyacım var
I’m sorry
Üzgünüm

Bence dünyadaki en tehlikeli canlı ne aslan ne kaplan; terkedilmiş/aldatılmış kadındır. Şimdi nerden çıktı bu? Pink’in Please Don’t Leave Me klibini izlemişsinizdir, izlemeyenlere kıyak geçelim.

Gördüğünüz gibi o duygusal, şefkat dolu, sevecen, savunmasız varlıkların içindeki şeytanı çıkartmaya gelmez kesinlikle, ne yapacağı belli olmaz. Pink’in canlandırdığı gibi fiziksel bir şiddetin olma ihtimali çok düşük, sağlam bir odunluk,öküzlük yapmanız lazım (ya da hatunun benim gibi şiddete meilli olması lazım :) ) kadının şiddeti genelde bu yönde olmaz zaten çünkü her ülkede, her yaşta kadın zaten bu tür bir şiddetle karşılaşıyor ve bunun verdiği acıyı artık hissetmiyor. Öyle ki dünya starı, Amerikalı pop yıldızı Christina Aguilera bile yıllar sonra çocukken gördüğü şiddeti itiraf etmiş, herneyse konumuz bu değil. Fiziksel şiddet kadın için yeterli bir ceza değildir. Kadınlar için kafa bulandırmak kafa kırmaktan daha tatmin edici bir yol.

En bilinen intikam eğer durum buna müsaitse kendinden mahrum bırakmaktır. Erkek bir odunluk yaptı da pişmansa, dönmeye can atıyorsa, kendini affettirmeye çalışıyorsa bu yol kullanılır yoksa zaten siktirip gidenin neyinden mahrum ediyorsun ki kendini. Buna en büyük kanıt da salonda yatırma hadisesidir. Kavgadan sonra yastık,yorgan koymak salonda yatacaksın demektir,peki salonda yatırmanın mantığı aslında ne? Tamamen kendinden mahrum etmek.

Gidenin umrunda değilse hayatı zindan etmek… Bu aşamada kendimden bir örnek vereyim çünkü her koşulda en sevdiğim yöntem hayatı zindan etmek :) Ben vakti zamanında beni ziyadesiyle uyuz eden eski sevgilinin numarasını Mynet Chat’in en ateşli cinsellik sayfasına,en ateşli nickle üye olup dağıtmıştım. O günden sonra o telefon susmuş mudur,ne olmuştur,arayanlarla nasıl başetmiştir hiç öğrenemedim ama eminim öğrenseydim çok eğlenecektim,öğrenmeden de eğlendim :)

Sinsi kadınların vazgeçemediği yöntem; umursamamak. Herif bir yerden sonra öyle bir moda giriyor ki kendini dünyadaki en iğrenç yaratık,en değersiz varlık gibi hissediyor. “Bu niye takmıyor beni” ile başlayan ve zamanla “Lan kafamı gözümü kırsaydın iyiydi” moduna sokan,kendi kendiliğine işleyen bir yöntem

Affetmek iyi insanların intikamıdır” demişler ama ben iyi biri değilim :) İyi kızlarımız da bu yolu iyiliklerinden kullanmaz zaten, kadın sözlüğünde affetmek=ömür boyu başına kakmak, insan doğduğuna pişman olur valla.

Herifi unutmak ve hayatına devam etmek ise umursamamak ile aynı görünse de aslında ayrıldıkları sağlam bir nokta var; rol ya da taktik değil! Bırak kendi bokunda boğulsun,sen uzaktan seyret, haline gül ve yüzünü çevirip eğlenmene devam et :)

28 Eylül 2009 Pazartesi

Adı “Kolpa” kendisi on numara

Gözde’nin doğumgünü vesilesi ile saat 4 gibi gittiğim kasette her zamanki tayfa; Begüm, Can, Ozan, Cem, Gözde, Çağrı, extradan Merve ve arkadaşı Emre, akabinde Miraç,İnanç,Serhat. Benim kadrom budur arkadaş ( Hale’m de olsa fena mı olurdu sanki?)

27 Eylül 2009 Pazar

Bitti… Zor oldu ama bitti

Bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen… Unutamıyor, sevmeye devam ediyorsun herşeye rağmen ama bir anda bitiveriyor içindeki herşey,unutuyorsun aniden,unutmam lazım dediğin yasağını,birden.

25 Eylül 2009 Cuma

“Bir Münevveri mi unutamadınız?”

Hep yazıp yazıp sildim şu Münevver davasını. İki gün sonra yakalanır yazdığımla kalırım dedim de o iki günler kaçla çarpıldıysa artık 200 gün oldu ama sonunda Cem Garipoğlu yakalandı falan filan.

Davanın seyrinden çok halkın tepkileri ilginç geldi bana. Kimisi davayı çok küçümsedi; hergün cinayetler işleniyor niye abartıyorsunuz dedi, kimisi de namus meselesi yapıp baş tacı etti.Peki dava gerçekten küçümsenecek bir dava mıydı?

24 Eylül 2009 Perşembe

Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Öyle dudak büküp hor gözle bakma,bırak küçük dağlar yerinde dursun
Çoktan unuturdum ben seni çoktan ah bu şarkıların gözü kör olsun
Güzelsen güzelsin yok mu benzerin? Goncadır ilk hali bütün güllerin
Aklımda kalmazdı yüzün,ellerin ah bu şarkıların gözü kör olsun
Sonunda tuz bastım gönül yarama,nice dağlar koydum nice arama
Seni terkedipde gitmek var ama ah bu şarkıların gözü kör olsun

Şarkıyı dinlemek için; Teoman En Güzel Hikayem gibi ancak tehlikeli bir şarkıdır bu çünkü Şebnem Ferah tarafındaysanız etkili olur ama dinlerken Teoman tarafına kayarsanız depresif mod on olur kalırsınız mal gibi (Ben Şebo’dan yanayım :) )

Nostajik Kıvıl Halleri

Ne Issız Adam ne de babamın meyhane modu şarkıları sokabildi beni bu havaya. İki gündür Karaböcek kardeşler senin,Emel Sayın benim geziniyorum.

NMK hatırası,üstüme bir nostaji havası. Ne son gün gece sahilde dinlediğim Dilek Taşı düşüyor dilimden ne de Yağmur. Hal böyle olunca,araya da Nil Burak,Semiramis Pekkan falan karışınca nostaji kaçınılmaz oluyor haliyle.

Sizden neyimi saklamışım ki listemi saklıycam :) Buyrun playlistim. Tuhaf bir şekilde çok sevmeme rağmen ne Tanju Okan var listede ne de Zeki Müren. Tamamen bayanlardan oluşan bir playlist oluşturdum,sebebini bilmiyorum ama feminist anlamlar yüklemeyin lütfen :)

Son dönemler zaten Issız Adam sağolsun herkes bir eskilere kaydı, Göksel de albüm yaptı hem de aynı kayıt tekniğini kullanarak ama ne yalan söyleyeyim orjinalinin tadını vermiyor malesef. Göksel’den falan değil,aynı kişiler şimdi söylesin gene vermeyecek o havayı biliyorum.

Peki bu şarkıları bu kadar sevme nedenimiz ne? O dönemin şarkılarının her biri unutulmaz,yeri dolmaz bizim için ama neden? Filmlerin etkisini inkar edebilir misiniz şu aşamada? O dönem ne Myspace var ne Youtube(şimdi çok var ya!) haliyle şarkıların,şarkıcıların tanıtımı için film çekilir olmuştu. Şarkıya uygun senaryo ya da bölüm hazırlanır,filmin en güzel yerinde konulur,yürekler dağılır. Şimdi de aynı yol izlenmeye çalışılıyor özellikle de dizilerde. Sertab Erener’den Göksel’e şarkı tanıtma yolu olarak diziler kullanılıyor, Gökhan Kırdar ya da Kıraç gibi dizi müzikleri yaparak kendilerini tanıtıyor müzisyenler. Başarılıdır,değildir tartışılır belki ama aynı stratejinin aynı sonucu verdiğini söylemek zor. Tamam çok güzel şarkılar çıktı kabul özellikle Haziran Gecesi’nin müziklerini yapan Gökhan Kırdar hem o dizide hem de Kurtlar Vadisi’nde çok iyi müzikler çıkardı. Duvar adlı diziyi hiç izlemememe rağmen müziği hala dilimde,Senden Başka için de aynı şey geçerli ama olmuyor,o nostajiyi yakalayamıyorum ben ne yapayım :)

Son olarak; sizleri öper,esenlikler dilerim (Bir öptüm,bir öptüm,bir daha öptüm)

23 Eylül 2009 Çarşamba

İnanmaya halim kalmadı diye bitti

egh1

Hayata sansür!

sansr

15 gün ortadan kayboldum gene ortalık karışmış canım,sizi de boş bırakmaya gelmiyor valla. Myspace’de bir fotoğrafa bakmak için giriyor olmasam belki de hala bihaber olacaktım olaydan; Myspace ve Last fm kapatılmış hem de biz Youtube’un açılma kararını beklerken.

21 Eylül 2009 Pazartesi

Matematik bahane ortam şahane :)

nmk1

Matematik hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı benim için onu yekten söylemek isterim. Nesin Matematik Köyü'nde problemin sonucu değil sonuca nasıl vardığın önemliydi, dersler eğlenceliydi ama herşeyden önemlisi biz çok eğlenceliydik.

3 Eylül 2009 Perşembe

Hile,şans,zeka,kader

Film izlemekte geç kalmam artık efsane (Son Durak’ı çıktığı gün izledim ona sayın :) ) Dünyayı kasıp kavuran bu filmi nasıl bu kadar geç izledim? Onu da geçtim bu kadar güzel bir filmi nasıl bu kadar geç izledim? Allah beni kahretsin o zaman :)

2 Eylül 2009 Çarşamba

Amatör ruh,profesyönel iş

Pop ve rap camiası starlarını ucuz televizyon showlarında arayadursun bizim rock tayfası kaliteli yarışmalarla adlarını duyurmaya çalışıyor. Rock’n Dark Express, Roxy Müzik Günleri, Nokia Supersound piyasaya önemli isimler kazandıran yarışmalardan sadece birkaçı.

Kamerası olan film çekmiş

Yeni dönem tam 50 yerli film gösterime girecekmiş. Bunların içinde merakla beklenen işler olduğu kadar muhtemelen sadece ödül alırsa adını duyacağımız yapımlar da olacak.

Kimisine göre bu iş zenginlik,kimisine göre intihar,bana sorarsanız gerzeklik. Türkiye’de ne 50 filme yetişecek ekip var ne oyuncu ne yönetmen. Eline kamerayı alan film çekmiş anlaşılan. İşte dikkat çekenler;

Yine gidiyorum

İzmir’e bir giden aşık olur,bir daha vazgeçemez derler. Foça Rock Tatili için gittiğim İzmir’e gene gidiyorum ama aşkımdan falan değil :) Aziz Nesin vasiyeti Matematik Köyü’ne gidiyorum,15 gün yokum.

Bütün okul hayatım boyunca kabus olan, 2-3 ders bile dayanamadığım matematiğe 15 gün nasıl dayanıcam? Meçhul! Prof. Ali Nesin’in ve Şirince’nin havasıyla belki ben de havaya girerim de şu lanet ettiğim matematiğin aslında süper birşey olduğunu kavrarım (Belki!)

Aslında benim derdim matematik değil,belki kendisine aşık da olabilirdim annemin olduğu gibi ama aşkımıza maniler var; hocalar ve eğitim sistemi gibi.

Matematik Köyü Şirince’nin de 1 km uzağında, Nesin Vakfı’na ait bir arazide kurulmuş, bildiğin dağ başı bir yermiş, 55 dönümlük ve 30 dönüm zeytinliği olan,sessiz,sakin bir yermiş.

Temiz hava falan belki deniz meniz,televizyon ya da müzik yayını yok. İşin içine matematik girmesi bana yeterince kötü geliyor hiçbirşey bunu şuan güzelleştiremez :)

Her neyse laptobum ve ben sizleri oralardan selamlarız artık :) Bakarsınız “Seni seviyorum Matematik” başlıklı bir yazı olur burda, bundan 1 yıl sonra da “Öss’ye geçirdim” başlıklı yazı, ondan bir süre sonra “Sana girdim x üniversitesi” yazılı bir başlık :) (Neden x üniversitesi?: Seçtiğim,aha gircem dediğim bir üniversite yok çünkü,takıntılı bir insan değilim :)Başlıklarımızı şimdiden belirlediğimize göre bekleyelim de görelim bakalım kim kime geçirecek :)