25 Aralık 2009 Cuma

Bu da benim site(M)im

Twitter var ya, herşey naklen yayında. Bu durumdan rahatsız değilim sonuçta görülmesini istediğim kadarı görülüyor ancak ne zaman ki Burak’ta kaldığımı belli eden birşey yazsam ertesi gün bir sitem, bir trip hadisesi. Takip edenlerim Burak durumunu ezberledi artık, ertesi gün ya da o sırada durumu soranlar bile oluyor, “Barıştınız mı?, hala arkadaş mısınız? niye ama yaaa? ne istiyo ki daha” falan baya baya çekiştirme durumumuz da var.
Ancak bu gün telefona gelen bir mesajda ben noluyoruz oldum: “Dün gece sayfanda son kalan cümle doğru mu?” bu yollayan şahıs twitter üzerinden değil de burdaki twitter eklentisinden takip ediyor tweetleri. Ne yazıyormuş? Son kalan neymiş: “iradesizlik sigarayı bırakamadığım için bir gün beni kanser yapabilir ama şimdi burak’ı bırakamadığım için aşık yaptı” demişim. İçimden gelmiş demişim hatta hatırlıyorum da o sahneyi de konumuz bu değil buna verilen tepki.

24 Aralık 2009 Perşembe

Bensiz mutluysan…

Hani var ya bir Pinhani şarkısı; “Bensiz mutluysan hep öyle kal.” severim ben o sözü, zira içindeki sitemi hissederim. Öyle “Bir tek dileğim var mutlu ol yeter” gibi değildir. Klasik ayrılık tribini yaşayamadım ben yav, ben seni mutlu edemiyorum başka kollarda mutlu ol insanı olamadım ya da benden sonra da mutlu ol insanı olamadım. Bencil değil sencil olamadım :)

22 Aralık 2009 Salı

Coke’n Music vs Fizy

Format,hırsız,bozuk mp4 player falan derken şarkı/albüm yüklemelerinden bıkıp internetten müzik dinlemeye geçiş yaptım. Youtube’da aranılan şarkı bir şekilde bulunuyor ama o da sıkıcı. Sonuç itibariyle üyelikli, playlistli, güzel bir müzik dinleme sitesi bulma zamanı geldi. Pek çok böyle site olsa da ben iki siteyi daha çok kullanıyorum; Coke’nMusic ve Fizy. İkisini kullanımı,şusu,busu açısından bi kıyaslayalım bakalım…

“Ben en güzel şarkımı henüz yazmadım”

Doğru zamanda yazmak,sabrın sonu selamet diye buna derim ben ey okuyucu insanı. Bu yazı geçen hafta yazılmış olsaydı küfür dolu,yerin dibine batıran bir yazı olurdu şimdi daha iyimser bir yazı olacak inşallah :)  Kraliçe 4 yıllık bekleyişi iyi kötü bir albümle bitirdi. Özlemişiz ama özledik diye bağrımıza basacak değiliz tabi. Albüm önce adıyla (bkz: Benim Adım Orhan) sonra kapağı ile tatmin etmedi kimseyi. Eleştiriler daha bunlardan başlamıştı ki albüm güzel gelmedi, beğenilmedi, bu ne ya dedirtti. Kraliçe batmış mıydı? Batırmış mıydı?

20 Aralık 2009 Pazar

2009 raporu: Konserler

İşte yazmaya can attığım ama yazmaktan da deli gibi kaçtığım yazı :) 2009 içinde o kadar konsere gittik ki unutucaklarım da olacaktır garanti. Tarih falan filan yazamıycam, mekan ve kimle gidildi falan onları hatırlıyorum çok şükür :)Hadi bakalım… Tarih sırasıyla koymaya çalışayım,tam zorlaşsın

19 Aralık 2009 Cumartesi

Düşünüyorum… Ne kadar sevmiş olabilirim?

İstiklal Caddesi Kadar

Anlımdan akan ter sana hiç değmedi
Gözümden damlayan yaş denizi bulmadı
Bir sokak gördüm rüyalarımda gecelerce, hiç sana çıkmadı
Sadece yarım saat tutuştuk el ele, o saat durmadı

Düşünüyorum… Ne kadar sevmiş olabilirim?
Düşünüyorum… Sen,ben,gece bir yol
Başka birşey yok elimde,hafızamda
Düşünüyorum… Ne kadar yer etmiş olabilir?
İstiklal Caddesi kadar

Anları birer birer topladım,sakladım
Tarihin ortasında gelecek aradım
Hücreme girdin,dokundun hücrelerime
Buluttum,damladım
Cümleler kaçtı,dağıldı dört bir tarafa
Sadece noktayım

Düşünüyorum… Ne kadar sevmiş olabilirim?
Düşünüyorum… Sen,ben,gece ve bir yol
Başka birşey yol elimde,hafızamda
Düşünüyorum… Ne kadar yer etmiş olabilir?
İstiklal Caddesi kadar

Ben ki sevmekten hiç usanmam

Bugünün Begüm’le geçeceği belliydi günler öncesinden. Plan başkaydı, sinemaya gidilcekti falan olmadı ama Begüm’le geçti sonuç itibariyle. Gün Begüm’le geçiyorsa konu da az biraz bellidir. Begüm ve ben 3-4 yıllık arkadaşız, özellikle bu sene içinde dost ünvanını da hakkıyla kazanmıştır kendisi, çok sevdiğim bir insan evladıdır yalnız ne enteresandır ki birbirimizden çok farklıyızdır. Bu farklılık özellikle bir mevzuda kendini çok belli eder; Aşk

18 Aralık 2009 Cuma

2009 Raporu: Sinema

2009′un son günleri, artık raporlara başlamalı… Gittikçe sertleşecek ve kişiselleşecek rapor serisinin ilk ayağı olarak sinemayı seçtim. Bu sene içinde hangi filme,kimle gitmişim,film hakkında ne düşünmüşüm? Ben bile şuan bilmiyorum,yazarken öğrenicem. Not: Mümkün olduğunca kronolojik gitmeye çalışıcam ama mümkün olmazsa üstüme gelmeyin.

2 Aralık 2009 Çarşamba

Hayatımsın cümlesinde “Gizli Özne” sanmıştım kendimi

Rahat bir üç yılı var Gizli Özne geçmişimin. Grup Antalya’lı olunca izleme olanağı falan olmamıştı haliyle, Çamur’la ortak konserlerine de gidememiştim falan ama yıl 2009 Gizli Özne her cuma burnumun dibinde program yapmakta, ben yine gidememelerde. Sonunda 1 Aralık tarihinde, Hayal Kahvesi’nde, Gizli Özne sahnede, ben burunlarının dibinde…

1 Aralık 2009 Salı

Pişman mısın? Bırak sende kalsın!

Hayatımda ilk kez birine “Beni bırakma” dedim, şimdiye kadar aşkından ölsem de gidene dur demişliğim yok çok şükür, bundan kaybettiğimi sanardım hep meğersem gerksizmiş dur demeler, durmuyormuş çünkü gidenler.

Yılmaz’ım bu hayat neşesiz olmuş

Yılmaz Erdoğan dendi mi akan sular durur bende. VizyonTele yeterken üstüne VizyonTele Tuuba, Organize İşler var, onu geçtim Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü? var ama bu Neşeli Hayat olmamış be…!

29 Kasım 2009 Pazar

Alright sir! sure I’ll have another one it’s early

Oldum olası varolan bir teorim var (Burcu iyi bilir) bu teori ilişkilerle ilgilidir ancak unisexdir. Kadınları öven, erkekleri aşağılayan birşey değil kesinlikle,her cinsiyetin savunması; Kesinlikle herşeyi tek bir kişide bulamazsınız!
Buna gerçekten itiraz edebilecek birşey varsa ona hayal aleminde mutluluklar diliyorum. Ben istediklerimin çok imkansız olmadığı kanaatindeydim şimdiye kadar ancak an itibariyle anlıyorum ki imkansızın ötesiymiş bir kişiden bu kadar şey beklemek! Pes ettim.

Batı Yakası’nda havalar süper :)

Ankara’ya, Eskişehir’e falan alıştık da bu Çanakkale ne iş böyle? Böyle şahane bir grup mu varmış orda? Aaa iyi ki Rock’n Dark Expres treni var da bulup getiriyorlar İstanbul’a. Dün Batı Yakası konserindeydim efenim, kendileri ile ilgili iki kelam etmek isterim.
Batı Yakası ortalığı 4 Gün Önce ile kasıp kavuradursun albümlerindeki her bir şarkı süper. Öncelikle hepinizin aşina olduğu 4 Gün Önce ile başlayalım kritiğimize;

25 Kasım 2009 Çarşamba

Ayrılık sonrası Kıvıl halleri

Öncelikle itiraf edeyim sudan çıkmış balık gibiyim. Ne yapacağımı, nasıl davrancamı falan daha karar vermiş de değilim, çelişki doluyum.
Bir yandan adam gibi bişey yaşadın, bitse de bundan sonra onun altına düşemezsin diyorum, sonra şimdiki halime bakıp bu aşktın ızdırabını biiip diyorum. Alkollüyken kendimi kontrol edemeyip dağıldım, şu alkole bi çeki düzen vereyim diyorum, bir yandan da kendini alkole ver diyorum. Bi yandan yılmadan baskıya devam diyorum, bi yandan beni istemeyeni ben hiç istemem diyorum. Onu geçtim Burak’a nasıl davranacağıma bile daha karar vermiş değilim. Hem hayatımdan çıksın istemiyorum hem de arkadaş olmak istemiyorum. Ya benimsin ya siktirip gidersin diyorum da ne olursa olsun görmeden, haber almadan, konuşmadan da yapamam diyorum. Hadi onu hallettik diyelim Burak’ın yeni bir şeye başlamasından acayip tırsıyorum.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Ayağımı kaydıran albümler I

Yüxexes’in en sevdiğim bölümlerinden biri x’in ayağını kaydıran albümler bölümüydü hala var mı yok mu onu da bilmem de ben kendi listemi çıkartayım dedim :) Sırasızdır!

22 Kasım 2009 Pazar

Kırılmak için doğru zamanı bekle

Yine bir How I Met Your Mother konusu; Kalbinizin kırılması için ne kadar beklersiniz? İzleyenler konu ilerledikçe bölümü hatırlayacaklardır ancak alakası olmayanlar da bilmek isterlerse birinci sezonun son bölümünden bahsetmekteyim ben.

19 Kasım 2009 Perşembe

Herkessiz

Bazen düşünüyorum, bakıyorum hayatımdaki herkese, hangisi olmasa yapamazdım diye düşünüyorum, kimseyi bulamıyorum. Hayatımdakiler mi çok boş diyorum, hayır hayat çok boş… Zaten yalnız geldiğin hayatı niye biriyle sürdürmeye çalışıyorsun ki? Yalnızsın, dünyada daha büyük bir gerçek de yok üstelik.

Aşk Hiç Biter Mi?

Bitti demekle bitmiyor hiç bir duygu, hele ki aşk? Aşk hiç biter mi? Hala dönüp baktığınız, hatırladığınız yerler hafızanızda, aynı tazelikte?

15 Kasım 2009 Pazar

Din güzel bir şiirdir, Tanrı’yla kul arasında

Berduş’un lafını dinledik,yenilenme sürecine girdik. Hayırlı uğurlu olsun. Maddeler arasında arz-ı endam eden “Tiyatroya gitme” hadisesi için en uygun etkinlik olarak Ferhan Şensoy’u seçti berduş, 2019 oyununu seyretmek farz oldu gözümde. Oyunu Çağrı’yla birlikte gayet güzel de bir yerde izledik, sevdik, ustaya bir kez daha saygı duyduk.
Ferhan Şensoy’un gözünden 2019 pek iç açıcı değildi kaldı ki bizim gözümüzden de gelecek umut verici değildi.

11 Kasım 2009 Çarşamba

8 Kasım 2009 Pazar

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim

Avrupa Yakası’nın bitişiyle dizi kültürüm How I Met Your Mother’dan ibaret oldu haliyle. Aşk-ı Memnu merakı da bitince kala kaldım ben de. How I Met Your Mother’ın 4. sezonda girdiği düşüşü hala toparlayamaması, 5. sezona harika bir açılış yapıp vasat seviyesinde seyreden bölümleri giderek sıkmaya başlasa da alışkanlık ve geçmişimizin verdiği saygıyla kendisini hala baş tacımız konumunda tutuyoruz tabii ki ama ’sadık’ izleyici Kıvıl artık How I Met Your Mother’ını aldatıyor :)

Tarihin tozlu sayfalarında bir kadın; Latife Hanım

Şimdilerde Çankaya’da kıçını yayıp oturan köşk sahibesi zamanında orda kimin yaşadığını bilir mi acaba? Kimin makamında gerici muhabbetler ettiğini, kimin makamını kızının düğünü için işgal ettiğini, kimin makamında türbanı özgürlük olarak nitelendirdiğini bilir mi? Bilmez, bilemez çünkü nasıl ki kocası Atatürk’ün makamını işgal ediyorsa onun karşı çıktığı fikirleri savunmak adına, o da Latife Hanım’ın anılarıyla dolu havayı soluyor her adımında. Onlar Atatürk’ü ne kadar anlayıp sevdi ki karısını anlasın? Mümkün değil. Sadece onlar değil bu ülkedeki hiçe yakın bir kesim anlamaz hatta bilmez bile. Okulda annesi, babası, kardeşi ezberletilir ama onun adı bile geçmez. Oysa ki o Kurtuluş Savaşı’nın ardından gelen en büyük savaşın oluşum simgesiydi, düşman kuvvetleri silahla yenen birliğin düşman fikirlerine karşı sembolüydü ancak ne o dönem yer verildi ona ne de sonra. Oysa herşeyiyle örnekti; Latife Hanım!

6 Kasım 2009 Cuma

Aşk yok mu diyorsun? “Yukarı Bak”

Facebook aleminin son gözde videosu hem dublajsız ve alt yazılı haliyle ilk sahnelerinin yer aldığı kısmı hem de aynı bölüme Teoman-Mavi Kuş ile Küçük Kız şarkısının montajlandığı versyonuyla UP filminin kareleri. Onlarınki video adının da yansıttığı gibi beşikten mezarar bir aşk hikayesiydi. Sonunda gittik, aşkı izledik.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kendinizden birşey bulmamanızı dilediğim bir film; Persepolis

Bayadır arıyor,merak ediyordum bu filmi ancak ne adını ne yönetmenini bilmeyince bulmak zorlaşıyordu. Tesadüfen bir karesinin fotoğrafını, daha sonra adını ve sonra da filmi buldum, izledim ve bayıldım. Gerçekten hariha olmuş herşeyiyle. Çizim tarzı ve görüntü kalitesi falan bir yana konusu başlı başına bir sinema devrimi. Sanatın her zaman gerçekleri göstermek için kullanılan bir silah olmasını sevmişimdir.

Böyle buyurdu berduş

1 Kasım 2009 Pazar

Bu iş zor yonca!

Türkiye hiç bir zaman ‘özgürlüğün ülkesi’ olmaz, olamaz! Bunun sebepleri kesinlikle tarihimizmiş, yok dış ülkelerin bize bakışıymış, yok oynanan oyunlarmış falan hiçbiri değil. Bizim kendimizi öldüren bir huyumuz var malesef; Biz farkı seviyoruz, hem de çok seviyoruz. ‘Farklıyım’ demeyen kimseyi görmüyoruz ancak gel gelelim farklı olana tahammül edemiyoruz.

28 Ekim 2009 Çarşamba

Kıvıl vs Garfield

İnsan kendini gider bir romantik komedi karakteriyle,bir tarihi karakterle eşleştirir di mi? Ama bu Garfield aynı ben :) :)

Devler Ligi’ne bayıldım

Kadınlar için futbol sıkıcı, ilkel ve gereksizdir. Ancak son zamanlarda kadınların da futbola büyük ilgisi dikkat çekiyor. Ben oldum olası severim. Öyle her maçı izlemem falan ama Fenerbahçe’nin önemli maçlarını kaçırmam,derbi ya da kupa maçlarını mutlaka izlerim. Milli maçları da kaçırmıyoruz tabii ki :) Acun özellikle kadınların da izleyebileceği bir lig yaratmış; Show TV’deki Devler Ligi bence Acun’un en iyi işlerinden biri olmuş. Erkeklerin de kadınların da keyifle izleyebilecekleri bir futbol programı var sonunda!

26 Ekim 2009 Pazartesi

İşin Kıvıl ‘Taraf’ı

Taraf Gazetesi’nin arkasında 20 soruluk bir anket olur,sorular değişmez,cevap verenler değişir falan. Bir gün sıkıntıdan bir arkadaşla oturup kendi cevaplarımızı vermiş,gülmüş,eğlenmiştik

Türkiye’nin ilk USB albümü yolda

110 farklı tarzıyla çıktığı günden beri sevdiğim gruplar arasında yer alır. “Bitti mi?” adlı şarkısıyla çıkış yapan grup yükselişini hiç düşürmedi,kendine has kitlesini genişleterek yoluna devam etti falan filan.. Her neyse. Grup üçüncü albümlerini çıkartmak üzere,albümün adı “Sıfır” ancak bu sefer ilginç bir yolla çıkartıyorlar albümlerini. 3bin USB alan grup albümlerinin tamamını bu USB’lerde satışa sunacak.

“Bu albümle henüz işim bitmedi!”

Cenk Han Alkaya hayatını rock müziğe adamış bir isim. Hastalığım da malumunuz, Uzun zamandır sıkıldığımız klasik röportajların aksine onu yansıtıcak bir röportaj yapalım dedik. Kendi albümünden müzik piyasasına, gündem konularından resmi sitesine samimi bir röportaj oldu diyebilirim. “Gülmeyi Dene”ten adam; Cenk Han Alkaya

22 Ekim 2009 Perşembe

Her şartta en iyisi; Cenk Han Alkaya!

Kolay değil en son Ağustos’da izlemiş olmak, hele ki aylardan Ekim gelmişse. Hergün konuşsak da dertleşsek de albümü baştan sona 3-4 kere dinlesem de onu canlı izlemenin tadını veremiyor bana hiçbirşey.
Konser haberi 8 Ekim’de bizzat Cenk abi tarafından veriliyor, hemen siteye haber veriliyor, heycan basıyor, gün sayılıyor. Konsere kadar afişler, bannerlar yapıyoruz, ben saniye başı etkinliği, klipleri falan paylaşıyorum, Facebook kilit noktasına geliyor :) O günler nasıl geçti anlatamam her takvime baktığımda “Geliyor Kıvıl”, “Az kaldı Kıvıl” diyorum kendi kendime…Herkeslere haber veriyorum bir yandan da, Sinan’ın doğum günü o gün, bana “Birşeyler yapalım” diyor, konsere gidicem gel diyorum. Sinan “Konserine gidicez bir bakalım neymiş” diyor bir iki klibi izliyor o gün akşam geldiğimde Cenk Han hastası olmuştu, virüs gibi bir kere girdi mi çıkmaz kandan, dinlediğinizde o virüse kapılmamanız mümkün değil (Adam gibi müziğe bağışıklığınız varsa orası ayrı).

Konserden 1-2 gün önce hafif hafif hasta olmaya başlıyorum, önemsemiyorum çünkü rahat bir 5 yıldır falan en kötü hastalığım burnumu silmekten burnumun acımasından öteye geçmemiş. Konserden 1 gün önce yataklara düşüyor, nane limon fondipliyor, “Yarına sağlam çıkmam lazım” diyip kendime psikolojik tedavi uyguluyorum. Konser günü geliyor, stajdayım öksürürken sadece boğazım acımıyor, resmen ciğerimi ağzımda hissediyorum. Sinan benden de beter durumda ama ikimiz de tutturduk gidicez konsere diye. O antibiyotiklere ben çaya kahveye saldırıp ayakta durmaya çalışıyoruz. Sinan bu savaştan galip çıkamadı, gününü evde yatak yorgan yatıp yatakta Cenk Han dinleyerek geçirdi. Ben mi? Ben tabii ki öksüre öksüre gittiğim konserden sapasağlam çıktım :)

İşin içine Balans adı girince insan JJ Balans ile karıştırıyor, karıştırmayın çünkü Brau, JJ Balansın tuvaleti bile olamaz. Sadece sahnesini görmek yeterli soğumak için. Normalde sahnesi yüksek ve biraz daha rahat hareket edebilinir bir genişliğe sahip olsa ideal konser izleme mekanım olabilirdi oysa ki,olamadı. Tanıtımın yapılmaması, Beşiktaş maçıyla konser saatinin çakışması, herkesin yatak yorgan yatıyor olmasıyla az kişiye verilen bir konser olsa da ne Cenk Han bozdu keyfini ne biz.

Dinleyiciler arasında Cenk Han Alkaya’nın Sodapop zamanından beri takipçisi olan bir grup varmış; 11 yıllık dinleyici. Bunun yanısıra Cenk Han Alkaya’yı ilk kez dinleyen bir grup vardı bu iki grubu neden belirttim; İki grubun da çooook çoooook eğlenmesi, program bittiğinde devaaaam tepkilerinden şunu söyleyebilirim ki bu adamı ilk kez dinleyen bayılıyor, bir milyonuncu kez dinleyen bıkmıyor! Konser sonlarına doğru baya bir coşan Cenk abi ve Gökhan abi(Gitarist) acayip bir atraksyon içine girdiler, bayıldım. Gitarla yaptıkları show unutulmaz, müthiş ve belleği dolan makinama küfür yağdırmama yetecek kadar çekilesiydi, belge yok!

Doyduğumu söyleyemem konsere 1 saat yetmedi bana, sabaha kadar çalsa gene doymam ben gerçi :) Albümün tamamı + bir Morrisey Irish Blood coverı ile konseri tamamladı ki normalde de bir iki şarkı daha çalıp inerdi en fazla zaten ama doymuyorum,doymuyorum,doymuyorum :)

Konserde tek olduğum için sıkılırım diye düşünürken Cenk abinin şu sıralar stüdyolardan çıkmama sebebi olan Tolga Abi’yle birlikte izledik konseri ama gördüm ki normalde konserlerde tek olmaktan nefret eden ben Cenk Han Alkaya konserinde tek olmayı kafaya takmıyorum, hatta tercih bile edebilirim bundan sonra. Zaten yanımda kim olursa olsun umrumda olmuyor, Cenk Han’ın karşısına geçip gözünün içine baka baka şarkıya eşlik etmek, arada kurulan göz temaslarıyla bakışmalarla işaretlerle telepatik iletişim kurmaya bayılıyorum, parazit yapmayın!

Konserin ardından Cenk Abi, sevgilisi ve dünyanın en tatlı sarışını Furkan abla, albümünü 4-5 gözle birden beklediğim dinlemek ve hemen yazısını yazmak için can attığım Tolga abi ve tabii ki grubun vazgeçilmezi Gökhan abiyle uzuuun uzuun muhabbet ettik, herşeyden :)  En az konser kadar keyifli olduğunu ekleyerek şu sonuca varmanızı sağlıyorum; Cenk abinin sahnedeki haline ayrı, dünyamdaki haline ayrı hayranım :)

21 Ekim 2009 Çarşamba

Tarihimizdeki “Kelebek Etkisi”

The Butterfly Effect filmi herşeyden öte teorisiyle izleyenlerin ağzını bir karış açık bırakmış bir filmdi. Teori basit ancak gözardı ettiğimiz bir gerçekten ibaretti; bugün yaşadığın çok basit bir olay yarınını kökten sarsar. Filmin giriş sahnesindeki açıklama çok daha etkileyicidir; “Bir kelebeğin kanat çırpışı gibi küçük birşey;tüm dünyanın yarısını dolaşacak bir tayfuna neden olabilir…” düşündüğünüzde bu teorinin hayatın her alanında böyle olduğunu görebilirsiniz. Son bir kaç gündür kafamı kurcalayan bir kaç tarihsel tercihimizde olduğu gibi. Bence tarihimizde “Kelebek Etkisi” yaratan olaylar!

20 Ekim 2009 Salı

Sadece çiftken keyifli işler

How I Met Your Mother’ın sürekli değindiği bir konu var efendim; çiftler neyi niye yapar? neler yapmak ister. Kavram şöyledir: Bekar zamanlarda yapan çiftleri gördüğünüzde burun kıvırdığınız ancak çift olduğunuzda yapmaya can attığınız,aslında ziyadesiyle gereksiz ve saçma olan hadiselerdir :) İşte benim yaptıklarım/istediklerim yani “saçma çift işlerim”

18 Ekim 2009 Pazar

Sinemanın kalbi ‘Altın Portakal’da DURUYOR!

Dünyada olduğu gibi bizde de sinema sektörü ikiye ayrılmış durumda; festival filmleri ve filmler. Festival filmi denildiğinde aklımıza ilk gelen sıkıcı, kasvetli, ağır işleyen filmlerdir ve tabii ki bu filmler gişe başarısından çok aldıkları ödüllerle konuşulur. Bir yandan da festivallerde ödül alamayan ama çok beğenilen, gişe başarısı olan filmler vardır. Bunların çoğu “çerezlik” olarak tabir edeceğimiz eğlencelik filmlerken içlerinde gerçekten çok güzel mesajlar olan, gerek oyunculuk gerek yönetmenlik olarak döktürmüş filmler de yer alır ancak o filmler genelde ödül almazlar.

13 Ekim 2009 Salı

Yamyam Yazarlık

Ayşe Özyılmazel’in yazısında gördüm bugün bu cümleyi, o da Haşmet Babaoğlu’nun yazısından görmüş hoş Haşmet Babaoğlu da Bodo Kirchoff’un ‘Kum Adam’ romanından görmüş neyse ya niye uzattım ki bu kadar :)

Kadınları doğru ve etkileyici anlatıyorsa, kendi hayatında onları ezdiğinin kanıtı sayılmalıdır bu! Bu bir yazarlık becerisinden çok bir tür yamyamlıktır. Belli ki, kadınların acısı ile beslenmiş adamdır!

Nasıl yani? Şimdi kadınları bu kadar iyi anlatan onca erkek yazar aslında kadınların acısıyla mı besleniyormuş? Abooo,olay!

12 Ekim 2009 Pazartesi

I was fine before you walked into my life

I was fine before you walked into my life
sen hayatıma girmeden önce iyiydim
Cause you know its over
çünkü biliyorsun bitti
Before it began
başlamadan önce

Haydı Kıvıl savaşa!

Yaşasın birbirini vurmanın yasal olduğu zararsız savaş ortamı! Yıllardır içimde ukte olan paintball arzum sonunda gerçekleşti iyi ki varsın Kampist!

7 Ekim 2009 Çarşamba

İyi ki doğdun, iyi ki oldun

Bugün Begüm'ün eniştesi,annemin damadı,benim herbişeyim Burak'ımın doğum günü :) Lanet olası IMF yüzünden aşkımız sekteye uğrasa da turşucunun ikramı turşu suyu hesabı benim hediyem de bu olsun :)

5 Ekim 2009 Pazartesi

Yalnız bir gece tuhaf bir eğlence

Güya bu Cumartesi iki kişiyle buluşacaktım (bkz: Cüneyt, Sinan) ikisi de satınca sap gibi kaldım peki ne oldu bugün (3 Ekim)?

3 Ekim 2009 Cumartesi

Ayrılık sonrası kadın sığınma evi; Funhouse

Boşanmış bir kadından beklenecek davranışlar genelde ağlama,zırlama,yas tutma gibi şeylerdir. Erkekse boşanmasını gece striptizcilerle kutlayabilir,bir sorun yoktur. Klişetör hatunum Pink boşanmasının ardından çıkarttığı Funhouse albümüyle bir kilişeyi daha yerle bir etmiş bulunmakta,seviyoruz kendisini.

Önce bir ön bilgi verelim Pink ve eski eşi hakkında da şarkıların anlamı güçlensin :) Şimdi Pink'in eşi motorsiklet yarışçısı, şimdi bu yarışçıların yardımcıları yarışın belli yerlerinde bunlara kartlarla yarış hakkında bilgi veriyorlar. Kaçıncı olduklarını, kaçıncı dönüşte olduklarını ya da durumlarıyla ilgili yani artık geçemeyeceksin boşver gibisinden notlar yazıyorlar. Bir yarışta Pink bu kartlarla o zaman sevgilisi olan eski eşine evlenme teklif ediyor ve öyle evleniyorlar :) Şimdi gelelim Funhouse albümüne. Önce klip sırası;

Mahkeme kararıyla kendinize erişim engellenmiştir!

Canları sıkıldıkça erişim yasaklayan ve her yasağa da aynı kulpları takan (Bkz: Telif hakkı, Atatürk’e hakaret) işgüzar hükümetimizin son yasağı gülme krizine sebebiyet vermekte. Facebook üzerinden en çok oynanan uygulamaların sahibi olan Zynga‘ya erişim engellenmiş ama hala kulp bulunamamış.

2 Ekim 2009 Cuma

İyi ki varsın Kampist!

İnternetin artık el atmadığı bir alan yok, internet direk birşeye el atmıyor tabi kullanmayı bilen aklı başında insanlar gerekli olan yerleri buluyor. En çok müzik sektöründe etkisini hissettiğimiz, yeni grupları keşfettiğimiz internetin en büyük nimetlerinden biri kesinlikle Kampist.

Foça Rock Festivali öncesinde tanıştığım Burak Saral’ın yürüttüğü bu site ve organizasyonları takip etmenizi öneririm zira hayalini kurduğunuz ama ekip arkadaşı, yer ya da cesaret bulamadığınız etkinliklerin içinde bulacaksınız kendinizi geçmişte yaptığı paraşüt eğitimi bu ay içinde yapacağı paintball etkinliği gibi. Bunun yanı sıra hafta sonları için güzel kaçamak kampları da olmakta.

Paraşüt eğitimine gitmeyi çok istemiştim ama malesef kaçırmıştım. Paintball etkinliğiniyse kesinlikle kaçırmaya niyetim yok zira yıllardır hayalini kurduğum ama ekibi bir türlü kuramadığım bir hadise. Bunun yanı sıra yakınlarda bir ATV safari ve Buz pateni etkinliği var gene ikisi de yapmayı isteyip de ertelediğim hadiseler işte sırf bu yüzden; İyi ki varsın kampist

Koç kadını olmak

Zor iştir koç kadını olmak bu devirde ve bu ülkede, kendim koçum ordan biliyorum.

Koç kadını nasıldır, işte benim gibidir tamamen hani bazı insanlar burçlarının sevdiği özelliğini alır da ötesine karışmaz ya ben de yok öle bişey olumlu olumsuz herşeyimle koç hatunuyum ben :)

Kıvıl’ın cismi mutluluk listesi

Mutluluk hem maneviyatta falan filan tamam ama paranın satın aldığı mutlulukları da es geçmemek lazım; işte cismi mutluluk listem yani mutluluk veren, satın alınabilinir/yapılabilinir şeyler :)

1 Ekim 2009 Perşembe

Silahlı ve tehlikeli “Kaçak”lar


İstanbul FM’den hastası olduğum DJ Büşra ve harika programı Büşra ve Ruj ile başlayan Büşra aşkı, akabinde Büşra’nın o seneki Nokia Supersound yarışmasında büyük ses getiren Ali Seval’le çalışması, ardından Ali Seval’in yarışmanın diğer güçlü adaylarından Övünç ile ortaklığıyla keşfettim Kaçak grubunu. Aylin Aslım’ın verdiği sınırsız destek ve nihayetinde gelen Övünç-Aylin ortaklığı ile Kaçak iyiden iyiye merak uyandırmaya başlamıştı akabinde Aylin Aslım’ın şarkı sözü ile desteklediği Hande Yener ve Ali Seval’in ortak çalışması Ne Rüyası? geldi lakin kuşkusuz iki elemanın da çalıştığı onca kişi arasında benim favori projem Esin İrisle yapılan Slolgan Yok çalışması. Ali Seval’in sert rap vokali, arkadaki sert gitar tınıları,Övünç’ün brutal vokalleri,Esin’in gerek klipte gerek vokalde sergilediği hem eleştirici hem de takmayan halleri ise hatunu daha da bir sevilesi kılıyor. Myspace adreslerinde diğer şarkıları da mevcut,bence bir kulak kabartın zira sırayla dinlerseniz sonundaki Ayrılık Şarkısındaki tepkiniz; “Bunu aynı adamlar mı yapmış?” olacaktır.

Grup slow şarkılarda çok başarılı, "Ölünür de" ve "Ayrılık Şarkısı"nda olduğu gibi ama bunun yanı sıra Türk rock müziğin sert grup ihtiyacına yetecek kadar da sağlamlar. Şarkı sözleriyle, müzikleriyle ve çifte kavrulmuş vokalleriyle geleceği en sağlam gruplardan biri. Yeni demek için geç eski demek için erken her türlü şahaneler.

Kendi tarzları keskin olsa da projelerde yer almaları ve değişik tarzlarda kişilerle çalışmaları grubun rengine renk katacaktır kesinlikle.

Albüm lansmanında gerek kendi şarkılarıyla gerekse coverlarıyla gecemizi şenlendirmiş, bağımlılık yaratmışlardı. Daha sonra albümlerini aldığımda bunun sadece sahnede kalan bir büyü olmadığını gördüm, gerçekten müthişler.

İki ayrı vokal ve solo işler yapan grup elemanlarının oluşturdukları gruplar pek tat vermez aslında hepsinin diğer işlerine gider kafa ortak paydada birleştirilmez ama Kaçak hem farklı işlerde boy gösterip hem de sahneye çıkıp Kaçak olabiliyor.

Eklemeden olmaz; Silahlı ve Tehlikeli adlı şarkılarıyla siyasi ya da güncel olaylarla ilgili kendi kendime ahkam kestiğim bölüme de adlarını verdiler; Klavyeli ve Tehlikeli :)

Uzun bir aşk hikayesi; How i met your mother

Beşinci sezonunun ikinci bölümünü geçtiğimiz Pazartesi günü yayınlayan How I Met Your Mother hakkında bir yazı yazmamak olmaz. Sevdiğim, sevmediğim, kızdığım, hoşlandığım herşeyi yazıp duruyorum onu es geçemem :)

30 Eylül 2009 Çarşamba

I can cut you into pieces when my heart is broken

I don’t know if I can yell any louder
Bilmiyorum daha yüksek sesli haykırabilir miyim
How many times have I kicked you outta here?
Kaç kez seni buradan kovaladım?
Or said something insulting?
Yada hakaret edici bir şey söyledim?

I can be so mean when I wanna be
Olmak istediğimde çok kaba olabilirim
I am capable of really anything
Gerçekten pek çok şeye kabiliyetim var
I can cut you into pieces
Seni parçalara kesebilirim

When my heart is
Broken

Kalbim kırıldığı zaman

Please don’t leave me
Lütfen beni terk etme
Please don’t leave me
Lütfen beni terk etme
I always say how I don’t need you
Hep sana nasıl da ihtiyacım olmadığını söylerim
But it’s always gonna come right back to this
Fakat mesele hep doğru buna geri dönecek
Please, don’t leave me
Lütfen, beni terk etme

How did I become so obnoxious?
Nasıl böyle iğrenç oldum?
What is it with you that makes me act like this?
Benim böyle davranmama sebep olan ne var sende?
I’ve never been this nasty
Hiç böyle edepsiz olmamıştım

Can’t you tell that this is all just a contest?
Bunun tümünün yalnızca bir yarışma olduğunu söyleyemez misin?
The one that wins will be the one that hits the hardest
Kazanan kişi en sert vuran kişi olacak
But baby I don’t mean it
Ama bebeğim bunu kast etmedim
I mean it, I promise
Kast ettim, söz veriyorum

I forgot to say out loud
Yüksek sesle söylemeyi unuttum
How beautiful you really are to me
Benim gözümde gerçekten ne kadar güzel olduğunu
I can’t be without
Sensiz olamam
You’re my perfect little punching bag
Sen benim mükemmel küçük yumruk torbamsın
And I need you
Ve sana ihtiyacım var
I’m sorry
Üzgünüm

Bence dünyadaki en tehlikeli canlı ne aslan ne kaplan; terkedilmiş/aldatılmış kadındır. Şimdi nerden çıktı bu? Pink’in Please Don’t Leave Me klibini izlemişsinizdir, izlemeyenlere kıyak geçelim.

Gördüğünüz gibi o duygusal, şefkat dolu, sevecen, savunmasız varlıkların içindeki şeytanı çıkartmaya gelmez kesinlikle, ne yapacağı belli olmaz. Pink’in canlandırdığı gibi fiziksel bir şiddetin olma ihtimali çok düşük, sağlam bir odunluk,öküzlük yapmanız lazım (ya da hatunun benim gibi şiddete meilli olması lazım :) ) kadının şiddeti genelde bu yönde olmaz zaten çünkü her ülkede, her yaşta kadın zaten bu tür bir şiddetle karşılaşıyor ve bunun verdiği acıyı artık hissetmiyor. Öyle ki dünya starı, Amerikalı pop yıldızı Christina Aguilera bile yıllar sonra çocukken gördüğü şiddeti itiraf etmiş, herneyse konumuz bu değil. Fiziksel şiddet kadın için yeterli bir ceza değildir. Kadınlar için kafa bulandırmak kafa kırmaktan daha tatmin edici bir yol.

En bilinen intikam eğer durum buna müsaitse kendinden mahrum bırakmaktır. Erkek bir odunluk yaptı da pişmansa, dönmeye can atıyorsa, kendini affettirmeye çalışıyorsa bu yol kullanılır yoksa zaten siktirip gidenin neyinden mahrum ediyorsun ki kendini. Buna en büyük kanıt da salonda yatırma hadisesidir. Kavgadan sonra yastık,yorgan koymak salonda yatacaksın demektir,peki salonda yatırmanın mantığı aslında ne? Tamamen kendinden mahrum etmek.

Gidenin umrunda değilse hayatı zindan etmek… Bu aşamada kendimden bir örnek vereyim çünkü her koşulda en sevdiğim yöntem hayatı zindan etmek :) Ben vakti zamanında beni ziyadesiyle uyuz eden eski sevgilinin numarasını Mynet Chat’in en ateşli cinsellik sayfasına,en ateşli nickle üye olup dağıtmıştım. O günden sonra o telefon susmuş mudur,ne olmuştur,arayanlarla nasıl başetmiştir hiç öğrenemedim ama eminim öğrenseydim çok eğlenecektim,öğrenmeden de eğlendim :)

Sinsi kadınların vazgeçemediği yöntem; umursamamak. Herif bir yerden sonra öyle bir moda giriyor ki kendini dünyadaki en iğrenç yaratık,en değersiz varlık gibi hissediyor. “Bu niye takmıyor beni” ile başlayan ve zamanla “Lan kafamı gözümü kırsaydın iyiydi” moduna sokan,kendi kendiliğine işleyen bir yöntem

Affetmek iyi insanların intikamıdır” demişler ama ben iyi biri değilim :) İyi kızlarımız da bu yolu iyiliklerinden kullanmaz zaten, kadın sözlüğünde affetmek=ömür boyu başına kakmak, insan doğduğuna pişman olur valla.

Herifi unutmak ve hayatına devam etmek ise umursamamak ile aynı görünse de aslında ayrıldıkları sağlam bir nokta var; rol ya da taktik değil! Bırak kendi bokunda boğulsun,sen uzaktan seyret, haline gül ve yüzünü çevirip eğlenmene devam et :)

28 Eylül 2009 Pazartesi

Adı “Kolpa” kendisi on numara

Gözde’nin doğumgünü vesilesi ile saat 4 gibi gittiğim kasette her zamanki tayfa; Begüm, Can, Ozan, Cem, Gözde, Çağrı, extradan Merve ve arkadaşı Emre, akabinde Miraç,İnanç,Serhat. Benim kadrom budur arkadaş ( Hale’m de olsa fena mı olurdu sanki?)

27 Eylül 2009 Pazar

Bitti… Zor oldu ama bitti

Bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen… Unutamıyor, sevmeye devam ediyorsun herşeye rağmen ama bir anda bitiveriyor içindeki herşey,unutuyorsun aniden,unutmam lazım dediğin yasağını,birden.

25 Eylül 2009 Cuma

“Bir Münevveri mi unutamadınız?”

Hep yazıp yazıp sildim şu Münevver davasını. İki gün sonra yakalanır yazdığımla kalırım dedim de o iki günler kaçla çarpıldıysa artık 200 gün oldu ama sonunda Cem Garipoğlu yakalandı falan filan.

Davanın seyrinden çok halkın tepkileri ilginç geldi bana. Kimisi davayı çok küçümsedi; hergün cinayetler işleniyor niye abartıyorsunuz dedi, kimisi de namus meselesi yapıp baş tacı etti.Peki dava gerçekten küçümsenecek bir dava mıydı?

24 Eylül 2009 Perşembe

Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Öyle dudak büküp hor gözle bakma,bırak küçük dağlar yerinde dursun
Çoktan unuturdum ben seni çoktan ah bu şarkıların gözü kör olsun
Güzelsen güzelsin yok mu benzerin? Goncadır ilk hali bütün güllerin
Aklımda kalmazdı yüzün,ellerin ah bu şarkıların gözü kör olsun
Sonunda tuz bastım gönül yarama,nice dağlar koydum nice arama
Seni terkedipde gitmek var ama ah bu şarkıların gözü kör olsun

Şarkıyı dinlemek için; Teoman En Güzel Hikayem gibi ancak tehlikeli bir şarkıdır bu çünkü Şebnem Ferah tarafındaysanız etkili olur ama dinlerken Teoman tarafına kayarsanız depresif mod on olur kalırsınız mal gibi (Ben Şebo’dan yanayım :) )

Nostajik Kıvıl Halleri

Ne Issız Adam ne de babamın meyhane modu şarkıları sokabildi beni bu havaya. İki gündür Karaböcek kardeşler senin,Emel Sayın benim geziniyorum.

NMK hatırası,üstüme bir nostaji havası. Ne son gün gece sahilde dinlediğim Dilek Taşı düşüyor dilimden ne de Yağmur. Hal böyle olunca,araya da Nil Burak,Semiramis Pekkan falan karışınca nostaji kaçınılmaz oluyor haliyle.

Sizden neyimi saklamışım ki listemi saklıycam :) Buyrun playlistim. Tuhaf bir şekilde çok sevmeme rağmen ne Tanju Okan var listede ne de Zeki Müren. Tamamen bayanlardan oluşan bir playlist oluşturdum,sebebini bilmiyorum ama feminist anlamlar yüklemeyin lütfen :)

Son dönemler zaten Issız Adam sağolsun herkes bir eskilere kaydı, Göksel de albüm yaptı hem de aynı kayıt tekniğini kullanarak ama ne yalan söyleyeyim orjinalinin tadını vermiyor malesef. Göksel’den falan değil,aynı kişiler şimdi söylesin gene vermeyecek o havayı biliyorum.

Peki bu şarkıları bu kadar sevme nedenimiz ne? O dönemin şarkılarının her biri unutulmaz,yeri dolmaz bizim için ama neden? Filmlerin etkisini inkar edebilir misiniz şu aşamada? O dönem ne Myspace var ne Youtube(şimdi çok var ya!) haliyle şarkıların,şarkıcıların tanıtımı için film çekilir olmuştu. Şarkıya uygun senaryo ya da bölüm hazırlanır,filmin en güzel yerinde konulur,yürekler dağılır. Şimdi de aynı yol izlenmeye çalışılıyor özellikle de dizilerde. Sertab Erener’den Göksel’e şarkı tanıtma yolu olarak diziler kullanılıyor, Gökhan Kırdar ya da Kıraç gibi dizi müzikleri yaparak kendilerini tanıtıyor müzisyenler. Başarılıdır,değildir tartışılır belki ama aynı stratejinin aynı sonucu verdiğini söylemek zor. Tamam çok güzel şarkılar çıktı kabul özellikle Haziran Gecesi’nin müziklerini yapan Gökhan Kırdar hem o dizide hem de Kurtlar Vadisi’nde çok iyi müzikler çıkardı. Duvar adlı diziyi hiç izlemememe rağmen müziği hala dilimde,Senden Başka için de aynı şey geçerli ama olmuyor,o nostajiyi yakalayamıyorum ben ne yapayım :)

Son olarak; sizleri öper,esenlikler dilerim (Bir öptüm,bir öptüm,bir daha öptüm)

23 Eylül 2009 Çarşamba

İnanmaya halim kalmadı diye bitti

egh1

Hayata sansür!

sansr

15 gün ortadan kayboldum gene ortalık karışmış canım,sizi de boş bırakmaya gelmiyor valla. Myspace’de bir fotoğrafa bakmak için giriyor olmasam belki de hala bihaber olacaktım olaydan; Myspace ve Last fm kapatılmış hem de biz Youtube’un açılma kararını beklerken.

21 Eylül 2009 Pazartesi

Matematik bahane ortam şahane :)

nmk1

Matematik hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı benim için onu yekten söylemek isterim. Nesin Matematik Köyü'nde problemin sonucu değil sonuca nasıl vardığın önemliydi, dersler eğlenceliydi ama herşeyden önemlisi biz çok eğlenceliydik.

3 Eylül 2009 Perşembe

Hile,şans,zeka,kader

Film izlemekte geç kalmam artık efsane (Son Durak’ı çıktığı gün izledim ona sayın :) ) Dünyayı kasıp kavuran bu filmi nasıl bu kadar geç izledim? Onu da geçtim bu kadar güzel bir filmi nasıl bu kadar geç izledim? Allah beni kahretsin o zaman :)

2 Eylül 2009 Çarşamba

Amatör ruh,profesyönel iş

Pop ve rap camiası starlarını ucuz televizyon showlarında arayadursun bizim rock tayfası kaliteli yarışmalarla adlarını duyurmaya çalışıyor. Rock’n Dark Express, Roxy Müzik Günleri, Nokia Supersound piyasaya önemli isimler kazandıran yarışmalardan sadece birkaçı.

Kamerası olan film çekmiş

Yeni dönem tam 50 yerli film gösterime girecekmiş. Bunların içinde merakla beklenen işler olduğu kadar muhtemelen sadece ödül alırsa adını duyacağımız yapımlar da olacak.

Kimisine göre bu iş zenginlik,kimisine göre intihar,bana sorarsanız gerzeklik. Türkiye’de ne 50 filme yetişecek ekip var ne oyuncu ne yönetmen. Eline kamerayı alan film çekmiş anlaşılan. İşte dikkat çekenler;

Yine gidiyorum

İzmir’e bir giden aşık olur,bir daha vazgeçemez derler. Foça Rock Tatili için gittiğim İzmir’e gene gidiyorum ama aşkımdan falan değil :) Aziz Nesin vasiyeti Matematik Köyü’ne gidiyorum,15 gün yokum.

Bütün okul hayatım boyunca kabus olan, 2-3 ders bile dayanamadığım matematiğe 15 gün nasıl dayanıcam? Meçhul! Prof. Ali Nesin’in ve Şirince’nin havasıyla belki ben de havaya girerim de şu lanet ettiğim matematiğin aslında süper birşey olduğunu kavrarım (Belki!)

Aslında benim derdim matematik değil,belki kendisine aşık da olabilirdim annemin olduğu gibi ama aşkımıza maniler var; hocalar ve eğitim sistemi gibi.

Matematik Köyü Şirince’nin de 1 km uzağında, Nesin Vakfı’na ait bir arazide kurulmuş, bildiğin dağ başı bir yermiş, 55 dönümlük ve 30 dönüm zeytinliği olan,sessiz,sakin bir yermiş.

Temiz hava falan belki deniz meniz,televizyon ya da müzik yayını yok. İşin içine matematik girmesi bana yeterince kötü geliyor hiçbirşey bunu şuan güzelleştiremez :)

Her neyse laptobum ve ben sizleri oralardan selamlarız artık :) Bakarsınız “Seni seviyorum Matematik” başlıklı bir yazı olur burda, bundan 1 yıl sonra da “Öss’ye geçirdim” başlıklı yazı, ondan bir süre sonra “Sana girdim x üniversitesi” yazılı bir başlık :) (Neden x üniversitesi?: Seçtiğim,aha gircem dediğim bir üniversite yok çünkü,takıntılı bir insan değilim :)Başlıklarımızı şimdiden belirlediğimize göre bekleyelim de görelim bakalım kim kime geçirecek :)

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Ölüm burnunuzun dibinde

3D teknolojisi yavaş yavaş yayılmaya başladı sinemalarda. Daha önce Sevgililer Günü Katliamı da 3D formatında izleyicilere sunuldu ancak ben sinemada izlemedim ancak dün Son Durak 4′ü yerimizden fırlayacak,kaçacak kadar zevkli izledik.

28 Ağustos 2009 Cuma

Büyüdük; “Büyü artık” derlerken

Bugün garip bir gün geçirdim Burcu'yla. Önce bilmeyenler için Burcu'yu anlatayım ki hikayenin manası olsun :) Bundan 5 yıl önce benim liseye(Tuncay Azaphan Anadolu İletişim Meslek Lisesi) başladığım gün mülakattan tanıştığım Billur ile daha sınıflar belli olmadığı için tesadüfen girip oturduğumuz bir sınıfta önümde oturan iki kızdan biriydi Burcu,diğeri de Nalan. Soğuk bir havası vardı. Nalan dönüp dönüp bizle konuşur, o bakmazdı işte öyle arada göz ucuyla. Sıkıntıdan sırayı karalamaya başladım ben de,nasılsa tahta değil silinir cesaretiyle. Başladım doldurmaya; Teoman,Vega,Şebnem Ferah... yazıları görür görmez boynuma atladı manyak :) O günden beri kardeşim işte kendisi.

Tek rakibim Bülent Ersoy

Bülent Ersoy’un asaleti(!) malumunuz, kendisi yüksek makamda, Tanrı elçisi, biz ölümlülerin ulaşamayacağı bir varlık. 3 kere yaşanan THY skandalı da bunun en büyük kanıtıdır herhalde.

Yaşasın (=

Ben alkolün bünyeye yararlı olduğunu düşünenlerdenim. Sağlık malık kısmına karışmam ama alkolün vücuttaki mikropları öldürdüğünü düşünüyorum. Mikrop dediysem şu reklamlardaki yeşil canavarlar değil, dert mert işte.

Şarap zaten içilmesi tavsiye edilen bir içki. Babam bana küçükken kan yapsın diye içirirmiş mesela. Bugün gördüğüm haberde biranın da kadınlara yararlı olduğu ortaya konmuş,osteoporoz riskini azaltıyormuş ancak bu alkolden değil biranın içindeki bir maddeden dolayıymış.

Osteoporoz nedir önce ona bakalım; kadınlarda görülen bir kemik kaybı hastalığıymış. Kemik erimesi ve meme kanserinden sonra en sık görülen hastalıkmış aynı zamanda.

Biranın bu hastalığa iyi gelmesi de bir çelişki çünkü fazla alkol tüketimi de hastalığı tetikleyen sebeplerden. Şimdi her alkollü içki doğal olduğundan dolayı bir takım yararları var hepsinin ayrı ayrı. Habere göre günde bir bardak bira koruyor, günde bir kadeh şarap içilmesi yıllardır söylenen birşey zaten. Yani haftada bir bokunu çıkaracağınıza her gün bir tane için demeye getiriyorlar :)

27 Ağustos 2009 Perşembe

Beni yemek isteyen bir adam arıyorum

Hatun milletini anlamıyorum kardeşim, hem de kendim hatun olduğum halde. Bu dizi/film karakterlerine olan saplantılarına bir derece alışmışken, bu karakterler gibi sevgili arayışını yeni yeni kabullenmişken bu Edward çılgınlığını aklım almıyor.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Sevilecek kız nasıl olmalı(ymış)?


Mallar listesini açıklamış; sevilmek için bunlar gerekiyormuş.

“Eşcinsel değil feminenim”


Hayallerim yıkıldı ey okur. Bunca yıl “İbne lan bu” dediğimiz Kuşum Aydın meğersenem sadece feminenmiş. Yıllardır sabah programlarıyla bacımız olan Aydın’ın bu açıklamasına en çok izleyici teyzeler üzülmüştür herhalde.
Hatırlıyorum da benim babaannem de çok severdi Aydın’ı, severdi de “kızım” diye severdi :) Kendisi zaten matrak bir hatundu hey gidi günler.

Müziğin kadar adamsın

Bayılıyorum şu bilmem ne üniversitesinin yaptığı araştırma sonuçlarına. Her gün gazetelerde mutlaka böyle bir haber vardır. “Bilmem kaç bin kişi üzerinden yapılan araştırma sonucunda bilmem neyin bilmem ne olduğu ortaya çıktı” gibi :)

Bu filmden sonra hala Kemalist olan var mı?

Çıktığı dönem olay yaratan,hakkında suç duyuruları açılan,dindar kesim tarafından sahiplenilen ve bir karalama kampanyası olduğu söylenilen olay film Mustafa‘yı çıkışından 10 ay sonra izleyebildim ancak. Can Dündar nasıl bir iş yapmış? Nasıl bir film olmuş? Bu kadar eleştirilecek ne varmış? Neler anlatılmış? Söylenenler doğru muymuş? Eleştirenler haklı mıymış? Filmi bu kadar merak etme ve izleme sebebim tamamen bu soruların cevaplarını bulmaktı. Boşuna dememişler reklamın iyisi kötüsü olmaz diye. Zaten sinemaya giden,DVDsini ya da CDsini alan,indiren hemen herkes yapılan eleştirilerden dolayı bu filmi merak etti konusundan öte.

25 Ağustos 2009 Salı

Beni sevseydin bırakmazdın!

En klişe sahnelerden biridir; herif gider,sonra gelir. O arada hatun kendine bir hayat kurmuştur ama onun dünyadaki tek görevi herifi beklemektir,başka bir hayatı olamaz.