20 Ağustos 2009 Perşembe

Dikili==>Ayvalık==>Alsancak

Fest-i Foça biter de bizim macera biter mi? Asla...Festivalin bizi kesmediğine kanaat getirip kendimizi daha da yoralım,daha da uykusuz kalalım,iyice pestilimiz çıkana kadar İstanbul'a dönmeyelim dedik ve Hale'nin yanına,Dikili'ye gitmeye karar verdik. Eee hep Ale mi İstanbul'a gelecek değil mi? İade-i ziyaret hesabı :) Bir Begüm-İnanç Oskay ve Kıvılcım ortaklığı :)

Foça'dan İzmir terminaline gidip de yolda inip terminalden gelecek olan otobüse binmek gibi bir salaklık yaptıkdan sonra 4 gün önce yollanan parayı sonunda çekebilmenin verdiği huzurla otobüsümüzde yerimizi aldık. Yer dediysem gerçekten yer zira terminalde dolan otobüsde sadece "yer"de yer vardı :) Ben bildiğin uyuyorum,ayran içtim ayrı düştüm, İnanç'la Begüm yıkılmadı ayakta.

Muavin ve muavinin arkadaşı da tam önümüzde muhabbette. Arabadakilerin hemen hemen hepsi zaten tanıdık olunca biz direk göze batıyoruz. "Niye geldiniz,nereye geldiniz" gibi standart sorularla başlıyor muhabbetimiz. Festivale geldiğimizi öğrenen kimler çıktı diyor;cevap tam arkamda. Zira temiz birşeyim kalmamasından dolayı festivalde aldığım festival tshirtünü giyiyordum,arkada kabak gibi günlük program var. Begüm ve İnanç aynı zamanda yanlarında durdukları teyzeyle de muhabbeti koyultmuş durumda,benim uykum var ya kimseyle muhattap olmamak için cool kadını oynuyorum.

Muavin muhabbeti koyulttukça koyultuyor,bizimkiler zaten muhabbet kuşları,dünden razılar :) Bir ara terminale yaklaşıyoruz; Çandarlı. Muavin yanındaki arkadaşına sor bakalım inecek olan var mı diyor,arkadaşı sormuyor. "Senin sesin gürdür bir sor yaa" diyor ben bağırıyorum "Çandarlı'da inecek var mı?" inecek olanlar "Vaaar" diyor bendeki tepki; "Tamam" herkes gülüyor tabi muavin varken bu kız niye soruyor bakışları da var;"Muavin utangaç da soramıyo" diyorum,herkes yerlerde. Durmaya yakın muavin bizim tayfaya birer sigara veriyor,şevkle durmasını bekliyoruz. Kapı açıldığı gibi içeri sıcak hava akımı başlıyor. Yok böyle bir sıcaklık ama bünye duman istiyor,iniyoruz.

O gün bir de Ale'mizin doğum günü bir yandan ne yapsak,ne alsak,ne etsek onu konuşuyoruz;pastada karar kılıyoruz. Eee Hele'ye çaktırmadan nasıl alıcaz?;bankadan para çekmeye gidiyormuşuz gibi yapıcaz.

Otobüs tekrar kalkıyor,koltuklar boşalmış yerleşiyorum. Merdivenlerde almışım uykumu,manzaraya dalıyorum. İzmir'in her bir tarafı ayrı güzel,mal mal ağaçları seyrediyorum.

Uzun bir yolculuktan sonra varıyoruz terminale,Hale'yi beklemekteyiz. Ben dönüş biletimi alıyorum,İnanç da Begüm'le kendi biletlerini değiştirmeye çalışıyor;sonuç başarısız. Onların tam arkasında,cam kenarı biletimi alıyorum ben de. Ertesi gün İzmir Merkez'e gidicez bu belli artık.

Bizim anarşist ruhumuz terminalde dize geliyor,yerlere izmarit atmak yasaktır yazısını gördüğümüz gibi efendi çocuklar oluyoruz,uyduruk küllüğün başında içiyoruz sigaramızı. Ben hala "İzmarit atmak yasak diyo kül demiyor ki" diyorum. Cezası 22 TL,risk almaya gerek yok :)

Ale'miz geliyor dünya tatlısı babasıyla birlikte. Atlıyoruz arkaya vuruyoruz kendimizi yollara. Eve geldiğimiz gibi kendimizi böcek gibi hissetmeye başlıyoruz. Festival alanında belli olmayan,kendi hissettirmeyen pisliğimiz aile evine girdiğimiz gibi yüzümüze vuruyor,ortaya çıkarıyor kendisini. Koltuklara örtü istiyoruz,hale "Abartmayın lan" bakışlarıyla dikiyor gözlerini. Sırayla duşa giriyoruz,çıkan derin bir "Ohh bee" çekiyor. Artık festival böceği değil hamamböceğiyiz :)

Günlerin yorgunluğu atılıyor üstümüzden,esmerlik sandığımız tozlar gidince iki ton açılıyor rengimiz :) Artık rahatız. Yemek vakti. Gelir gelmez siparişimizi veren düşünceli Ale gelen siparişleri alırken getiren çocuğu bir haşlıyor önce,çocuk isyanlarda. Başlıyoruz yemeğe menü;pizza patates kola. Bayıla bayıla yemekle kalmadığım gibi kalanları da yiyorum;hayvanım :)

Ablaların en artisti Asalet Hayriye de işten çıkmış,bitmiş bir halde eve geliyor. Yorgunluğuna rağmen hala yüzünde o gülücük duruyor,Allah eksik etmesin. Aile boyu böyle bunlar zaten Ale'nin annesi de aynen öyle sürekli yüzünde gülücüklerle. Zaten biz Ale'yi zeki,çevik ve ahlaklı bildiğimiz kadar ailesine olan düşkünlüğüyle de biliriz ee böyle anne babaya düşkün olunmaz mı? İkisi de dünya iyisi,dünya tatlısı.

İnternetle buluşan gözlerimizdeki o iconları hissedebiliyorum. Begüm de ben de laptobu elimizden düşüremiyoruz. Bir yandan Ale'ye gelen doğumgünü mesajları,bir yandan Facebook derken ben canım cicim siteme giriyorum,çok özlemişim kendilerini. Ama saat geçiyor artık,Begüm'ün "hadi hadi" bakışlarıyla para çekmeye(!) gitmemiz lazım diyoruz. Amaç başka,Ale'nin doğumgünü pastasını almaya gidiyoruz. Hayriye de Ale de herşeyden habersiz yol tarif ediyorlar bize :) Asalet Hayriye'yi de alıp çıkıyoruz. Söylüyoruz amacımızı bizi güzel bir pastahaneye götürüyor. Seçiyoruz pastamızı paket yapıyor kız "Yazı yazdırmamız lazım" diyoruz "Usta yok yazamayız" diyor;şoktayız. Hayriş durumu özetliyor;"Burası Dikili,burda süpriz yapılmaz" :) Alemsin Asalet...

Asalet Hayriş gidiyor markete, biz İnanç'la kapının önündeyiz Begüm'e "Ale'yi uzaklaştır" görevi veriyoruz,mesajı aldığı gibi arka odaya atıyor Ale'yi. Pasta itinayla saklanıyor,arkamızdan Asalet geliyor. Marketten hazır pasta yazısı için tüplerle bisküvi almış. Kim yazacak? Tabii ki iş Begüm'e kalıyor. Su almak için(!) gittiği mutfaktan dönemiyor bir türlü. Ale her şüphelendiğinde önümüzde yığılı olan fotoğraf albümünden birini seçip "Bu kim" diyoruz,kafasını dağıtıyoruz.

Artık yemek zamanı, size okurken kısa gelmiş olabilir ama pizzanın üstünden geçti baya :) Aile saadeti havasında kuruluyoruz sofraya. Ale'nin babası tam bir kız çocuk hastası,çok seviyor kız çocuklarını burda Begüm ve ben karlıyız. Ama evde iki kız olunca haliyle bize sürekli "Kızlar" diyor. İnanç kurufasülye :P

Yemek sırasında bana bir uyku çöküyor,kafam dağılıyor. Sorulan,söylenen hiçbirşeyi algılayamıyorum. Annesi "Güveci böyle mi yersin pilavla mı?" diye soruyor bana "Pardon soru neydi?" diyorum,bir daha soruyor "Başını kaçırdım gene diyorum" ben olsam böyle yapanın kafasına kepçe atardım ama Ale'nin annesi gülüyor bana :) Gülünecek haldeyim canım inkar etmiyorum. Sohbetleri ortasından yakalayıp "Kim?hıı?Ne??" die dalıyorum :)

Konu İstanbul'a ve İzmir'lilere geliyor. Bizde yani şirkette "İzmirli rahatlığı" diye bir deyim vardır. Çalıştığımız İzmir firmasından gelen bir tabirdi bu ama bakıyorum çok doğru. Hayriş(Asalet) diyor; "Ben yaşayamam İstanbul'da" neymiş efendim iki arabayla gidilirmiş. Bize ohh güzel dedirten iki arabayla gitme hadisesi Hayrişe ve bütün İzmir'lilere zor gelmekte. En uzak yere bile tek arabayla gidildiği için olsa gerek alışık değiller,üşengeçler bu konuda biraz.Sonra nerden geldiyse konu Kasımpaşa Stadına geliyor hani şu Şişhane'de olan Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu. Babası "Yerin dibine koymuşlar" diyor ben de "Adı gibi" diyorum :) Konu daldan dala gidiyor öyle darbelerden,askerlerden,polislere kadar.

Sıra artık pastada birşey yapmalı bu konuda :) Yeni görevimiz Ale'yi salondan çıkartmamak ya da mutfağı görmeden odaya gitmesini sağlamak. Elinde ne varsa alıp götürüyoruz mutfağa,kalıyor öyle. Tam geçerken pastanın önünde siper oluyoruz,annesi oyalamak için konuşuyor. Odaya çekiyoruz,biz hazırlanıyoruz. Begüm süper yazmış yazıları 3 ayrı bisküviye yerleştirmeye çalışıyoruz Asalet'le. Baba ışıkları kapamaya başlıyor ama yine çaktırmadan :) Ale o sırada Şeyma'yla konuşuyormuş meğer,Şeyma zaten gelemediği için üzgün,bir de biz "İyi ki doğdun Haleee" diye girince kötü oluyor tabi.

Hale şokta,ruhu bile duymamış. "Ne ara aldınız?" diyor; "Bankaya gidiyoruz diye çıktık" diyoruz, yazıları görüyor nasıl yazdınız; Begüm "Su içmeye gittim ya güya mutfağa o ara yazdım" diyor. Organizasyon süper işlemiş :) :)

Eee bu kadar kutlama yetmez Ale'mize. Akşam parti var,biliyoruz. İki arkadaşı geliyor zaten biz de artık kızlar olarak hazırlanmaya,süslenmeye,püslenmeye başlıyoruz. Kaç gündür festivalde hatun olduğumu bile unutmuşum zaten bir temiz de eteğim kalmış,üstüne giymeye fırsat bulamadığım için temiz kalabilmiş bir file hırka,file çoraplar... ben tamamım. Hale de bir makyaj çakıyor bana off :) "Burak görse ne yapar" acaba diyor "Niye?" "Ee seni en son 2007 Konuşarock'da rujlu gördüm"

Kokoş kokoş iniyoruz aşağıya baya kalabalık geldi gözüme 10-12 kişi falanız. Nereye gidilecek,ne yapılacak falan konuşulurken ben Burak'ı yokluyorum :) Karar alınamayınca önce çay içmeye gidiyoruz. Arabalara atlanıyor,gidilecek yere gidiliyor,kuruluyoruz. Deniz kenarında çaylarımızı içiyoruz,hava şahane. Havadan kastım sadece sıcaklık soğukluk falan değil. İzmir'in havasında ayrı bir güzellik var. İzmir'in havasına doyup Ayvalık'a gitme kararı çıkıyor. Arabayı deli şöför Furkan sürmekte. Begüm,ben,İnanç arkadayız,Hale önde. Disko disko yollardayız. Furkan'ın araba kullanışına hayran olmamak elde değil,süper şöför. Ancak yol uzun,Furkan deli ve iki araba olunca yarışımdır bir hırs kaplıyor :) Benim meşhur "Trafik kazasında ölme fobim" o hızda bile ortaya çıkmıyor.

Zar zor da olsa varıyoruz Ayvalık'a oralar o saatte(01:00) adeta terkedilmiş kasaba. Giriyoruz bir yere,diskomsu bir yer. Herkes masaya yerleşmek yerine önce tuvaletin yolunu tutuyor :) Masamıza geçiyoruz,siparişlerimizi veriyoruz,biralarımız geliyor. Begüm ve Ale full time fotoğraf çekimindeler. Vakit geçiyor,Ale'nin ikinci süpriz pastası geliyor. Bütün gün "21 oldum ben,22'mden gün alıyorum" diyen Ale artık ikinci pastayla 22 oluyor haliyle :P Her pastada bir yaş bebeğim bizde böyle :)

Furkan bize İstanbul'da aylık ortalama giderimizi soruyor,düşünüyoruz 1000 TL diyor İnanç,Begüm'le bize fazla geliyor "Ama o haftada 3-4 gün dışarda öyle düşün" diyoruz. Furkan "Benimki 3,500 TL" diyor ve kalıyoruz. Arkadaş İstanbul'a yeni gelmiş,harcamaları nasıl kısacağını düşünüyor,o yüzden bize soruyor. "Nereye harcıyorsun ki?" diyoruz o harcadığı az bile geliyor :)

İnanç "Durmak yok yola devam" felsefesiyle hareket edip daha da devam etme derdinde,gidiyor biranın fiyatını sormaya,geldiğinde suratında bir "sıçtık" ifadesi. Eğiliyor kulağıma;"Bira 12.5 TL" diyor ve aynı ifadeden bende de oluşuyor. Ben Begüm ve Ale'ye söylüyorum onlar da aynı. Bu haber masaya yayıldığı gibi kalkıyoruz. Mekana sayıp sövüyoruz içimizden. Öyle boş kalkmak olmaz herkes bardak çanak ne varsa götürüyor :) Ben de bir bardak alıyorum. Begüm,İnanç ve ben birden Beyoğlu'nu,Kaset'i özlemeye başlıyoruz. Gözünü sevdiğiminin Kaset'i, 2.5 TL bira yanında da patlamış mısır,müzik de burdakinden 10 kat daha iyi,koltukları falan da. Bir daha da Ayvalık'a gelmem,Ayvalık benim için bitmiştir. Zaten tostu da her yerde kazık :)

Arabaları ve şöförleri değiştirip geldiğimiz gibi gidiyoruz. Begüm,İnanç ve ben arka koltukta uyumaya başlıyoruz, eve girip direk yatış moduna giriyoruz :) İnanç tutturmuş "Uyumam" diye; lan yat aq neymiş sabahlayacakmış bi de üstüne üstlük ben de onla sabahlayacakmışım :) Ben yatmadan ve Ale gitmeden önce dedim beni çok zor kaldırırsınız diye ki öyle de oldu zaten :) Sabah 4 koldan beni uyandırmaya çalışıyorlar :) Zar zor kalktık işte,bindik bizi İzmir terminaline götürecek otobüse ben ve İnanç en önde,Hale ve Begüm iki arkamızda uyuyakaldık gene. Ale'lere ne zaman baksam daha da kaymış vaziyette yatıyorlar :)

Varır varmaz emanetçi arıyoruz,hay bulmaz olaydık. Son İzmir kazığımızı da yiyip Alsancak'a gidiyoruz. Yemek yiyelim diyoruz,Ale'nin pizzacısına gidiyoruz. Makarna hasretiyle yanıp tutuşuyorum ama menüde istediğim gibi birşey yok,lanet olsun:) Hepimiz pizzalı,kolalı,mantaralı,tavuklu,makarnalı bir menü söylüyoruz,şahane de doyuyoruz :) Gene fotoğraflar çekiliyor tabi haliyle, kaçmaz :D Dönüşümüzü düşünüyoruz,tek otobüs,otobüs saatlerine bakmaya çalışıyoruz,servis var mı ona bakıyoruz falan bir bok bulamıyoruz :) Geç kalmamıza ramak kalmış ama yetişiyoruz.

Gezip gördük mü ben tam çözemedim ama Dikili==>Ayvalık==>Alsancak macerası da böyle bitti :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder